30   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   32 



Başka hangi manzara onun bu derece ürpermesine sebep olurdu bilmiyordu. Kocaman bir odanın her yanında kendi resimleri vardı. Kalbi korku ile çarpıyordu. Yere uzanmış karnını göğsüne doğru yaslamış şekilde duran kadın kendisiydi. Siyah saçları dağınık bir şekilde etrafa yayılmıştı, bu zindandaki haliydi. Renkler o kadar çarpıcı kullanılmıştıki resim kasvet doluydu.

 Odanın tam ortasındaki şövalenin üstündeki resme baktı. Nefes alışverişleri hızlanmış, kaşları endişeyle çatılmıştı. Aynada hep gördüğü suretin tıpatıp aynısıydı. Görmekten nefret ettiği hüzünlü bakışlar kendisine bakıyordu. Sanki yansımasına bakıyordu. Duvarda asılı bir diğer resme kaydı bakışları, gülümsüyordu. Mutlu olduğu o kadar belliydi ki.. Kendisi olduğunu bilmesine rağmen çok uzak geldi bu kadın. Gözleri gülmekten kısılmış ve dünyanın en mutlu insanıymışçasına içten bir şekilde gülümsüyordu. O resmi parçalamak istedi Asya.. Sahteliğin somut hali gibiydi.

 Duvarlar boydan boya kendi resimleri ile kaplıydı. Çoğu zindandaki haliydi. Bir resimde duvara yaslanmış gözlerindeki belli belirsiz duygu ile karşısını bakıyordu. O anda neye baktığını çok iyi biliyordu, küçük bir çocuk gibi uyuyan Ulaş'ı izliyordu.

Gözünden bir damla yaş düşerken titreyen dudağını ısırdı. Bu resimlerin hiçbirinde o yoktu fakat yinede aklına gelen ilk şey niye o olmak zorundaydı? Bitmeyen bir duygunun girdabına kapılmak  onu içten içe boğuyordu.

Kendisini toparladı, Deniz korkunç bir insandı. Artık buna tamamen emindi. Zaten bildiği gerçek bir kez daha  yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Kendi sapığı ile daha fazla bir arada durmaya niyeti yoktu. Buradan acilen gitmesi gerekiyordu, kendisini koca bir aptal olarak görüyordu. Ona yaptığı bunca şeye rağmen onunla tek kalabilme cesaretini defalarca göstermişti. Güvende hissetmiyordu , Deniz'in ona tekrardan zarar vermesinden korkuyordu. Bir defa bu adamın ellerine düşmüştü, ikincisi olsun istemiyordu fakat çoktan olmuştu. Ama bundan da önce korktuğu bir şey vardı, asla olmaması gereken bir şey.

"Asya."

Deniz'in endişe dolu sesi ile irkilerek arkasını döndü. Deniz ona doğru adım attığında gözleri büyüdü.

"Yaklaşma bana!" 

Ona ne diyeceğini, nasıl bir açıklamada bulunacağına dair bir fikri yoktu adamın. 

"Ben, ben buradan gidiyorum. Bunları görmemiş gibi yapacağım." dedi endişeyle elini havaya kaldırıp Deniz'e doğru uzatıp.

Bedeni titriyordu, görmemesi gereken bir şey görmüştü. 

"Açıklama yapmama izin ver." dedi Deniz yalvararak.

O ana kadar hiç kimseyi kaybetmekten böylesine korkmamıştı. 

"Deniz lütfen, bir açıklamaya ihtiyacım yok. Sadece buradan gitmem gerekiyor."

O an gözü döndü Deniz'in. Asya eğer bu evden ayrılırsa bir daha ona açıklama yapma fırsatı bulamamaktan korkuyordu.

"Bunu yapamam, beni dinlemek zorundasın."

"Bu resimlerin hiçbir açıklaması olamaz. Ben gideceğim." dedi hızla merdivenlere doğru yürürken fakat Deniz Asya'nın gitmesine izin vermeden kızın omzundan tutup duvara yasladı.

Asya o an yaşadığı panikle çığlık attı fakat Deniz onu susturmak için eli ile kızın ağzını kapatmıştı.

"Beni dinleyeceksin!" dedi sert bir şekilde.

Bu yaptığı hareketin Asya'nın kalbinin korkuyla çarpmasına bilsede o an bunu önemsemedi. 

Asya çırpınmaya başladığında aynı zamanda Deniz'in elini ısırmıştı fakat bu yaptığı şeye karşılık Deniz elini çekmek şöyle dursun kaşlarını çatarak elini kızın ağzına daha çok bastırmıştı.

Deniz'e tekme atmak istiyordu fakat bedenini öyle kıskacı altına almıştı ki bu pek mümkün olamıyordu. Deniz'in daha önceleri defalarca gördüğü öfkeli bakışları korkusunun şiddetini arttırmıştı.

"Ahh bak şimdi ne güzel anlaşıyoruz." dedi  Asya'nın hareket etmesine izin vermeyerek.

Asya'nın hırçınlığından ötürü  öfkelenmişti fakat kızın korkmuş ifadesi yüzünden öfkesi uzun sürmedi.

"Elimi çekeceğim ve iki medeni insan gibi konuşacağız. Merak etme seni bu eve hapsetmek gibi bir niyetim yok, sadece sana açıklama yapmama izin ver."

O an düzgün düşünemeyen kızın tek isteği bir an önce bu evden ayrılmaktı. Bir oda dolusu resmini yapacak kadar sapkın olan bu adamla bir saniye bile yanyana durmak istemiyordu.

Kafasını olumlu anlamda salladı, ne yazık ki  başka bir seçeneği yoktu çünkü kaçmaya çalışsa muhtemelen Deniz onu tekrar yakalardı. 

Deniz kızın ağzını kapayan elini çekmişse de geri çekilmemişti. Asya'nın aksine bulundukları pozisyon onun  hoşuna gitmişti, kızın insanı mest eden kokusundan uzaklaşmak istemiyordu.

"Ben bir ressamım, biliyorsun." dedi çekingen bir gülümseme ile.

Nasıl bir açıklama yapacağını bilemiyordu  fakat mantıklı bir şeyler bulmalıydı. Asya'yı ikna edecek bir şeyler..

"Ressam olman, korkunç bir şekilde bir oda dolusu resmimi çizmeni mantıklı göstermiyor. Sen hastalıklısın."

Kapısı aralık duran odaya baktı ve yutkundu genç kız. O resimleri gördüğü andan beri içine yerleşen korku onu serbest bırakmamıştı.

"Sizi o camın arkasından saatler boyu izlediğimi zaten biliyordun, benim durumumdaki bir ressamın yapacağı tek şey mahkumunun resmini çizmek olabilirdi."

"Bu mu açıklaman yani?! Neden sadece ben? Orada Ulaş'ta vardı."

Ulaş'ın resmini hiçbir zaman çizmemişti, Asya'dan nefret ettiği zamanlarda bile sadece onu çizmek istemişti.

"Onun resmini de çizmiştim fakat onun seni çizdiğim gibi çizemediğimi fark ettiğimden dolayı bundan vazgeçmiştim." dedi onu daha fazla ürkütmek istemeyerek.


"Bu da ne demek?" dedi kaşlarını çatıp.

Mantıksız bir bahaneydi ona göre. Fazla mantıksız..

"Hem sadece beni çizdiğin resimleri bulundurduğun bir odan var, bu korkunç!"

"Biliyorum fakat o kadar çok zaman ayırmışım ki seni çizmeye onları atmaya kıyamadım. Senin resmini başkasına da satamazdım."

 Satamazdı çünkü Asya'nın çiziminin bulunduğu tabloyu bir adamın duvarında asılı durmasına izin vermek istemiyordu. Bu düşünce sinirlerinin gerilmesine sebep oluyordu.

"Satmanı ben de istemem fakat zaten yanlış olan benden habersiz bunca resmimi çizmiş olman."

"Sana yaptığım tek hata senin resmini çizmem mi? Bunun için mi kaçacaksın benden? Oysa ben sana kelimenin gerçek anlamı ile zarar verdim, fakat sen yanında kalmama izin verdin. Şimdi ise zararsız resimlerden ötürü benden kurtulmak istiyorsun."

"Saçmalık! Ben seni yanımda istemedim, kalmana da izin vermedim. Sadece pişmanlığından ötürü sana karşı merhamet duyuyordum fakat şimdi işler değişti. Sen beni korkutuyorsun! Ne iş yaptığını bile bilmiyorum Deniz. Seni keşfettikçe karanlığına batıyorum."

Deniz karşısında ki kadının kendisine yönelttiği öfkesinden bile etkilendiğini fark ettiğinde yutkundu. Ona bu kadar yakın ilk defa tattığı bir hissi tattırmıştı ona. Yaşadığı şey sadece basit bir hoşlantı değildi, kendisini çoktan ona kaptırmıştı.

"Senin resimlerini çizmem karanlık mı?" dedi yumuşak çıkan sesiyle Asya'nın saçını kulağının kenarına koyup.

Bu yaptığı kızı iyice ürkütmüştü fakat kendisine  engel olamamıştı. Asya'ya bu derece yakın olmak onu büyülüyordu, kızın korkmuş bakışları bile içini ısıtıyordu.

Asya ise Deniz'in tuhaf davranışı ile tedirginleşmişti. Tüm gücü ile Deniz'i itti, adamın daha demin sergilediği tavır iyice allak bullak olmasına sebep olmuştu.  

Aldığı karşılık Deniz'in pek hoşuna gitmese de belli etmedi. 

"Herneyse Deniz, belki de fazla tepki göstermişimdir. Sonuçta insanları çizmeyi seven bir ressamsın ve en uzun manzaran Ulaş ve ben olduk. Ulaş'ın resimlerini her ne kadar göremesem de sana inanmayı seçiyorum. Fakat şimdi eve gitmem için bana müsaade et. Zaten fazla yorgundum ve o resimleri görmem iyiden iyiye beni yıprattı." dedi tuhaf atmosferi bozmak isteyerek.

Deniz'e inanmıyordu ancak bu tepkiyi vermesse onu bırakmayacağından endişeleniyordu. Gitmeye yeltenen kızın kolundan tuttu.

"Benden korkuyorsun. Fakat ben bir daha sana zarar vermem, birgün sen de anlayacaksın." 

Asya'nın eğer şimdi giderse bir daha asla kendisini yanına yaklaştırmayacağını biliyordu. İkna olmuş gözükse de ona inanmamıştı ve Deniz bunun farkındaydı.

Asya'nın asıl korktuğu şey Deniz'in ona zarar verip vermeyeceği değildi. O resimlerin başka bir açıklaması vardı ve bundan kaçmak istiyordu. 

"Ben gidiyorum." dedi sakince.  Tek istediği Deniz'den uzaklaşmaktı.

"Neden bu kadar korktun Asya? Sana zarar vermeyeceğimi söylüyorum fakat sen benden uzaklaşmaya devam ediyorsun."

" Haklıyım! Senden uzaklaşmak istemekte haklıyım! Beni hâlâ çizmeye devam ediyorsun değil mi? Yarım kalan bir resim vardı orada. Niye? Oysa beni artık saatlerce izlemiyorsun. O zaman niye hâlâ  çizmeye devam ediyorsun?" dedi kendisine engel olamayıp.

Anında pişman olmuştu bunu ona söylediğine. Kaldıramayacağı bir yükün daha omuzlarına binmesini istemiyordu. Kalbi sıkıştı, aklına gelen şeyin gerçek olma olasılığından ölesiye korkuyordu.

"Duymak istediğin şey bu mu?" dedi Deniz bir adım atarak Asya'nın yanına gelip.

Bunu şimdi söylemesi için fazla erkendi fakat sabrı kalmamıştı. Onun yanında hislerini gizlemek zorunda kalmaktan nefret ediyordu.

Genç kızın dili tutulmuştu, Deniz'e cevap veremedi fakat olumsuz anlamda kafasını salladı.

Deniz söyleyeceklerinin onun duymak istemediğini anlasada geri adım atmadı. Kalbinde taşmaya başlayan duygularını o da öğrenmeliydi. Sevdiği kadının bir başka adam için acı çektiğini görmeye daha fazla seyirci kalmak istemiyordu.

"Çünkü seni seviyorum."

Bu cümleyi duyunca miğdesi bulanmıştı Asya'nın. Zemin ayaklarının altından çekilmiş gibiydi. Fakat en çok duyduğu his öfke olmuştu.

Deniz suratına yediği sert tokatla kafası yana kaymıştı.

Asya kocaman açılmış gözleriyle adama bakarken kulakları çınlamaya başlamıştı bile.

Ona tokat atması iradesi dışında gerçekleşmişti.

"Böyle olacağını tahmin etmeliydim, senden sert bir çıkış bekliyordum fakat bu çok acımasızcaydı." dedi alayla.

Hiçbir zaman bir kadına açılmamıştı,bu zamana kadar reddeden hep Deniz olurdu. Ve şimdi reddedileceğini bilse de Asya'ya açılma cesaretini göstermişti fakat bu yaptığının bir hata olduğunu kırılan gururundan anlamıştı.

Adamın incinmiş bakışları kendisini kötü hissetmesine sebep olmuştu.

"Deniz ben çok üzgü.."

"Benden özür dileme. Bundan nefret ediyorum." diyeren kızın sözünü kesti.

"Seni sevemeyeceğimi bile bile bunu bana söylemen.."

"Git!" diye kükremesi kızın irkilerek geri adım atmasına sebep olmuştu. 

Deniz kızın dediği gerçeği kabullenmek istemiyordu. Ondan zaten bu cümleyi duyacağını biliyordu fakat yinede canının yanmasına engel olamamıştı.

Eğer Asya ona bağırıp çağırsaydı ki bunu bekliyordu, böyle öfkelenmezdi. Fakat Asya kimsenin ona yapmadığı şeyi yapmış yüzüne sert bir tokat atmıştı.

"Kendine bunu yapma, beni sevdiğini zannetme." dedi Asya adamın kalbinin sızlamasına sebep olurken.

Ulaş ile her şeyin başladığı o anların benzerini Deniz ile yaşadığını fark edince kendisinden iğrendi. Deniz'in böyle bir duyguya  kapılmasına kendisinin sebep olup olmadığını sorguladı önce. Oysa ona uzak olmaya çalışmıştı hep. Sadece yanında olan tek insan olduğu için bu mücadeye fazla girişmemişti. Şimdi pişmandı, Deniz'den hep uzak kalmalıydı.Bunun için daha fazla çabalamalıydı. Kendisine karşı duyduğu suçluluk duygusunu farklı yorumladığını düşündü. Bu çok saçmaydı ona göre. Seviliyor olmak artık inanabileceği bir şey değildi. Hayatı boyunca yakınında ki insanların istemediği kişi olmuştu. Annesi, babası, ve bir zamanlar evi olan yerde  yaşayan herkes.. Hiçbiri sevmemişti onu. En sonunda biri tarafından gerçekten sevildiğini hissettiğinde ise sonu bir hayal kırıklığı ile bitmişti. Onun tarafından  sevildiğine karşı inancını artık kaybetmişti. Ve şimdi bir başka adamın karşısına çıkıp ona bu sözleri sarf etmesini 
kaldıramıyordu. Ne yazık ki durumu taşıyamamasının asıl sebebi yine Ulaş'tı. Ondan başka bir adamdan bu cümleyi duymak canını yakmıştı.

Ulaş'a ihanet ediyormuş gibi hissetmekten kendisini alamıyordu. Deniz'in evine gelmeyi kabul ettiğine pişmandı. Böyle bir şeyin olacağını bir an bile  aklından geçirseydi gelmezdi. Deniz'in kendisi ile bu kadar yakından ilgilenmesinin sebebini adamın duyduğu vicdana bağlamıştı. 

"Seni sevdiğimi zannetmek.." dedi Deniz burukça gülümseyip.

"Peki, sen öyle san. Sana engel olmayacağım, kendini böyle avutacaksan avut."

Asya son kez adama baktı. Kendisinin ne halde olduğunu en iyi Deniz'in bilmesine rağmen ona bunu söylemesi yine Deniz'in suçuydu. Daha fazla bir şey demedi, arkasında nasıl bir enkaz bıraktığından habersiz oradan ayrıldı. 

Adam kızın gitmesiyle üstünde boyaların bulunduğu masayı devirmişti. Yere dökülmüş boyalar zeminin rengarenk olmasına sebep olmuştu. Deniz'in öfkesi Asya'ya değildi, onu tamamen kaybetmesine neden olan o cümleyi kurmasınaydı. Kendisini tutamamasının bedelini ağır ödeyeceğini  bilmesiyle pişmanlığı büyüyordu. Kalbindeki ince sızıya alışkın değildi adam. Bir yanlışa bulanmıştı ve nasıl çıkacağını hiç bilmiyordu...

.
.
.

Barış'ın ende olmadığını bilse de onun ailesinin evinde olmak kızı tuhaf hissettirmişti.

"İyi ki geldin yenge, söz veriyorum seninle bu akşam çok eğleneceğiz." dedi Aleyna cipsi paketleri ve bir çok abur cuburu önlerine yığarken.

"Buna eminim fakat emin olduğum bir başka şey miğdemin tüm gece ağrıyacağı. Bu tarz şeyleri fazla kaçırmak beni kötü yapıyor."

"Çok yemezsin sen de."

"Ahh bendeki bu iradeyle biraz zor. Başta önüme koymayacaktın bunları." dedi eline çikolata alırken.

Aleyna gülümseyerek Öykü'ye baktı. Filmi tam başlatacakları sırada kapı çalmıştı.

"Annenler yarın akşam dönmeyecekler miydi?"

"Evet öyle dediler. Düğün yarın öğlenmiş."

