Bölüm...
Action, Adventure, Comedy, Dark Fantasy, Fantasy, Magic, Monster, Novel, Shounen

Bölüm 17

Sokutsu Ustaları
Yazar: KERIM_KAKOSHI Grup: Bağımsız Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.755

— Neyden bahsediyorsun sen? Sokutsu da ne? Seni anlamıyorum... — diye ismine baktım. — Rikuto, — diye devam ettim.

O da benim ismime baktı.

— Akira. Büyü akademisine hiç gittin mi? — diye sordu.

— Hayır... Hiç gitmedim, — diye cevap verdim. Ama bunun konuyla ne alakası vardı ki.

— Anladım. Ama yine de büyü türleri hakkında hiçbir şey bilmemen çok tuhaf, özellikle de bu zamanda, — dedi, başını kaşıyarak.

Dürüstçe ne hakkında konuştuğunu anlamaya çalıştım, ama yine de başaramadım.

— Rikuto... Dürüst olmak gerekirse, ne söylemek istediğini anlamıyorum, — dedim yorgun bir şekilde.

Ama o aniden parladı ve bana daha da yaklaştı.

— Akira, izin ver sana Haruya’nın 600 kg’lık kuklayı nasıl kaldırabildiğini ve düşmediğini anlatayım, — dedi.

Bunu kesinlikle beklemiyordum, ama yine de bu kadar büyük bir gücün nereden geldiğini öğrenmek çok ilgimi çekiyordu.

— Evet, anlat bakalım, — diye cevap verdim ve oturduk.

— Bak, önce temellerden başlamam gerekiyor, — dedi ve sonra düşündü. Ve sordu: — Büyü hakkında ne biliyorsun?
Bu soru beni şaşırttı, ama yine de bunu önemli buldum.

— Şey, bildiğim kadarıyla bizim topraklarımızda buna Hokutsu diyorlar. Ve ayrıca her büyücünün kendine ait teknikleri ve elementleri var, — diye cevap verdim, parmaklarımla elementleri saymaya başlayarak.

— Temelde doğru. Ama sen dış büyüden bahsediyorsun, Akira, — dedi, işaret parmağını kaldırarak.

Sonra ayağa kalktı ve havalı bir bakış attı.

— Bak, Akira, büyü dünyasında üç büyü okulu, veya birçok kişinin dediği gibi, büyü türü vardır. Tüm bunların temeli Kokutsu’dur. Veya okulda dendiği gibi: “Vücut İçindeki Mana Kontrolü Sanatı“. Onsuz büyü kullanmak imkansızdır, — dedi ve parmağıyla kalbimi işaret etti.

— Bak, mana tam olarak buradan, yani büyücünün kalbinde oluşur. Hatta manayı büyücünün kanı gibi bi madde olduğunu söyleyebiliriz, — diye gülümsedi.

— İşte Kokutsu da, vücudunda ki dolaşan bu mana’yı kontrol etme sanatıdır. Tam olarak Kokutsu sayesinde Hokutsu ve Sokutsu’yu kullanabiliyoruz, — dedi emin bir şekilde.

— Yani Haruya Kokutsu mu kullandı? — diye sordum.

— Hayır. Kokutsu doğrudan büyücüyü etkilemez, sadece büyücünün diğer iki büyü türünü kullanmasına izin verir, — dedi.

— Hokutsu’dan bahsettiğini hatırlıyor musun? İşte o büyü türlerinden biridir. Bu tür, büyücünün Kokutsu yardımıyla mana’yı vücuttan dışarı atmasını ve bu sayede de büyü yaratmasını sağlar. Örneğin, alev veya diğer elementler. Bu yüzden Hokutsu’ya dış büyü diyoruz, çünkü Hokutsu tekniklerini kullanırken mana’mızı vücudumuzun dışına salıyoruz, — dedi ve aniden avucundan bana doğru esen bir rüzgar çıktı.

— Gördün mü, bu Hokutsu. Örneğin ben bir rüzgar büyücüsüyüm. Çünkü rüzgar elementini kullanıyorum ve bu benim Doğuştan Yeteneğim, — diye gülümsedi.

— Demek ki Kokutsu kontrol. Hokutsu ise, büyücünün kontrol edilen büyüyü dışarı saldığı dış büyü. Peki o zaman Sokutsu nedir? — diye sordum. Sohbete iyicene dalarak.

— Sokutsu. Bu senin ve Haruya’nın kullandığı başka bir büyü türü, — dedi.

— Bak, Akira, Sokutsu, vücudundaki mana’yı vücudununun tümünü veya bazı kısımlarını güçlendirmek için kullandığın bir türdür. Yani, bu türde mana’nı dışarı salmazsın, tam tersine, onu vücudunun belirli bir kısmına yönlendirir ve onu orada biriktirirsin, — dedi Rikuto, sağ kolumu göstererek.

— Yani Haruya vücudunu manayla mı güçlendirdi? — diye sordum.

— Evet, aynen öyle. Ve bu da bir büyü. Ama dış değil. Kurallarda, aşamanın başında sadece büyü kullanmanın değil, özellikle dış büyü kullanmanın yasak olduğunu belirtilmişti hatırlıyor musun, yani bize Hokutsu kullanmak yasaklandı, — dedi Rikuto.

— Yani Birinci Aşama... Sadece fiziksel yeteneklerimizi değil, aynı zamanda Sokutsu’daki ustalığımızı da mı kontrol ediyordu? — diye sordum.

— Evet. İşte şimdi anladın, — diye gülümsedi.

Evet, şimdi her şey çok daha anlaşılır oldu. Demek bu sayede Haruya bu aşamayı bu kadar emin ve korkusuz bir şekilde geçiyor. Ama...

— Ama Rikuto. Ben Sokutsu kullanmayı bilmiyorum ki. Kimse bana onu kullanmayı öğretmedi, — diye cevap verdim güvensizce.

— Bak, Akira, dürüst olmak gerekirse, Sokutsu’nun ne olduğunu bilmediğini söylediğinde ben de şaşırdım. Gerçekten şok oldum, çünkü tepeden tırnağa Haruya gibi görünüyorsun: ikiniz de Sokutsu ustalarısınız, — dedi, aynı zamanda kaslarımı yoklamaya başlayarak.

— Ama yinede bazı tahminlerim var. Görünüşe göre, fiziksel antrenmanların sırasında Sokutsu’yu doğal olarak geliştirmişsin. Ve Kokutsu’n, Sokutsu okulunun sanatına adapte olmuş, — dedi.

— Belki de sana birisi tüm bunları öğretti? Ama teknikleri doğrudan söylememiş olabilir? — diye sordu.
Birden dedemi hatırladım.

— Şey, dedem sık sık beni şelalenin altında meditasyon yapmaya zorlardı ve onunla sık sık kılıç dövüşleri yapardık. Ve ben de sık sık ağırlıklarla antrenman yapardım, — dedim.

— Vay canına, inanılmaz. Senin sensei’n. Daha doğrusu, deden bir dahi, Akira. Meditasyonlar ve günlük antrenmanlar sayesinde, farkında olmadan sadece Kokutsu’yu değil, aynı zamanda Sokutsu’yu da kullanmaya başlamanı sağlamış, — dedi sevinçle.

“Dede... Seni kurnaz tilki! Tüm bunları açıklayamaz mıydın?“ diye düşündüm dedemin gülümsemesini hatırlayarak.

— Deden kim, Akira? — diye sordu Rikuto merak dolu gözlerle.

— Asahiro Kirei, — dedim.

Bunu duyduktan sonra Rikuto anlık buz gibi kesiliverdi.

— Yok artık... Asahiro-sama’nın ta kendisi mi?! Alev Öncüsü! Bu her şeyi açıklıyor, — dedi Rikuto, şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.

Tam dedemi soracaktım ki, arkadan devasa biri Rikuto’ya yaklaştı.

— Yo... Rikuto, — dedi, aynı anda esnemeye başlayarak.

— Aa, Haruya, bitirdin mi! — diye sevindi Rikuto.

— Evet... — dedi Haruya ve başını salladı. Şaşırtıcı bir şekilde, sonsuz koridordan sonra bile terlememişti, ama tüm hareketleri ve görünüşü tek bir şeyi söylüyordu: uykusu gelmişti...

— Haruya, dur. Yeni arkadaşım ile tanış, adı Akira. O da senin gibi Sokutsu kullanıyor. Ama şimdilik bilinçsizce, — dedi Rikuto, beni iki eliyle göstererek.

Haruya tam gidicekken bir anda geri döndü ve bana yaklaştı. Ardından bana baktı ve sakince sağ elini uzattı.

— Rikuto’nun dostu benim de dostumdur. Tanıştığımıza sevindim, Akira, — dedi Haruya. Şaşırtıcı bir şekilde, bu sefer az önceki gibi esnememişti.

— Ben de tanıştığımıza sevindim, — bunu söyleyerek elini sıktım. Tutuşu çok güçlüydü... Ve bakışları da aynı şekilde çok uykulu.

Sonra Haruya öylece döndü, esnedi ve koltuklara doğru yöneldi.

— Tamam, Rikuto, ben biraz uyuyacağım, — yalnızca bunu söyleyip gitti.

“Doğrusu onu böyle hayal etmemiştim,“ diye düşündüm, “ama yine de bu, onun inanılmaz derecede güçlü olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.“ El sıkıştıktan sonra uyuşmuş olan avucuma baktım.

— Ooo, işte o! Akira! — diye soldan bir ses duyuldu.

Oraya döndüm ve birbirlerini destekleyerek birlikte yürüyen Renta ve Ginto’yu gördüm. Birinci Aşama’nın onlar için pek kolay geçmediği belliydi.

Sonra yanımıza yaklaştılar. Renta birden Rikuto’ya baktı.
— Rikuto! Görüşmeyeli nasılsın? Öğretmen olma hayaline doğru yürümeye devam ediyor musun? — diye gülümsedi.

— Selam, Renta. Evet, kesinlikle büyü okulumuzun en büyük öğretmeni olacağım, klanımızın stili kesinlikle ölmeyecek, — diye gururla söyledi Rikuto.

— Bu kim? — diye sordu Ginto, aniden konuşmayı keserek.

— Benim eski bir arkadaşım. O ve Haruya ile sık sık birlikte antrenman yapardık, çünkü Birliklerimizin liderleri çocukluktan beri arkadaş, — diye gülümsedi Renta.

— Ah, Daiki amca ile sık sık takılan o devasa yeşil saçlı adamdan mı bahsediyorsun... Hatırlıyorum, sık sık Enjou Klanı’nın topraklarına gelirdi, — diye ensesini kaşıdı Ginto.

— Ama daha da önemlisi: hangi stili kurtarmak istiyorsun? — diye sordu Ginto birden. Görünüşe göre dünyadaki tüm teknikler ve stiller onun ilgisini çekiyordu...

— Kazeno Klanı’nın Stili. Hava Kontrolü. Bu stil, büyücünün sadece kendi mana’sını değil, etrafındaki mana’yı da kullanmasına olanak tanır. Stil çok güçlüdür, ancak uzun yıllarını alıcak antrenman ve çaba gerektirir. Ve bu yüzden klanımızın üyeleri bile bu stili bırakmaya başladı. Daha az bilinen diğer stilleri saymıyorum bile, — diye hüzünlü ama emin bir şekilde anlattı Rikuto.

— Başaracaksın, Rikuto. Mükemmel bir sensei olacaksın, — diye aniden söyledim, kendim bile anlamadan.
Hepsi aniden şaşkınlıkla bana baktı.

— Görüyorum ki, seni görmediğimiz 40 dakika içinde, çok değişmişsin, Akira, — diye gülümsedi Renta.

— Ha? — Daha yeni ne söylediğimi anlamıştım. Gerçekten de biraz daha insancıl olmuştum.

Tam bunu düşünürken, solumuzdan bir patlama sesi ve çığlıklar duyuldu. Tam oraya bakmaya başladık ki, duvardan hızla, üzerinde Hayato ve Tsukuya’nın oturduğu bir kukla uçtu...

