Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 27

Yolcu Yolunda Gerek (5)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 841

Bölüm 27: Yolcu Yolunda Gerek (5)

O fosforlu, parıldayan yeşil sarmaşıkların arasından yürümeye devam ederken
tünelde garip bir ses yankılandı.

Bu ses, Beyazların o ürkütücü çığlıklarına ya da Kızılların hırıltılarına
benzemiyordu. Çok daha zayıf, çok daha insani ve derinden gelen bir sesti.

Ihı... ihı... ııııı...

Bir bebek ağlamasıydı bu.

Karanlık tünelde, bu dondurucu cehennemde duyulabilecek en imkansız ses.

Osman anında durdu. Fenerini sesin geldiği yöne, rayların kenarındaki eski bir
sinyalizasyon odasına doğru tuttu. Kapı hafifçe aralıktı ve içeriden cılız bir
mum ışığı sızıyordu.

“Kaldır silahı,“ dedim Osman’a fısıldayarak. Tabancamı çektim. Pelin ve annemi
arkama alarak kapıya yaklaştım. Ayağımla kapıyı hızla ittim ve içeri daldım.

“Kıpırdamayın! Kaldır ellerini!“ diye bağırdım.

Odanın köşesinde, birbirine sarılmış iki kişi fırladı yerinden. Adamın elinde
ağır bir İngiliz anahtarı vardı, kadının kucağında ise sıkıca sarılmış bir
battaniye yığını duruyordu.

“Vurma! Yalvarırım vurma!“ diye bağırdı adam, elindeki anahtarı yere bırakarak.
“Sadece bebeğimiz var. Zararsızız biz.“

Silahı yavaşça indirdim. Adam otuzlu yaşlarının başındaydı, yüzü gözü kömür
karasına bulanmıştı. Kadın ise kucağındaki bebeğe siper olmuş, korkuyla bize
bakıyordu. Battaniyenin arasından o küçük, pembe yüzlü bebek Lale’nin ağlaması
duyuluyordu.

“Tamam,“ dedim, derin bir nefes alarak. “Sakin olun. Zarar vermeyeceğiz.“

Osman hemen çantasından yarım şişe su ve bir paket bisküvi çıkarıp adama uzattı.
Adam suyu öyle bir hızla kaptı ki, günlerdir susuz olduğu her halinden belliydi.
Önce eşine içirdi, sonra kendisi kafasına dikti.

“Ben Murat,“ dedi adam, nefes nefese. “Eşim Elif. Bu da kızımız Lale. Günlerdir
buradayız. Yukarıda askerler önüne gelene ateş ediyordu, kaçıp buraya sığındık.“

“Biz de kaçıyoruz,“ dedim. “Ben Alphan. Bu nişanlım Pelin, kardeşim Osman ve
annem.“

Sohbet sohbeti açtı. Karanlık odada, o cılız mum ışığının etrafında otururken
eski hayatlarımızdan konuşmaya başladık. İnsan, ne kadar vahşileşirse
vahşileşsin, kendi türüyle bağ kurmak istiyordu.

“Eski dünyada ne yapıyordunuz?“ diye sordu Pelin, bebeğe sevgiyle bakarak.

“Ben şantiyeciydim,“ dedi Murat, ellerindeki kalın nasırları göstererek. “İnşaat
işçisi. Kalıpçı, demirciyim ben. Levent’teki o gökdelenlerin, plazaların çoğunun
kaba inşaatında çalıştım. Demirini ben bağladım o binaların.“

“Ben de Elektrik Mühendisiyim,“ dedi Elif, zayıf bir sesle. “Bir şantiyede
tanışmıştık zaten.“

O an, kafamda şimşekler çaktı.

Hassiktir, diye düşündüm. Piyango vurdu resmen.

Ben bir İç Mimar’dım; mekân tasarlamayı, malzeme kalitesini bilirdim ama kaba
inşaattan anlamazdım. Pelin İK uzmanıydı, insan yönetirdi. Osman lise
öğrencisiydi, annem ev hanımıydı. Ama bu insanlar...

Bir inşaat işçisi ve bir Elektrik Mühendisi.

Buz çağında hayatta kalmak istiyorsak, elektrik tartışmasız en büyük lükstü.
Melis’in sığınağındaki o devasa jeneratörü, güneş panellerini, arıtma
sistemlerini benden çok daha iyi anlayacak biri vardı karşımda. Ve Murat,
Levent’teki o plazaların her gizli tünelini, her betonarme yapısını ezbere
biliyordu.

“Bizimle gelin,“ dedim doğrudan.

Murat ve Elif şaşkınlıkla yüzüme baktı.

“Nasıl yani?“ dedi Elif.

“Levent’te, o plazaların birinin altında özel bir sığınak var,“ dedim. “Kartı
elimizde. İçerisi sıcak. Jeneratör var, su arıtma var, yiyecek var. Ama orayı
ayakta tutmak için sizin gibi insanlara ihtiyacımız var. Elektriği çözecek bir
mühendise ve kaba işleri yapacak bir ustaya.“

Murat, Elif’in gözlerinin içine baktı. Elif’in gözlerinden yaşlar süzülmeye
başladı. Bebeğine baktı, sonra bana döndü.

“Gerçekten...“ dedi Elif, hıçkırarak. “Gerçekten sıcak mı?“

“Sıcak,“ dedim başımla onaylayarak. “Ve çelik kapısı var. Temizlikçiler de
gelse, canavarlar da gelse içeri giremezler.“

“Geliyoruz,“ dedi Murat, Elif’in elini sımsıkı tutarak. “Nereye derseniz
geliyoruz.“

Grup bir anda yedi kişiye çıkmıştı. Artık daha güçlüydük. Sadece bir aile değil,
hayatta kalmak için mükemmel şekilde tasarlanmış bir ekip olmuştuk.

Yolcu yolunda gerekti, evet. Ve şimdi, o yolun sonunda bizi bekleyen kaleye
giden adımlarımız daha da emindi. Aramıza yeni çakıl taşları katılmıştı ve bu
taşlar, o buz dalgasına karşı bizi daha da ağırlaştıracaktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi