Bölüm 14
Portal’dan çıktıktan sonra, arkadaşlarım ve ben kendimizi devasa, kasvetli bir odada bulduk.
Önümüzde, bir şey görmeyi imkansız kılan bir aday topluluğu duruyordu. Görebildiğim tek şey birbirine benzeyen ve üzerlerinde numaralar olan beş benzer kapıydı.
Bu kapıları, duvarlardaki resimleri ve güzelce yanan büyülü meşaleleri görmezden gelirsek ise buraya rahatlıkla sıradan bir oda diyebirdik.
Ama yine de... Buradaki atmosfer ağırdı. Ne de olsa burada bulunan herkes rakipti. O sınavın baskısını hissediyordum... Ancak aniden gelen Hayato’nun sesi beni yeniden gerçekliğe döndürdü.
— Nihayet o mavi dünyadan kurtulduk. Orada biraz daha kalsaydık, her yeri mavi görmeye başlayacağımdan emindim, — dedi Hayato, aynı anda panikle gözlerini kırpıştırıp ovuşturarak.
— Evet, pek de rahat bir yer değildi… — diye ekledi Renta, kıyafetlerini düzelterek. Görünüşe göre şuan kendini daha iyi hissediyordu.
— Tamamdır beyler, o dünya geride kaldı. Şimdi nihayet yumruklarımızı sallayabiliriz! — dedi Ginto neşeyle parmaklarını kütletmeye başlayarak.
Onlarla tamamen aynı fikirdeydim. O dünya harikaydı, elbette, ama oradayken o belirsizlikteki tehlike hissi beni hiç terk etmemişti. Kesinlikle bir şeyler garipti orada. Tsukuya haklıydı, bilinmezlik korkutucu birşey…
Portallar Dünyası hakkında düşünürken, birçok adayın Ginto’ya yan gözle baktığını fark ettim. Görünüşe göre onun sözlerini ciddiye almışlardı.
— Hey! Sınav görevlileri, bu ne saçmalık! Bizi burada öylece tutmayı bırakın! Bu lanet sınav ne zaman başlayacak?! Ha! — Kalabalıktan bir anda kaba bir ses yükseldi ve tüm dikkati üzerine çekti.
Evet, bu sesi karıştırmak imkansızdı. Bu onun sesiydi: Takanaga Gairo!
— Ne bağırıyorsun be?! Koca serseri parçası seni! — diye birisi köşeden seslendi.
Herkesin aklına tek bir düşünce geldi: “Bu aptal mı? Gairo’ya bağırılır mı hiç?”
— Eyvah eyvah… Galiba şimdi birileri dayak yiyecek, — Hayato melodik bir sesle fısıldadı.
— Ha?! Sen ne hırlıyorsun be, köpek! Küfretmeden önce kendini göster! — bağırarak karşılık verdi Gairo. Buradan bile yüzünde beliren damarlar görünüyordu; yüzü tamamen damarlarla kaplanmıştı.
Ve aniden kalabalık içgüdüsel olarak dağıldı ve bir geçit açtı.
Odanın merkezine, Gairo’nun durduğu yere doğru, kahverengi saçlı ve uzun perçemli bir aday sakince yürüdü. Dur bir dakika, o perçem ve yüzündeki sargılar… Bu o çocuk… Ginto’ya sataşan çocuk! Adı neydi? Ka… Evet, Kazuma!
Ben adını hatırlarken, Kazuma çoktan Gairo’ya yaklaşmış ve onu küçümseyerek izlemeye başlamıştı.
— Ee, şimdi konuşalım mı? — diye sordu Gairo, hafifçe öne eğilerek, yüzünde korkunç bir gülümseme oluşmuştu.
Gairo başını eğdiğinde, onun yüzü ve Kazuma’nın yüzü birbirine çok yakındı. Ama kulaktan kulağa gülümsemeye başlayan Gairo’nun aksine, Kazuma çok sakindi. Gairo’nun yüceliği karşısında bir saniye bile titremedi, sadece doğrudan gözlerinin içine bakmaya devam etti.
Tam ağzını açtı ki, tüm büyülü meşaleler söndü ve hepimiz karanlıkta kaldık.
— Lanet olsun ya, tam en heyecanlı yerinde reklam arası mı?! Bu reklamlardan nefret ediyorum dostum, — diye geveledi Hayato karanlığın içinde.
Ama onun sözlerinden sonra, duvarlardaki meşalelerden hepimizin önünde ince kırmızı mana akımları yayılmaya başladı. Odanın içinde dönmeye başlamışlardı aynı zamanda geride yumuşak bir parıltı da bırakıyorlardı; bu da onları ayırt etmemize yardımcı oluyordu. Bir süre daha döndükten sonra, kırmızı mana yavaş yavaş merkezde toplandı ve uzun kırmızı perçemli ve kendini beğenmiş bir gülümsemeyle dev bir yüz şeklini aldı.
Yüz oluştu ve aniden gözlerini açıp, bize doğru baktı.
— Hoş geldiniz, cahil veletlerim! — diye bir ses tüm odada gümbürdedi, bu ses o kadar yankılıydı ki odada rüzgar bile oluşmuştu ve bu yüzden de vücutlarımızı ürperti kaplamıştı.
Kırmızı mana’dan yüz bunu söyledikten sonra, tüm meşaleler aniden tekrar alevlendi, ancak bu kez çok daha güçlü bir şekilde salonu sıcak bir ışıkla doldurmuşlardı.
— Benim adım Kiyoma Agatsuchi ve bugün için sınav görevliniz ben olacağım, — dedi kırmızı yüz. Demek adı Kiyoma’ydı. Bu soyadını nerede duymuştum ki?
— Görünüşe göre bu harika ve heyecan verici sınavın başlamasını sabırsızlıkla bekliyorsunuz, yanılıyor muyum? — diyerek yüksek bir sesle kahkaha attı, bizi iyice sağır ederek…
— Ne bağırıyor bu ya? Şimdi sağır olacağım… — dedi Hayato, kulaklarını tutarak.
“Gerçekten de, bu sınav görevlisi Kiyoma biraz tuhaftı,” diye düşündüm, ben de kulaklarıma doğru ellerimi götürmüştüm.
— Pekala, pekala, bu kadar eğlendiğimiz yeter. Önce size R&K Sınavı’nın sistemini anlatayım. Burada öylece yumruklarınızı ve silahlarınızı sallayıp canavar öldürmeye çalışacağınızı düşünmediniz, değil mi? — diye ciddi bir yüz ifadesiyle bize bakarak belirtti sınav görevlisi Kiyoma. Gerçi mimikleri sürekli değişiyordu.
Ve nihayet sesi normale döndü. Sanki Hayato ve beni duymuş gibiydi.
— R&K Sınavı sadece büyücü olmanızı sağlayan bir sınav değil, bu sınav sizi büyücü yapan bir sınavdır! — diye kendinden emin bir şekilde devam etti. — Ve bunun için katılımcıların tüm yeteneklerini test ediyoruz. Ve aranızdan sadece yirmi aday sınavı geçebilecek ve gerçek Kutsal Büyücü olma hakkı kazanabilecek. Unutmayın bu sizin ilk ve son şansınız, — diye belirtti ufak alaycı bir gülümseme atarak.
— Bunların hepsini zaten biliyoruz, — diye adayların arasından uzaktan bir ses duyuldu, oluşan sessizliği bozarak.
— Öyle mi? Ne yazık… Biliyor musun, bunları kaç kere duyduğunuz umrumda bile değil, — dedi sınav görevlisi
Kiyoma, sakin ve ardından keskin bir sesle. — O zaman şöyle söyleyeyim: Peki siz veletler, sınavınızın beş aşamadan oluştuğunu ve her aşamanın sizi farklı kategorilerde test ettiğini biliyor muydunuz? — diye sordu.
— Evet, biliyordum, — diye biri gururla söyledi.
— Hmmm… Aferin, ufaklık, lütfen kendini göster, — dedi sınav görevlisi Kiyoma kibarca. Ama yüzünden, düşüncelerinin sesi kadar kibar olmadığı anlaşılıyordu.
Onun sözlerinden sonra, Gairo ve Kazuma’nın önüne bir çocuk çıktı. Kısa mor saçları vardı ve kendinden çok emin bir duruşa sahipti.
— Galiba bu çocuk bir asilzade, — diye yavaşça fısıldadı, yanımda duran Tsukuya.
“Evet, Tsukuya haklıydı,” diye düşündüm, kollarındaki parlayan altın bilezikleri görerek.
— Hadi canım, bakın burada kimler varmış! Kiyoma Klanı’nın genç dahisi. Klan başının küçük şımarık uğluşu, — diye gülümseyerek alay etti sınav görevlisi Kiyoma
— Bende seni gördüğüme mutlu oldum, Agatsuchi Ağabey, — dedi mor saçlı çocuk. Bunu duyunca sınav görevlisi Kiyoma’nın yüzü bir anlık ekşidi.
— Demek on altı yaşına geldin? Veletler ne kadar da hızlı büyüyor… — diyerek tavana baktı. — Neyse, şimdi önemli olan bu değil. Asıl önemli olan kuralları bilmen. Ve bu, bir inek öğrenci için çokta şaşırtıcı değil. Peki, o zaman burada neler olup bittiğini arkadaşlarına anlatmak ister misin, çok bilmiş Mikazuki? — diye sordu sınav görevlisi Kiyoma memnun bir gülümsemeyle.
— Bu aslında senin görevin, ağabey. Ve ayrıca, bizi burada tutmaya da hakkın yok, — diye belirtti Mikazuki, sınav görevlisi Kiyoma’nın memnun gülümsemesini silerek.
— Pffff… Sıkıcısın. Tamam, her şeyi kendim anlatacağım, seni aksi çocuk, — dedi.
Görünüşe göre R&K Sınavı’nın en iyi görevlisi bize denk gelmişti...
— R&K Sınavı, sizi farklı niteliklerde test eden beş aşamadan oluşur ve bunları adlandırırsak şöyle olur: Hız, Zeka, Kuvvet, Büyü ve Final. Bu aşamalar sayesinde büyücüleri daha doğru ve yerinde seçebiliriz. Ve sizin için de bu harika bir fırsat. Örneğin, güçlü değilseniz ama zeki veya hızlıysanız, yine de sınavı geçme şansınız var, — diye sakin bir sesle söyledi.
“Nihayet açıklamaya başladı,” diye sevindim.
— Ama efendim, bunların yerleri her yıl değişiyor, değil mi? — diye sordu Tsukuya elini kaldırarak.
— Evet, doğru, ikinci çok bilmiş. Yedi yıldır her yıl sınavın aşamalarının sırası değişiyor ve bu da Sınavı öngörülemez ve riskli hale getiriyor. Yani, belki de çok bilmişler ilk aşamada elenecek! — diye bağırdı sınav görevlisi Kiyoma, Tsukuya’ya doğru bakarak.
— A… Ne demek istiyorsunuz? — aniden panik içinde sordu Tsukuya.
— Demek istediğim, ilk aşama KUVVET Aşama’sı OLACAK! — diye bağırdı sınav görevlisi Kiyoma. Onun sözlerinden sonra aniden beş kapı da açıldı. Ve üzerlerinde numaralar yandı.
Ve hatta beş kapının birinin üzerinde benim numaram bile vardı: Numara “94“.
— Aşamanın kuralları odaların içinde yazıyor. Üzerinde numaranız yazan kapılardan geçin. Bir şey daha söyleyeyim: Bu aşamada harici büyü kullanmak yasaktır. Hepinize iyi şanslar! — onun sözlerinden sonra dev kırmızı yüz aniden kayboldu.
— Bana atıştırmalıklarımı getirin! En sevdiğim program başlıyor! — son olarak giden sınav görevlisi Kiyoma’nın bunları dediği duyuldu. Gerçekten de oldukça tuhaf biriysiydi.
Ne yapmam gerektiğini düşünürken, aniden biri sırtıma vurdu. Bu Ginto’ydu.
— Ee. Ne bekliyorsun, Akira? Yoksa korktun mu? — diye güldü, aynı anda parmağıyla numaramın yandığı kapıyı işaret ederek.
— Kardeşim, gerçekten korktun mu? — diye güldü Hayato, Ginto’ya katılarak.
— Korkmadım. Sadece biraz ani oldu, — dedim.
— Akira, burada katiyen başarısız olucam deme, — dedi Renta, yumruğunu uzatarak.
— Benim için endişelenmeyin, bu aşamayı kesinlikle geçeceğim. Ve sizi ikinci aşamada bekliyor olacağım, — dedim, Renta’nın yumruğuna kendi yumruğumla karşılık vererek.
Sonra arkamı döndüm ve kapıya doğru yürüdüm.
— Başarılar, Akira! — diye arkamdan sesler duyuldu. Bunlar arkadaşlarımın sesleriydi.