"Acaba bu saatte gelen kim?" dedi ayağa kalkıp.

"Abim herhalde. Senin burada olduğunu söylemiştim."

"Benim burada olduğumu bilse geleceği varsada gelmezdi." dedi mırıldanarak.

Barış hayatına girdiğinden beri önceden elinde olan azıcık mutluluğunuda kaybetmişti. Adam her fırsatta kendisini değersiz hissettiriyordu. Bunu hak ettiğini düşünüyordu Öykü. Kendisini bile isteye rezil bir durumun içine sokmuştu.

Kapıyı açtığında gelen kişinin Barış olduğunu görmesiyle içinden ona sitem etti. Adamım yanında huzursuz hissediyordu ki Barış ondan daha çok huzursuz oluyordu. 

Adam, geldiğinden pek hoşnut olmadığını fark ettiği kızın suratındaki ifadeden dolayı kendisine küfür etti. Ne halt etmiştide gelmişti sanki. Fakat Öykü'nün asık suratına rağmen oldukça tatlı gözükmesi dikkatinden kaçmamıştı. Pembe ayıcıklı pijama takımı komik makyajı ile sevimli gözüküyordu.

Bu makyajı Aleyna'nın yaptığını anlaması çok zor olmamıştı. Beceriksiz kardeşi yeni rehinesini iyi kullanmışa benziyordu. Gülmemek için kendisini zor tuttu.

"Aaa abi sen mi geldin? Bak gördün mü yenge, abim senden kaçmıyor."

Kızın patavatsız olduğunu çoktan öğrenmişti fakat bu kadarıda pes dedirtmişti Öykü'ye. Kıvılcım saçan bakışlarını Aleyna'nın üzerine dikti.

"O ne demek?" dedi Barış gözlerini Öykü'ye dikip.

" Sen ne demek olduğunu biliyorsunda neyse kardeşinin yanında tartışmayalım."

Gergin ortamı yumuşatan Aleyna olmuştu. Kendisi bilerek tekli koltuğu kaparken abisini Öykü'nün yanına oturtmuştu. Film başladığında ise çoktan filme kapılıp yanındaki çiftin varlığını unutmuştu.

"Niye geldin? Kız kıza eğlenecektik ne güzel."

Öykü'nün burada olduğunu bildiği için gelmişti, bunu niye yapmıştı bilmiyordu fakat içindeki onu görme arzusuna engel olamamıştı.

" Aleyna'yı senin ellerine bırakmak istemedim. Maazallah bana olan öfkenden kıza zarar verirsin."

"Sana öfkeli filan değilim ben."

"Bu tavrın ne öyleyse."

" Sen ilk önce kendi tavrını sorgula sonra beni sorgulamaya geçersin." dedi sert bakışlarını adamdan çekmeyip.

"Sana soğuk davranıyorum diye mi bu sitem?"

Alayla güldü Öykü.

"Soğuk davranıp davranmamam umrumda bile değil. Sen beni eline geçen her fırsatta aşağılıyorsun, buna rağmen benim sana karşı yumuşak huylu davranacağımı sanıyorsan çok büyük yanılıyorsun söyleyeyim." dedi fısıltıyla.

"O zaman benden kurtul." 'Bende kurtulayım şu karmaşık hislerden' diye devam etti içinden.

Bir insanın hem yanında olmayı isteyip hemde hayatından tamamen çıkmasını istemek adamı gittikçe bunaltıyordu.

Öykü göz devirerek elindeki bisküviyi sinirle ağzına attı. Barış kızın komik fakat sempatik gözüken tepkisine karşılık kalbinde bir sıcaklık hissetmişti. 

"Seni bıraksam annem beni öldürür, evden kovar."

"Tek sebep bu yani."

"Başka ne olacaktı?" dedi adamın koyu mavi gözlerinin içine bakıp. 

Öykü o kadar derin bakıyorduki adamın yutkunmasına sebep olmuştu. Barış kalbinin hızla attığını fark etti. Delirmiş olmalıyım diye düşündü fakat iradesi Öykü'den uzaklaşmaya yetmedi.

"Burada bende varım yalnız." dedi Aleyna yanındaki çiftin utanmasına sebep olup.

"Siz ikiniz varya çok fenasınız." dedi işaret parmağını onlara doğru sallayıp.

"Yok ben seni istemem ayaklarına yatıyorsunuz fakat şu halinize bakın. Birbiriniz için ölüp bitiyor olmalısınız." 

Karşısındaki çiftin kocaman açılmış gözleri ile dediği sözleri bir kez daha aklından geçirdi ve eliyle ağzını kapadı.

"Senin dilin fazla uzamış Aleyna! Abinle nasıl konuştuğunun farkında mısın?!"

"Valla abi özür dilerim, sizi öyle bakışırken görünce kendimi tutamadım. Ağzımdan kaçtı bir anda."

"Zaten senin şu ne dediğini bilmez dilini  keseceğim sonunda o olucak, densiz."

Aleyne ürkerek sessizliğe gömülürken Öykü dik dik Barış'a baktı.

" Ne demiş yani kız? Bu kadar büyütecek ne var anlamıyorum. Tamam beni sevmiyorsun hatta beni bir kaşık suda boğmak istiyorsun fakat bu tepki fazla değil mi?"

Öykü'nün gözlerinde büyük bir hayal kırıklığı gördüğüne emindi. Yine onu incitmişti.

" Sadece bana karşı acımasız sözler sarf ettiğini sanıyordum fakat anlaşılan kardeşine de böylesin. Yazık."

"Kardeşimle aramdaki ilişki seni ilgilendirmez Öykü. Hem benimle daha nasıl konuşması gerektiğini öğrenmeyen küçük kardeşime.."

"Bla bla bla. Çok bilmiş. Sen önce bizimle nasıl konuşman gerektiğini öğren sonra kardeşine istediğin terbiyeyi ver."

"Öykü! Dediklerine dikkat et yoksa"

"Ne olur söylesene. Lütfen devam et, merak ediyorum ne yaparmışsın."

"Sınırını aşıyorsun." dedi çenesi kasılırken.

"Sınırımı aşan tek kişi ben değilim. Ve senin bunu aşman ilk defa da değil."

Adama duyduğu öfkesinin sebebini çok iyi biliyordu. Hâlâ kalbinden atamadığı bir kadın vardı. Geceleri Öykü'nün kabusları haline gelen bir kadın.

"Ben gidiyorum Aleyna. Kusura bakma bana tehditler savuran bu adamın yanında daha fazla duramayacağım. Beni affet seni bu adamın ellerine bıraktığım için." dedi Barış'ın yüzüne bile bakmadan.

"Öykü abla lütfen kal."

Alayla Barış'a döndü. 

"Bak kız kardeşin bile kabullenmiş bizim birlikte olamayacağımızı. Bana yenge demekten vazgeçti. Ama ben aptal gibi buna inanıyorum, senin beni sevebileceğine. Benimle sonunda gerçekten hayatını birleştirmek isteyeceğine.. Tam bir gerizekalıyım anlayacağın."

Öfkesinden yaptığı itirafın farkında bile değildi. Barış kızın böyle bir umudun içine girdiğini zaten anlamıştı, fakat ondan bunu duymak göğsüne bir ağırlık çökmesine sebep olmuştu.Daha fazla bir şey demeden orayı terk etti Öykü.

Aradan geçen günlerde yine hiç konuşmamışlar, mesajlaşmamışlardı.

Öykü ne yapması gerektiği konusunda arada kalmıştı. Barış'ı terk etmesi gerektiğini düşünüp durmaktan kendisini alamıyordu. Adamın vazgeçeceği yada durumlarını kabulleneceği yoktu. Böyle giderse onu asla sevmeyecek bir adamla evlenecekti. Durmadan kavga ediyorlardı, adamın kendisine sunduğu tek şey öfkesiydi. Ama içinde bir yerlerde onun kendisine karşı yumuşamasını öyle arzuluyordu ki. Zaten bu kapıldığı tuhaf his ondan vazgeçmesini zorlaştırıyordu.

Pazar günü olmuştu, izin günüydü. Şirkete gitmesine gerek yoktu fakat evde durup düşüncelerin arasında boğuşmak onu yoruyordu.

Bazen tek başına alışveriş yapmak ona iyi gelirdi. Evden çıkıp kendisini alışveriş merkezine attı. Uzun bir serüvenin ardından yorgunluğunu atmak için gözüne kestirdiği bir cafeye adım atmıştıki gördüğü kişiyle yerinde çakılıp kaldı. Barış  karşısındaki hoş bayanla kahkahalar eşliğinde sohbet ediyordu. O sert adam tamamen gitmiş yerine yabancı birisi geçmiş gibiydi. Onu daha önce bu kadar eğlenirken hiç görmediğini fark etti. Gözleri dolmuştu, mutlu gözüküyordu Barış. Yanındaki kadından belki de hoşlanıyordu. Bu düşünce ile kıskançlık bütün vücuduna yayılmıştı.

Adam kocaman gülümsemesi ile karşısındaki kadına bir şeyler anlatıyordu. Hiç görme şansı bulamadığı neşesini bir başka kadınla paylaşıyordu.

Gülen gözleri kendi gözleri ile buluştuğunda yavaş yavaş solmuş ve eski buz haline dönmüştü. Yanındaki kadın da Barış'ın baktığı tarafa bakınca gülümsemek zorunda kalmıştı Öykü. Sahte bir maske yüzüne geçirip sanki hiç üzülmemiş gibi onların yanına doğru yürüdü.

Barış kaşları çatılırken kendisine doğru gelen kızdan gözlerini alamıyordu. Onu görünce heyecanlanan kalbi artık sinirine dokunmaya başlamıştı. 


"Merhaba. Burada karşılaşmamız ne tesadüf ama." dedi yüzündeki sahte gülümsemeyle.

"Öyle." dedi Barış solgun çıkan sesiyle.

Adamın kendi varlığından rahatsızlık duyduğunu bir kez daha anlayınca boğazına bir yumru oturmuştu.

Barış yanındaki kadına döndü.

"Sana bahsetmemiştim Simge. Ben yakında evleniyorum, Öykü ile. Tanıştırayım müstakbel nişanlım." dedi son derece isteksizce.

Kadının anında değişen mimiklerinden duyduğu sözlerin hoşuna gitmediği anlaşıyordu.

"Memnun oldum Öykü, bu arada tebrik ederim ikinizide." dedi zoraki bir gülümsemeyle.

"Teşekkürler. Bende memnun oldum."

"Fakat Barış böyle önemli bir haberi daha yeni öğrendiğim için sana kızgınım."

"Söylemeye fırsatım olmamıştı."

"Neyse, otursana Öykü."

"Tabi. " dedi çekinerek.

"Ee anlatın bakalım böyle kısa bir zamanda evlenmeye nasıl karar aldınız? En son Barış'ın hayatında kimse yoktu." dedi yumruk yaptığı elini çenesinin altına koyup.

"Mantık evliliği, ailelerin kararı ile evleniyoruz desek daha doğru olur."

Bu açıklamayı Barış yanındaki kızıl afete yaptığı için sinirlensede belli etmedi.

"Öyle mi? Oysa sen aşk adamıydın. Yağmur'la yaşadığınız o büyük aşktan sonra böyle basit bir evlilik kararı alacağını hiç düşünmezdim. Şaşırttın doğrusu."

Tüğleri diken diken olmuştu ikisininde. Kendilerini berbat hissetmekten alıkoyamıyorlardı. Öykü'yü küçük düşürücü bir durumun içine soktuğu için kendisine kızıyordu. 

" Öyle işte, bizim olayımız bu. Herkes aşk evliliği yapacak diye bir şey yok. Bu arada sizinle tam olarak tanışmadım. Ben sizin kim olduğunuzu hâlâ bilmiyorum."

"Üniversiteden arkadaşım. Uzun zamandır görüşmüyorduk. Benim Türkiye'ye döndüğümü öğrenince  aradı, onun için buluştuk kısaca."

Öykü'nün yanlış bir fikre kapılmasını istemiyordu. 

"Anlıyorum." dedi küçük bir gülümsemeyle.

Öykü garsondan sadece kahve istemişti. Gergindi ve bir an önce eve dönmek istiyordu. 

"Düğününüz ne zaman peki?"

"Kararlaştırılmadı, Öykü'nün dayısı vefat ettiği için nişanıda erteledik."

"Allah rahmet eylesin Öykü'cüğüm."

"Sağ ol."

Öykü sessizliğe gömülürken Simge Barış ile koyu bir muhabbetin içine girmişti. Yanındaki adama baktı Öykü. Simge ile birlikte olmaktan memnun gözüküyordu. Kendisi ile hiç istekli konuşmamıştı fakat karşısındaki kadının sohbetinden keyif aldığı belliydi. Adam konuşması esnasında defalarca gülümsemişti. 

Öykü o ana dek Barış'ın Yağmur'da takılı kaldığı için kendisine öyle davrandığını düşünmüştü fakat şimdi düşünceleri değişmişti. Sorun Yağmur değildi, sorun kendisiydi. Barış baştan beri Öykü'den hoşlanmadığını dile getirmişti fakat Öykü bunları görmezden gelmişti. Ancak şimdi görüyordu, Barış başka bir kadını sevebilirdi. Bu sadece kendisi olamazdı. 

Sırf inatçılığı yüzünden onunda hayatını çaldığına inanmıştı. Adamın mutlu olma ihtimalini elinden alıyordu. Başka bir kadınla mutlu olabilecekken kendisine bağlı olması için onu zorluyordu. 

Barış Simge'ye zoraki gülümsemelerini sunarken aklı Öykü'deydi. Simge'yi dinliyormuş gibi yapmaktan yorulmuştu. 

"Size iyi günler, ben artık kalkayım." dedi poşetlerini eline alıp.

Fakat Barış'ta onunla kalkmıştı. 

"Seni eve ben bırakırım."

"Hayır hayır gerek yok, siz eğlencenize bakın. Arabayla geldim zaten."

"Olsun bu poşetleri taşıyamazsın." dedi kızın elinden poşetleri alırken.

"Hiç gerek yoktu ben taşırdım."

Adam onu dinlemeden Simge'ye döndü.

"Kusura bakma Simge bir anda böyle gidiyorum ama. Zaten kalkmam gerekiyordu yapmam gereken bazı işler var."

"Ne kusuru canım tabi müstakbel nişanlına yardım et sen. Sonra yine görüşürüz."

Vedalaştıktan sonra yürümeye başladılar.

"Öykü, aslında seninle konuşmak istediğim bir şey vardı, doğrusu karnımda aç. Bir lokantaya mı gitsek?"

Şaşkınca adama baktı. Eve gidecektik ama."

"Hadi ama, her zaman vaktim olmuyor biliyorsun. Hazır zamanım varken seninle aramızdaki problemleri çözmek istiyorum."

"Tamam olur. O zaman şu ilk buluştuğumuz lokantaya gidelim, orası buraya yakındı."

"Peki, nasıl istersen." dedi gülümseyip.

İkiside kendi arabalarına binmişlerdi. Lokantaya girdiklerinde önceden oturduğu masanın boş olduğunu görünce gülümsedi Öykü.

Yemeklerini sipariş ederken kendisininde acıkmış olduğunu hissetti.

" Simge hoş kızmış." 

" Evet, senin aksine son derece kibardır."

"Bende özümde kibarımdır fakat karşımdaki sen olunca bunu pek koruyomıyorum."

" Topu bana atıyorsun yani."

"Aynen öyle. Ee ne yaptınız onunla?"

"Sinemaya gitmiştik. Üniversite yıllarımızda izlediğimiz filmin üçüncü filmi çıkmış. Onu izlemek istediğini söyledi."

"Güzel miydi film?"

"Hayal kırıklığıydı."

Yemekleri geldiklerinde aralarında bir sessizlik oluşmuştu.

"Benimle konuşmak istediğini söylemiştin."

"Evet, aslında aramızda gözle görülür bir problem var. Bunu düzeltmek istiyorum."

"Bunu çözebilmek için bana bağırıp çağırmaman lazım."

"Biliyorum, üzgünüm davranışlarım için. Fazla üstüne geldiğimin farkındayım."

"Ne oldu sana, kafana taş filan mı düştü?"

"Hayır." dedi sesli bir gülümsemeyle.

" Seni gereğinden fazla kırdığımı anladım."

"Bunu anladıysan ne mutlu."

"Ancak sende beni anla, kolay bir durumun içinde değilim. Sevmediğim bir insanla evlenmeye zorlanıyorum, sana karşı kibar olmak istememiştim. Çünkü sana öfkeliydim."

Adama resmen eziyet ediyordu, bu düşünce kalbini parçaladı.

"Benimle evlenmek istemiyorsun değil mi? Ama ben vazgeçmezsem evleneceksin."

"Bunun cevabını zaten biliyorsun."

Derin bir nefes aldı, uğraşmanın bir anlamı yoktu.

"Hatalıydım, başından sen bana beni sevmeyeceğini söylediğinde bunu kabul etmemeliydim. Fakat saçmaladım. Bu kadar zorlanacağımı tahmin etmemiştim. Seninle evlenme gibi bir düşünce içinde değildim başlarda ama bir salak gibi son zamanlarda bu ihtimali düşünmeden edemiyorum. Ve hayallerimde bile biz evliyken mutsusuz. Kendi hayatımı neredeyse mahvetmek üzereyim, biz mutlu olamayız. Bana bunu çok net gösterdin. İstediğin gibi olsun o zaman. Sana bunu yapmaya hakkım yok, benimle olarak mutsuz bir adam olmanı istemiyorum. Hem kendimede eziyet bu. Bütün sorumluluğu üzerime alıyorum. Ayrılalım."







Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


30   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   32 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.