Bölüm 36
Bölüm 36: Aksiyon (8)
Jeneratör odasının ağır metal kapısı titremeye başladı.
GÜM... GÜM...
Dışarıdaki Beyazlardan biri kapıyı fark etmişti. Kapı sağlamdı, evet; çelik
dökümdü ama bizi buraya kilitlemeye yeterdi. Eğer o asansör boşluğunu tamamen
doldururlarsa, buradan bir daha asla çıkamazdık. Sığınağın içindekiler de bizim
için kapıyı açamazdı.
“Kapı dayanır ama bizi buraya gömerler,“ dedi Murat, alet çantasını yere
bırakarak. “Başka bir yol bulmalıyız.“
“Nasıl?“ dedim, feneri odanın duvarlarında gezdirerek. “Her taraf beton.
Havalandırma borusu da tıkalı.“
Murat odanın dip köşesine, o devasa mazot tankının arkasına doğru ilerledi.
Fenerini yere tuttu. Yerde, üzeri ağır döküm demir bir ızgarayla kapatılmış
dikdörtgen bir kanal kapağı vardı.
“Bu drenaj hattı,“ dedi Murat, ızgarayı ayağıyla dürterek. “Atık su borularının
ve kablo kanallarının geçtiği teknik tünel. Bu binanın kaba inşaatını yaparken,
bu boruların doğrudan sığınağın altındaki gri su arıtma tankına bağlandığını
biliyorum. Sığınağın içindeki banyonun arkasında bir bakım kapağı olmalı.“
“Yani oradan sığınağın içine sızabilir miyiz?“
“Evet,“ dedi Murat. “Ama çok dar. Sürünerek gitmemiz gerekecek. Ve içerisi lağım
kokuyordur.“
“Canı cehenneme lağımın,“ dedim. “Yukarıdaki o ucube şeylerin bizi yemesinden
iyidir. Hadi, kaldır şunu.“
İkimiz birden o ağır demir ızgarayı kavrayıp kaldırdık. Kenara bıraktık. Kanalın
içinden gelen o nemli, küf ve pas kokusu yüzüme çarptı. Karanlık, dar bir tünel
aşağıya doğru uzanıyordu.
“Önce ben gidiyorum,“ dedim.
Tabancamı kılıfına soktum, feneri ağzıma dişledim ve kendimi o dar, soğuk deliğe
bıraktım.
Tünel o kadar dardı ki, omuzlarım duvarlara sürtünüyordu. Emeklemek bile
imkansızdı; dirseklerim ve dizlerim üzerinde, adeta bir yılan gibi sürünerek
ilerlemek zorundaydım. Murat da arkamdan geliyordu, alet çantasını önünde
itiyordu.
Tıkır... Tıkır...
Tam üzerimizdeki beton tavanın arkasından, o az önce terk ettiğimiz jeneratör
odasından gelen o tırnak seslerini duyabiliyordum. Beyazlar kapıyı zorluyordu.
Zamanlama konusunda tam sınırdaydık.
Karanlıkta, o kirli boruların arasından ne kadar süründük bilmiyorum. Her adımda
dizlerim ve dirseklerim acıyordu ama duramazdım. Sonunda, tünelin ucu dikey bir
boru şaftına bağlandı. Yukarıya doğru baktığımda, metal bir kapağın vidalarını
gördüm.
“Burası,“ dedi arkamdan Murat. “Banyonun arkasındaki tesisat boşluğu olmalı.“
Kapağa yumruğumla vurdum. GÜM... GÜM... GÜM...
“Osman! Pelin! Açın kapıyı! Biziz!“ diye bağırdım, gaz maskemin altından sesimi
duyurmaya çalışarak.
Birkaç saniye çıt çıkmadı. Sonra içeriden metal sürgülerin çekilme sesini
duydum.
Kapı yavaşça aralandı.
Karşımda Osman duruyordu. Elindeki tüfeği doğrudan bana doğrultmuştu ama yüzümü
görünce silahı hemen indirdi. Pelin arkasından fırlayıp beni kollarından tuttu
ve yukarıya, sığınağın o temiz, ılık banyosuna çekti. Arkamdan Murat da çıktı.
Kapıyı hemen kapattık, vidalarını sıktık ve kilitledik.
Banyonun zeminine yığıldım. Maskemi çıkardım, derin bir nefes aldım.
Hava temizdi. 18 dereceydi. Ve o nefret ettiğimiz is kokusundan eser kalmamıştı.
Elif’in sistemi sıfırlaması işe yaramıştı; yeni filtreler mükemmel çalışıyordu.
Annem banyonun kapısında belirdi. Murat’ı görünce koşup boynuna sarıldı. Pelin
de yanıma çöktü, yüzümdeki o kara isi ve teri temizlemeye başladı.
“Başardınız,“ dedi Pelin, ağlayarak. “Filtreler çalışıyor. Duman gitti.“
“Başardık,“ dedim, zoraki bir gülümsemeyle. “Ama dışarısı artık tamamen onların
kontrolünde. Asansör boşluğu Beyazlarla dolu.“
“Önemli değil,“ dedi Murat, alet çantasını kenara bırakırken. “Kapımız çelik. Ve
biz içerideyiz. Yiyeceğimiz, suyumuz, elektriğimiz var. Bırakalım dışarıda ne
yapıyorlarsa yapsınlar.“
Haklıydı. Sığınağımızın ilk çivilerini kanla çakmıştık belki ama o çiviler bizi
korumuştu. Aksiyon bitmişti. Tehlikeyi savuşturmuştuk. Ve bu yer altı kalesinde,
o dondurucu cehennemin ortasında kendimize yepyeni, güvenli bir dünya kurmuştuk.
Osman yanıma geldi, elini uzattı. Onu elinden tutup doğruldum. Artık o eski
ürkek çocuk değildi. Birer savaşçıydık ikimiz de.
“Kutlama yarım kalmıştı,“ dedim gruptakilere bakarak. “Hadi. Sıcak bir şeyler
yiyelim.“
Çelik kapının ardındaki o dondurucu karanlıkta canavarlar birbirini parçalarken,
biz o sıcak sığınakta, birbirimize kenetlenmiş yedi insan olarak hayatta
kalmanın tadını çıkarıyorduk. Savaş bitmişti. Şimdilik.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.