Ve o anda, aniden her şey sessizleşti ve onların sesleri dışında başka hiçbir şey duyamaz oldum. Ardından vücudum nedense ürperdi.
“Bu da neyin nesi böyle?” diye kendime sordum. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim. Bir güç beni dolduruyordu. Ve aklımda tek bir düşünce vardı: “Sakın kaybetme!“
Aniden dedemi hatırladım. Demek dedem bu yüzden hep bana arkadaş edinmemi söylerdi. Çünkü onlar, insanı ileriye iten bir güç gibi. Sanırım şimdi ne demek istediğini anladım, dede.
Bu aşamayı kesinlikle geçeceğim. Ve onlarla birlikte Kutsal Büyücü olacağım.
Bu düşünceler ve tutamadığım bir gülümsemeyle, diğer katılımcıların yanından geçerek kapıdan içeri girdim.
Nihayet kendimi küçük bir odada buluverdim.
“BUMM!” Tam düşünecekken arkamdaki kapı aniden kapandı. Ardından bir de kilit sesi duyuldu.
Kapı kolunu çekmeye çalıştım, ama çabalarım boşunaydı. Artık buraya kilitlenmiştim. Neyse, zaten geri dönmeye niyetim yoktu, istedikleri kadar kilitlesinler beni, diye düşündüm.
Bir şey yapmadan önce, bu odayı incelemeye karar verdim. Göze çarpan ilk şey, tam önümdeki, diğer duvarlardan rengiyle ayrılan devasa bir duvardı. Merak ettim, neden diğerlerinden farklı olarak griye boyanmıştı ki?
Sonra odanın etrafına dağılmış farklı aletler ve işe yarar şeyler olduğunu fark ettim: bir kürek, dinamitler, bir kazma ve hatta bir matkap. Aklıma tek bir düşünce geldi: Herhalde bu aletleri kullanarak bu duvarı yıkmam gerekiyor.
Her şeyi düşündükten sonra, matkabı kaptım ve tam bu duvardan geçmeye başlayacaktım ki, gözüme çarpan kırmızı bir ışık beni durdurdu.
Bu parıltının geldiği yere baktım ve sağımda büyülü bir ekran gördüm. Ve nedense aynı anda sınav görevlisi Kiyoma’nın sözlerini hatırladım: “Aşamanın kuralları odaların içinde yazılı olacak.“ İşte bu kadar…
Sonunda ekrana yaklaştım. Üzerinde şunlar yazıyordu:
“Bu yılki R&K Sınavı’nın Birinci Aşama’sına yani Kuvvet Aşaması’na hoş geldiniz. Bu aşamada, ilk olarak 5 dakika içinde bu duvarı aşmanız gerekecek.“
Bunu okuyunca düşündüm: “Tamam, bunu zaten anlamıştım…”
Ama sonra ekranda yazının devam ettiğini gördüm ve ona tıkladığımda, başka bir metin belirdi.
“Ancak her şey o kadar basit değil. Çünkü duvarı yıkmanın birkaç yolu var. Birinci yol: Bu odada bulunan aletleri kullanmak. İkinci yol: Harici büyü kullanmadan sadece kendi fiziksel gücünüzü kullanmak.“
Ne? Yani bu duvarı çıplak elle de kırabilirim. Bunu düşünerek, sadece zorluk dışında yöntemlerin farkını anlamak için okumaya devam ettim.
“Eğer yine de birinci yolu, aletleri, seçerseniz, ikinci yolla alacağınız puandan iki kat daha az puan alırsınız. Puanlar ayrıca bu duvarı ne kadar sürede aşabildiğinize de bağlıdır.“
Metin bitti. Demek fark buymuş. İki kat daha fazla puan şaka değil… Bu, adayların çoğunu geçmek için büyük bir fırsat sağlayacaktır. Ama bu duvarı kırabilir miyim? — diye düşündüm, yumruğuma bakarak.
Ardından ekranın altındaki duvarda kırmızı bir düğme belirdi. Ve ekranın üzerinde duran “5:00“ yazan bir sayaç farkettim. Ekranda ayrıca şunlar yazıyordu: “Hazırsanız, kırmızı düğmeye basın ve sayacınız başlayacaktır.“ Ama bir de “Duvar Hakkında Bilgi“ yazıyordu.
“Bu da ne şimdi?” diye düşündüm ve yazıya tıkladım.
Ve birden şunların yazılı olduğu bir sayfa açıldı.
“Sarsılmaz Duvar Hakkında Bilgi. Duvarın yüksekliği 3 metre, kalınlığı ise 4 metre ve 50 santimetredir. Duvar, Toprak Hokutsu’dan elde edilen en sağlam çimentodan yapılmıştır.“
“Ne!?” 4 metre ve 50 santimetre kalınlıkta ne demek oluyor? Harici büyü kullanmadan bunu kırmak gerçekten mümkün mü?! — diye birden sorular sormaya başladım.
Elbette, duvarın kalınlığı hakkındaki bilgi beni şok etti, ama… Hız, Büyü ve Zeka gibi zayıf olduğum olası gelecekteki aşamalardaki başarısızlıklarımı da düşünerek, en yüksek puanı tam da Kuvvet Aşaması’nda almam gerektiği sonucuna ulaştım. Çünkü bu sınavda benim zaferimin anahtarı kuvvettir.
Anladım, en iyi yaptığım şeyi yapmam gerekecek: yumruğumu kullanmak, hem de olabildiğince güçlü, — diye düşündüm, ardından düğmeye basarak sağ yumruğumu sıktım.
Sayaç başladı.
Cesaretimi topladım ve biraz esnedikten sonra, dedemin bana öğrettiği duruşu aldım. Bana bu duruşu alırsam, mana’nın vücutta düzenli olarak dolaşacağını ve tüm vücudu kullanarak yapılan yumruk darbesinin çok daha güçlü olacağını söylemişti.
Duvar tam önümdeydi. Omuzlarımı hafifçe indirdim ve vücudumu gevşettim. Sadece nefesimin sesini duyuyordum. Aklımda tek bir düşünce vardı: odaklan ve bu duvarı kır. Sağ kolum damarlarla kaplandı, gözlerim sadece hedefe bakıyordu.
Bu düşüncelerle, keskin bir hamle ve çığlıkla, tüm gücümü gererek duvara vurdum!
“BAAAAMMM!“ Bir an sonra yıkıcı bir ses duyuldu ve tüm oda tozla kaplandı.
Kendime gelmeye çalışırken aniden duvardan üzerime bazı parçalar düşmeye başladı. Başarılı olup olmadığımı görmek için geriye sıçradım.
Ve toz nihayet dağıldığında, önümde çılgın bir manzara belirdi: duvarda neredeyse tamamen delinmiş devasa bir delik gördüm.
Ve tam sevinecektim ki, girdiğim kapının arkasından sesler duyuldu.
“Yok artık, başardı!“ “Bu duvarı tek yumrukla kırdı!“ “Evet! Nasıl bir adam bu!“ “VAY BE!“ — ve daha birçok farklı haykırış. Birden kalbimin deli gibi attığını hissettim.
Ve aniden fark ettim: o dört metre kalınlığındaki duvarı gerçekten de tek bir darbeyle delip geçmiştim… Gücüme güvenmek doğru bir seçenekti. Ama elbette, beklediğim bu değildi. İçimi kaplayan adrenalin yüzünden titriyordum.
Sağ yumruğum kanıyordu, ama en ufak bir acı bile hissetmiyordum… Coşku beni kaplamıştı.
Ama aniden sağdaki ekran dikkatimi çekti orada bir yazı belirtmişti, ve bir anda içimdeki coşku kesildi:
“Birinci Aşama’nın birinci kısmını başarıyla tamamladınız. Şimdi, lütfen aşamanın ikinci kısmına geçmek için duvardan geçin.“
Ne? Hepsi bu değil mi? — diye şok içinde düşündüm. Ve o anda duvardaki çatlakların arasından hafif bir parıltı fark ettim. Görünüşe göre orada bir şeyler var.
Farkında olmadan çatlakların yanına gelmiştim bile, ama zaten onlardan bakıyordum. Bir koridor gördüm ve başka hiçbir şey yoktu. Sonunda, oraya gitmeye karar verdim, çünkü başka nereye gidebilirdim ki?
Sonunda, dar bir alandan, darbenin ardından kalan ince duvar kısmından geçtim ve devasa bir koridorun başlangıcında kendimi buldum.
“Lanet olsun, buda ne böyle?” diye kendi kendime sordum, sadece koridora bakarak...
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.