Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 47

Genişleme (3)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 686

Bölüm 47: Genişleme (3)

Acı, insanı ya tamamen harekete geçirirdi ya da kaskatı kesip olduğu yere
çivilerdi. Elif ve Murat, bu iki uç noktanın yaşayan en net kanıtlarıydı.

Kontrol odasında, jeneratör panellerinin başında Elif’i buldum. Gözlerinin altı
morarmış, saçlarını gelişigüzel arkadan toplamıştı. Elindeki multimetreyle
kabloları ölçüyordu. Berk de hemen yanında oturmuş, Elif’in anlattıklarını not
almaya çalışıyordu.

Yavaşça yanına yaklaştım. “Elif,“ dedim, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak.
“Konuştuk Berk’le. O makine mühendisi, elektrik işlerini de kavrar az çok.
İstersen sığınağın elektrik sistemlerini bir süreliğine ona devret. Sen de... ne
zaman hazır hissedersen o zaman dönersin. İstediğin kadar dinlen.“

Elif elindeki aleti yavaşça masaya bıraktı. Bana baktı. Gözlerinde o ağlayan
kadından eser yoktu; sadece donuk, mekanik bir bakış vardı.

“Hayır Alphan,“ dedi, sesi buz gibiydi. “Çalışmam lazım. Durursam... eğer bir
saniye bile durup düşünürsem kafayı yerim. Lale’nin ağlaması hala kulaklarımda.
İş yapmak, bu kablolarla uğraşmak beni ayakta tutuyor. Lütfen, elimden işimi
alma.“

Yutkundum. “Peki,“ dedim. “Nasıl istersen. Ama kendini çok hırpalama.“

Murat ise tam tersi bir yoldaydı. O koca adam, kaskatı kesilmişti. Bir haftadır
odasından çıkmıyordu. Ne sığınağın genişleme projelerine elini sürüyordu ne de
yemek için masaya geliyordu. Odasındaki o derme çatma yatakta sırtüstü uzanıyor,
gözlerini tavana dikip saatlerce öylece kalıyordu.

Akşam yemeğinde annemin hazırladığı konserve fasulye ve pirinç tabağını Elif’e
uzattım. Elif tepsiyi aldı, sessizce Murat’ın odasına doğru yürüdü.

Kapıyı araladığında içerideki o karanlığı gördüm. Murat karanlıkta oturuyordu.
Bana sinirliydi, biliyordum. Attığı o yumrukların hıncı hala geçmemişti belki
ama içten içe Lale’nin ölümünün benim suçum olmadığını da biliyordu. O fırtınayı
ben yaratmamıştım, o çekirgeleri ben salmamıştım üzerimize. Ama insan, acısını
kusacak bir günah keçisi arardı her zaman. Ben onun günah keçisiydim ve buna
razıydım.

Ama Murat için asıl sorun bu değildi. Murat artık bu sığınakta, hayır... bu
hayatta bir amacının, bir umudunun kalmadığı hissine kapılmıştı. O gökdelenlerin
demirlerini bağlarken geleceğe inanıyordu. Kızı için çalışıyordu. Şimdi o
gelecek yok olmuştu. Her geçen gün daha da depresifleşiyor, hayattan tamamen
elini eteğini çekiyordu. Biz hayatta kalmaya çalışırken, Murat sessizce ölmeyi
bekliyordu.

“Biz işimize bakalım,“ dedim Osman ve Emre’ye dönerek. “Zaman kaybedemeyiz.“

Sığınağın yan duvarındaki o yumuşak kayaçlı teknik boşluğa geçtik. Elimizde
şantiyeden bulduğumuz o ağır hilti, murçlar ve çekiçler vardı.

Emre (inşaat mühendisi) ve Aslı (mimar) duvarın statik yapısını incelemiş,
kolonlara zarar vermeden oyabileceğimiz alanları kırmızı tebeşirle
işaretlemişti.

“Şu çizgilerin dışına çıkmayacağız,“ dedi Aslı, elindeki feneri duvara tutarak.
“Burası taşıyıcı duvar değil, sadece dolgu malzemesi. Oydukça arkasından geniş
bir boşluk çıkacak.“

“Hadi bismillah,“ dedi Emre, hiltiyi kavrayarak.

ZIRRRRRRRRRRRRRR!

Hiltinin o sağır edici sesi şantiye alanında, yani bizim yeni yatak odalarımızda
yankılanmaya başladı. Osman ve ben murçlarla kayaları kırıyor, çıkan molozları
kovalara doldurup tünele taşıyorduk.

Fiziksel güç harcamak, terlemek ve yorulmak bize iyi geliyordu. Murat odasında
karanlığın içinde boğulurken, biz o karanlığı delip kendimize yeni yaşam
alanları inşa ediyorduk. Kızların odasının kaba inşaatı bitmek üzereydi. Sırada
erkeklerin odası vardı. Biz demir olmaya devam ediyorduk; çünkü biliyorduk ki,
eğer bir an bile gevşersek, Murat gibi o karanlığın içinde kaybolup giderdik.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi