Yukarı Çık




6   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   8 

Bölüm 7: Dango Yiyelim!

"Bocchan Dango yemek istiyorum! Ne dersin Tahara. Dango yemeye gidelim mi?"

"Dango mu? Olabilir aslında. Yakınlarda satan bir yer vardı. Oraya gidebiliriz."

"Yamaguchi Dango'yu biliyor musun? Oraya gidelim."

"Yamaguchi Dango…"

"Yamaguchi Dango buraların en ünlü tatlıcısıdır. Ulusal kanallara bile çıkmışlığı bile var!"

"Ulusal Kanallar mı..?"

"Evet."

"Denemekten zarar gelmez sanırım.Ne tarafta?"

"Buraya pek yakın değil ama yürüdüğüne değecektir."

Ve böylece Fukuhara-san ile olan yolculuğumuz başladı. Daha önce hiç gitmediğim, görmediğim yollardan geçtik. Fukuhara-san tatlıcının ne kadar uzakta olduğu konusunda bir şey söylememeye ısrarcıydı. Telefondan nerede olduğuna bakmama bile izin vermiyordu. Sürekli "Az kaldı. Merak etme." Diyerek geçiştiriyordu.

"Daha ne kadar yürümemiz lazım?"

"Merak etme. Sadece biraz daha yürümemiz lazım."

"Bunu beşinci kez söylüyorsun. Ve ayrıca telefondan nerede olduğuna bakmama bile izin vermiyorsun."

"Eğer ne kadar yol yürüyeceğimizi görseydin gelmeyi kabul etmezdin."

"Evet büyük ihtimalle etmezdim ama lütfen artık ne kadar yolumuzun kaldığına bakabilir miyim? Söz veriyorum geri dönmeye kalkışmayacağım!"

"Zaten yolu yarıladık sayılır. Bundan sonra geri dönmeyi istemen aptalca olur."

"Yarıladık sayılır mı?! Hemen geri dönüyoruz!"

"Ama söz vermiştin!"

"Umrumda değil. Geri dönüyoruz!"

Arkamı döndüm ve geriye doğru yürümeye başladım. Fukuhara-san beni elimden yakaladı ve çekmeye başladı.

"Erkek adam sözünde durur."

Ben de onu geri çekmeye başladım.

"Bu yaptığın cinsiyetçilik! Hem en başta bana yalan söyleyen sendin!"

Birbirimizi çekme yarışını ben kazanıyordum. Yolun köşesine kadar gelmiştik. Yandaki duvara tutundum ve kendimi duvardan destek alarak çekmeye başladım.

"Bırak beni evime gideyim!"

"Olmaz! Seni buraya kadar getirmişken kaçmana izin veremem."

"Neyden bahsediyorsun."

Fukuhara-san birden elimi bıraktı ve yere kapaklandım. Niye bu kadar ısrar ediyordu acaba.

"Fukuhara-san neden bu kadar ıs-"

Sağ tarafımdaki yoldan bir ses yükseldi.

"Tahara-kun!!!!"

Kafamı çevirdiğim anda bana doğru ilerleyen Konda-kun'u gördüm. Okuldan bu kadar uzaktayken beni Fukuhara-san ile görmesi hiç hoş olmaz. Kesinlikle yanlış anlayacaktır. Konda-kun'un görmemesi için elimle Fukuhara-san'a dur işareti yaptım.

"Tahara-kun, burada napıyorsun?"

"H-hiç sadece geçiyordum."

"Okuldan ve evinden bu kadar uzaktayken sadece geçiyor olamazsın."

"Aslında bir yere gidiyorum. Yamaguchi Dango'yu biliyor musun?"

"Ah! Yamaguchi Dango'ya mı gidiyorsun! Söylesene kim bu şanslı hanımefendi? Bizim sınıftan mı? Gerçe bizim sınıftan biri olsa Yamaguchi Dango'ya gideceğini söylemezdin. Yani bizim okuldan mı? Ah, yoksa dışarda tanıştığın biri mi?"

"Ne saçmalıyorsun."

"Bilirsin Yamaguchi Dango'ya sadece gitmezsin. Oraya gitmek için bir amacın vardır. Bir amacın yoksa o moruğun bozuk dangolarını yemek için bir sebebinde yoktur. Haksız mıyım? Bazı insanlar cidden oranın dnagolarını seviyor aslında. Onları cidden anlamıyorum. Bence o moruğun dangolarını sevdiğini iddia edenlerin hepsi sadece şehir efsanelerine inandıklarını reddeden kibirli insanlar."

"Şehir efsanesi mi?"

"Bilmiyor musun?"

"Hayır."

"E bilmiyorsan niye randevu için o kadar uzak bir yeri sectin?"

"Aslın-"

"Anladım! Buluşma yerini buluşacağın kız seçti! Ah dostum, eğer durum buysa birisi sana fena abayı yakmış demektir. Veya sadece şu aptal lise aşkı romantizmine takmış birisi demektir."

"O ne demek?"

"Aptal lise aşkı romantizmi mi?"

"Hayır. Bahsettiğin şu "abayı yakma" mevzusu.""

"He o mu? Kısaca anlatmak gerekirse. Eğer hoşlandığın kişi ile Yamaguchi Dango'ya gidip Bocchan Dango yersen birbirinize aşık olurmuşsunuz."

Yo-yoksa Fukuhara-san'ın amacı bu mu? Bir şehir efsanesini gerçekleştirmek mi? Buna mı bel bağladı! Eğer durum buysa Fukuhara-san'ın bu kadar ısrarcı olmasına kesinlikle şaşırmadım. 

"Söylesene bu kaçıncı randevunuz?"

"Randevu mu?"

Veterinerdeki olanları randevu olarak sayamam sanırım. Kafede ise onu ben takip etmiştim. Onun dışında kulüp çalışmalarımız ve evimiz yakın diye okuldan sonra beraber yürümemiz de randevu olarak sayılmaz.

"Bu ilk randevumuz… sayılır."

Fukuhara-san ilk buluşmamızda birbirimize olan aşkın daimiyatını istemiş. Tamam bunu bir şehir efsanesine bel bağlayıp yapması prk mantıklı değil ama hâlâ romantik.

"İlk mi? Dostum o kızdan koşarak kaçmanı öneririm. Bu çok ürkünç."

"Katılmıyorum. Bence bu çok şirin."

"Ne dersen de ama bu pek normal bir şey sayılmaz. Önerimi aklında tutmanı tavsiye ederim. Seni daha fazla rahatsız etmiyim. Ben kaçar. Yarın görüşürüz."

"Görüşürüz."

Üstüme doğru yürümeye başladı. Eğer sağa dönerse Fukuhara-san'ı görecek! Kollarımı hafifçe açıp kendimi Fukuhara-san'a siper ettim ama neyse ki Konda-kun sola döndü ve bizden uzaklaşmaya başladı. Derin bir nefes almışken birden arkasını döndü.

"He bu arada kestirmelerden gitmeni tavsiye ederim."

Siktir!

"T-t-teşekkür ederim..."

Arkamı döndüm ve Fukuhara-san yoktu. Etrafıma bakındım ama ortalıkta yoktu. Hemen telefonunu çıkarıp Fukuhara-san'ı aradım.

"Alo! Fukuhara-san! Özür dilerim. Hadi Dango yemeye gidelim!"

"Çok geç. Ben eve dönmeye başladım bile."

"Yolu yarıladık sayılır değil mi? Bundan sonra geriye dönmek aptallık olur."

Sokağın ilerisinde birisi belirdi.

"Evet, doğru aptallık olur."

Yanına doğru koşarak gittim. Gözleri yaşarmıştı.

"Yol boyunca bir daha söylenmeyeceğim ama iki şartım var."

"Şart mı?"

"Yolu ben seçeceğim ve oraya gittiğimizde sadece Bocchan Dango yiyeceğiz. Kabul mu?"

…...

Telefonumdan haritayı açtım ve Konda-kun'un dediği gibi kestirmelerden gitmeye başladık. Neredeyse varmıştık ama hava yavaş yavaş kararıyordu. Güneş batmak üzereyken üstümüze turuncu ışık demetleri serpiyordu. Sola döndüğümüzde karşımızda dört tane köpek gördüm. Bizim yolun başında belirmemizle ayağa kalktılar. Hafifçe geriye doğru bir adım attım ve Fukuhara-san’a döndüm.

"Bence farklı bir yoldan gidelim."

“Yoksa köpeklerden korkuyor musun?”

“Belki evet belki de hayır ama bu sorunun cevabı şu köpeklerin bizi kovalamasından daha az önemli.”

“Köpeklerden korkuyorsan sorun değil. Ben de onlardan küçükken onlardan korkardım.”

“Ah, ne güzel ama yavaşça burdan gitsek hoş olacaktır.”

Birden köpeklerden bir tanesi havladı. Ardından da diğerleri. Evet, işte başlıyorduk. Solumuzda bir park sağımızda ise bahçe duvarları çok yüksek olan büyük bir ev vardı. Yani kaçmamızın tek yolu geriye koşmaktı. Fukuhara-san’ın kolundan tuttum ve yavaş yavaş oradan uzaklaşmaya başladık. Biz uzaklaştıkça köpekler yavaşça üstümüze geliyordu. Yerde taş falan arıyordum ama nafile. Bu zengin sokağı çok temizdi. Birden gökten yere bir şey düştü. Ufak bir taş tanesi gibi bir şeydi. Sonra ikincisi ve ardından da üçüncüsü. Köpeklerin dikkati havadan düşen bu küçük şeylere kaymıştı. Kaçmamızın tam fırsatı!
Tam Fukuhara-san’ı kolundan çekip topuklamamız gerektiğini söyleyecektim ki o küçük şeyler birden yağmur gibi yağmaya başladı. Taş, çakıl, dolu… Bunlar tam neydi? Güneş’in turuncu ışığının altında gökyüzünden bu taneler köpeklerin dikkatini tamamen dağıtmıştı. O tanelerden bir tanesini yerden aldım. Dikkatlice baktım. Tam o sırada uzaktan bir ses geldi.

“Sakın onu ağzına atmayı düşünme Tahara-kun.”

Sesin geldiği yöne baktığımda dans kulübünden Paris-senapi’yi gördüm.

“Paris-senpai? Sizin burada ne işiniz var? Ve bunları siz mi yağdırdınız?”

“Ben bu tarafta oturuyorum ve evet onları ben havaya fırlattım.”

“Peki bunlar tam olarak ne?”

“Kuru köpek maması.”

“Köpek maması? Neden bunları döktün ki?”

“Her zaman bu saatlerde sokak köpeklerine mama bırakırım. Bahçedeyken köpeklerin havlamasını duydum ve birisine saldırmak üzere olduklarını düşündüm.”

“Ve bu yüzden köpek mamalarını havaya fırlattın ve yağmur gibi yağmasını sağladın.”

“Kesinlikle evet.”

“E bu çok mantıksız.”

“Evet mantıksız ama etkili.”

“Birilerine saldırdıkları konusunda nasıl bu kadar emin olabilirsin ki?” 

“Çünkü bu kestirmeyi sizin gibi çifte kumrular tepedeki dango dükkanına giderken hep bu kestirmeyi kullanırlar ve her zaman da köpekler onlara saldırır.”

“B-bunu nerden çıkartıyorsun Paris-senpai?! Fukuhara-san ile sadece tepeden şehri izleyecektik! Se-sevgili falan değiliz!”

Paris-senpai yanıma doğru yaklaştı. Yaklaşırken de köpeklerden birini sevdi ve bu yüzden köpek onun peşine takıldı.

“Tahara-kun,Tahara-kun, Tahara-kun… Sadece şaka yapmıştım. Bilirsin, dalga geçmek için. Ama senin bunu ciddiye alman benim hayli hayli ilgimi çekti. Şüpheli davranıyorsun. Sanki öyle görünmemeniz gereken bir şeyi söylemişim gibi...Söylesene Tahara-kun, düşündüğüm şey doğru mu?”

İşte bunun geldiğini görmedim. Eğer Paris-senpai bunu öğrenirse belki kötü niyeti olmasa bile kulüpte veya okulda bize “çifte kumrular” diye hitap edecektir. Bu etrafta Kawano ve adamları olmasaydı sadece biraz sinir bozucu olurdu ama bu durumda “çifte kumrular” lafı bizim ölüm fermanımız! Bir şey yapmam lazım…Paris-senpai’nin daha demin söylediği gibi. Mantıksız da olsa etkili bir şey...

“Hadi ama Tahara-kun söylesene. Etrafta bir romantizm varsa bunu bilmem gerek. Bunu bilmemek bana çok acı verir. Ne de olsa bir yarım Fransız....”

“Fu-fu-fu...”

Paris-senpai bir elini omzuma attı.

“Evet işte böyle! Aşkınızı içinde yaşama. DÜNYAYA BEYAN ET!”

“Ben gayim!”

“Oh~~…”

Paris-senpai elini omzumdan çekti ve üstünü düzeltti.

“Öyle mi..?”

“E-evet...”

“Senin adına sevindim… Kabalığım için özür dilerim.”

Ve Paris-senpai arkasını dönüp evine doğru çekildi. Böylece “Ben gayim.” cümlesi kıçımı bilmem kaçıncı kere kurtardı.


Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


6   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   8 


468x60


DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler butonu kullanılarak spoiler yazılabilir fakat buton kullanılmadan spoiler verenler uyarılmadan süresiz engellenecektir ve geri alınmayacaktır.,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.