Dur bir saniye? Hayato ve Tsukuya.... diye bir daha düşündüm, gördüğümü anlamaya çalışarak. Ama sonra yarı yanmış kukla yere düştü, arkasından da Hayato ve Tsukuya. Çocuklarla birlikte onlara doğru koştuk.

Yanlarına vardığımızda, iki dehşet verici derecede tanıdık silüet yerde yatıyordu. Biri yüzüstü yatıyordu, diğeri ise yavaşça kuklanın üzerinden kayıyordu, aynı anda hapşırıyordu. Derken aniden yüzüstü yatanın üzerine atladı.

— Başardık, Tsukuya! — diye güldü. Bu kesinlikle Hayato’ydu. Sonra ayağa kalktı ve kendini temizlemeye bile çalışmadan dans etmeye ve “EVET!“ diye bağırmaya başladı.

Hala hareketsiz yatan Tsukuya’yı kontrol etmeye gittim.

— Hey, Tsukuya, yaşıyor musun? — diye sordum, aynı anda avucumla hafifçe yüzüne vurarak. Ve nihayet, onu revire götürmeye hazırlanırken, kendine geldi.

— Ah, Akira-san, merhaba... — dedi güvensizce, gözleri bir oraya bir buraya dönüyordu.

— Aşamayı geçtik değil mi? — diye sordu hapşurarak.
Vay be, bu ne cesaret! Bu durumda bile zaferi düşünüyordu.

— Evet, başardınız... Ama bunu nasıl yaptınız? Üstelik bu şekilde? — diye sordum.

Tsukuya, sorumu duyar duymaz ayağa kalktı ve dizlerinin üzerine oturdu.

— Numaralar açıklandığında, Hayato-san ile numaralarımızın birbirine yakın olduğunu gördük. Bunun üzerine Hayato-san beklenmedik bir şey teklif etti. “Hadi bu aşamayı birlikte geçelim!“ dedi. Başlangıçta bu aptalca görünse de, yeteneklerimizi ayrı ayrı değerlendirdikten sonra, Hayato-san’ın seçeneğinin en iyisi olduğuna karar verdim. Yasaklarda da ortak geçiş hakkında hiçbir şey belirtilmemişti, bu yüzden riske girmeye karar verdik, — diye hızla anlatmaya başladı Tsukuya. Görünüşe göre kendine gelmişti.

— Ve sonra, birleştiğimizde, nasıl olduğunu ben de anlamadım, ama bombaları kullandık ve kuklaların üzerinde birlikte uçtuk. Buba’lardan bir gemi yaptık diyebiliriz, — diye gülümsedi Tsukuya, aynı anda gözlüklerini temizlemeye başlayarak.

Sonra aniden Hayato geldi ve Tsukuya’nın omzundan tutarak sallamaya başladı.

— Sana demiştim, benim dahi planım mükemmel işleyedi, — diye güldü Hayato.

— Evet, sen inanılmazsın, Hayato-sama! — diye aniden ayağa kalktı Tsukuya. Ardından el ele tutuşup etrafımda dönmeye başladılar...

“Bu kadar endişelenmeye değmezmiş...“ — diye sevindim, onların gülümsemelerini görünce.

Ama sonra arkalarında biri belirdi, devasa biri. Anlık dejavu yaşadım... “Haruya...“ diye mırıldanarak.

— Çekilin yoldan, veletler, — dedi tehditkar bir sesle.

Ama bu Haruya değildi, bu kişi aşamayı yeni tamamlamış olan Gairo’ydu. Hayato ve Tsukuya’yı iterek yanlarından geçti.

Bu küstahlığı görünce anlık sinirim tavan etti ve aniden benimle birlikte tepki veren Ginto ile ona vurmaya hazırlanıyorduk ki, tüm odada yeniden bir anons duyuldu ve Renta ile Rikuto zamanında önümüze geçtiler.

“Bununla birlikte, RiK Sınavı’nın Birinci Aşama’sı resmen tamamlanmıştır! İşte bu aşamanın güncellenmiş ve nihai sıralaması.“

Bundan sonra, sıralama ekranındaki yazılar çılgınca kaymaya başladı ve Sıralama belirdi.

“TOP 1 - Gairo Takanaga - Yük 600 kg - Süre 2:20 dk - Puan 1000

TOP 2 - Haruya Kazeno - Yük 600 kg - Süre 2:40 dk - Puan 950

TOP 3 - Akira Kirei - Yük 500 kg - Süre 4:55 dk - Puan 870“ 

Ve daha birçok sıralama geldi. Haruya ve Gairo’dan sonra Top-3’e düşmüştüm, ama bu hala iyi bir sonuçtu.

— Vay be Akira, Top 3’e girdin! — diye sevinçle sırtımı sıvazladı Renta.

— İşte benim kankam! Demir adam! — diye bağırdı Hayato, aynı zamanda baruttan temizlenmeye çalışarak.

— Ah be, güç konusunda beni yine de geçtin Akira! — diye gülümsedi Ginto.

Sonra listede arkadaşlarımı aradım.

“TOP 8 - Gentaro Enju - Yük 280 kg - Süre 3:05 dk - Puan 760

TOP 15 - Renta Enjou - Yük 225 kg - Süre 3:50 dk - Puan 700

TOP 46 - Hayato Kirei - Yük 100 kg - Süre 4:50 dk - Puan 480

TOP 47 - Tsukuya Itsuki - Yük 80 kg - Süre 4:50 dk - Puan 440“

— Hahahahaha! Gördün mü Tsukuya, yine de ilk 50’ye girebildik! — diye bağırdı Hayato, Tsukuya’ya sarılarak.

— Evet! — diye sevindi Tsukuya, mutluluk gözyaşlarını silerek.

— Eh, sadece Top 8... Daha çok gelişmem lazım, — diye söylendi Ginto sıralamasına bakarken.

Renta ise sadece kendi ve bizim sıralamamıza gülümseyerek bakıyordu. Görünüşe göre mutluydu.

“Eh, fena değil, önemli olan hepimiz geçtik...“ tam bunu söyleyecektim ki, listede Kurosawa’yı görmediğimi ve odada da olmadığını fark ettim. Tam Renta’ya soracaktım ki, birden.

Sola döndüğümde, Kurosawa’nın bana baktığını gördüm. Şaşkınlıktan irkildim bile.

— Oh. Demek sen de geçtin, Kurosawa, — dedim gülümseyerek.

Başını salladı ve parmağıyla ekranı gösterdi.

Orada şunu gördüm: “Top 30 - Kurosawa Nakuro - Yük 150 - Süre 4:10 dakika - Puan 565“

“Şaşırtıcı bir şekilde, o bile iyi bir yer almıştı. Ona bakınca böyle bir sonuç beklemek kolay değildi,“ diye düşündüm ama geçtiği için içim rahatlamıştı.

Ardından kalan katılımcı sayısı açıklandı: “102“. Birçok kişi bu aşamayı geçememişti.

Arkadaşlarımızla koltuklara oturup birkaç dakika dinlenmek için yaklaştığımızda, aniden koltuklar çöktü ve arkalarındaki duvar açılmaya başladı.

— İşte bir sonraki aşama, — diye gülümsedi Ginto. Bize dinlenme izni verilmeyeceğini biliyormuş gibi beklenmedik bir şekilde bağırdı.

— Dinlenmeye bile izin vermediler... — diye mırıldandı Hayato kendi kendine.

— Yapacak bir şey yok, tam şu anda dinlenmeyi düşünecek vaktimiz yok. Şimdi sadece ileriye gitmeliyiz, — diye Hayato’yu cesaretlendirdi Renta.

Ve onun sözlerinden sonra nihayet duvar tamamen açıldı ve manadan yapılmış şeffaf bir “İLERİ“ yazısı belirdi. Bundan sonra herkes deli gibi duvarın arkasındaki ışığa doğru koşmaya başladı.

“Bundan sonra ne olacaktı? Şu anki sıralamamı koruyabilecek miydim...“ Bu düşüncelerle ben de ışığa doğru koştum.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi