Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 28

Yolcu Yolunda Gerek (6)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 850

Bölüm 28: Yolcu Yolunda Gerek (6)

Yolculuğun son kısmı, belki de en gergin olanıydı. Artık yedi kişiydik ve
kucağımızda her an ağlayıp tüneldeki tüm Beyazları ya da Kızılları üzerimize
çekebilecek bir bebek vardı. Elif, küçük Lale’yi montunun içine sımsıkı sarmış,
her hışırtıda göğsüne daha da bastırıyordu.

Ama şansımız yaver gitti. Ya da belki de Murat’ın şantiyeci hafızası sayesinde
hayatta kaldık.

“Şu sağdaki dar geçit,“ dedi Murat, feneriyle paslı bir havalandırma kapağını
işaret ederek. “Levent’teki o gökdelenin eksi dördüncü otopark katına çıkar. Ana
tünelden gitmeyelim, burası daha güvenli.“

Murat’ın kılavuzluğunda, dar ve dik merdivenlerden yukarı tırmandık. Adam
binanın kaba inşaatında bizzat çalıştığı için, her havalandırma boşluğunu, her
acil çıkış kapısını ezbere biliyordu. Tehlikeli peronları ve açık alanları
tamamen es geçerek, binanın derinliklerine sızdık.

Kazasız belasız, o tozlu ve karanlık otopark katına ulaştığımızda, hepimizin
nefesi kesilmişti.

“Asansör kuyusu şurada,“ dedim, Melis’in bizi götürdüğü o gizli bölmeyi
göstererek.

Aşağıya indik. Elif ve bebeği indirmek için Murat’ın şantiyeden bildiği o
güvenli halat düğümlerini kullandık. Adam pratik zekasıyla işimizi yarı yarıya
kolaylaştırmıştı.

Ve sonunda, o devasa, pürüzsüz çelik kapının önüne geldik.

Kapı, karanlığın içinde aşılmaz bir kale duvarı gibi duruyordu. Üzerinde en ufak
bir çizik bile yoktu.

Cebimden o manyetik kartı çıkardım. Ellerim heyecandan titriyordu. Kartı
okuyucuya yaklaştırdım.

Klik.

Okuyucunun ışığı kırmızıdan yeşile döndü. Ardından tünelde o güne kadar
duyduğumuz en güzel ses yankılandı:

Tısssssss...

Pnömatik kilitler açıldı. Ağır çelik kapı yavaşça yana doğru kaydı.

Ve içeriden yüzümüze vuran o hava... 18 derece. Ilık, temiz ve filtrelenmiş bir
hava. Burnumuza sızan o hafif vanilya kokusu, yer altının o pis, lağım ve ölüm
kokusundan sonra bizi sarhoş etmeye yetti.

“Aman Allah’ım...“ diye mırıldandı annem. Dizlerinin üzerine çöktü, ellerini
yüzüne kapatıp ağlamaya başladı. Günlerdir dik durmaya çalışan o kadın, sonunda
o ılık havayla birlikte kendini bıraktı.

Pelin bana sarıldı. Sıkıca. “Başardık,“ diye fısıldadı kulağıma. “Başardık
Alphan.“

İçeri girdik. Hareket sensörleri bizi algılayınca, sığınağın o yumuşak led
ışıkları otomatik olarak yandı. Her yer tertemizdi. Deri koltuklar, ahşap
detaylar, raflar dolusu yiyecek konservesi, temiz su üniteleri...

Elif kucağındaki battaniyeleri yavaşça açtı. Küçük Lale, o sıcak havayı hisseder
hissetmez ağlamayı kesti. Gözlerini açıp şaşkınlıkla etrafa baktı, sonra derin
bir nefes alıp Elif’in göğsünde uykuya daldı.

Murat şaşkınlıkla duvarlara dokunuyordu. “Bu beton...“ dedi, parmağıyla duvara
vurarak. “C70 falan bu. Nükleer sığınak betonu. Üzerimize gökdelen çökse bu
odaya hiçbir şey olmaz.“

Elif ise hemen köşedeki kontrol paneline yöneldi. Gözlerindeki o mühendis
parıltısını görebiliyordum. “Jeneratör sistemi akıllı şebekeye bağlı,“ dedi
paneli incelerken. “Güneş panellerinin batarya durumunu gösteriyor. Yüzde seksen
dolu. Arıtma sistemi de çalışıyor. Alphan, burası bir mucize.“

“Burası bizim yeni evimiz,“ dedim.

Kapının yanındaki kontrol panelinden o büyük, kırmızı düğmeye bastım.

GÜÜÜM.

Ağır çelik kapı kapandı. Kilitlerin yuvalarına otururken çıkardığı o mekanik
ses, tüneldeki tüm canavarlara, o acımasız Temizlikçilere ve dışarıdaki o
dondurucu buz çağına kapıyı kapattığımızın ilanıydı.

Belimdeki tabancayı çıkardım, masanın üzerine bıraktım. Montumu, beremi,
eldivenlerimi çıkardım. Sadece bir tişörtle kalmıştım ve üşümüyordum.

Osman kendini devasa bir koltuğa bıraktı. “Ben bir ay boyunca buradan
kalkmayacağım,“ dedi, gözlerini kapatarak.

Gülüştük. Günler sonra ilk defa gerçekten güldük.

Yolculuk bitmişti. Kumsaldaki o çakıl taşları, sonunda fırtınanın ulaşamayacağı,
dalgaların dövemeyeceği o sağlam limana sığınmıştı. Biz hayatta kalmıştık. Ve bu
yeni dünyada, kendi küçük ama aşılmaz krallığımızı kurmuştuk.

“Hadi,“ dedim Murat ve Elif’e bakarak. “Sıcak bir şeyler hazırlayalım. Kutlama
yapacağız.“

Çelik kapının arkasında, o dondurucu karanlığın çok uzağında, ilk defa gerçekten
güvende hissettiğimiz o sıcak gecede, insanlığımızın son kalesini inşa etmiştik.
Ve bu kaleyi korumak için artık her şeye hazırdık.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi