Yukarı Çık




56   Önceki Bölüm 

           
Renard, Albay Ferid’in bu soğuk ve hesaplı sözlerine karşı karanlık bir kahkaha attı. Masadaki kanca tabancasını tek eliyle kavradığı gibi omzuna attı ve kapıya doğru yöneldi. Ancak adımlarını hızlandırdığı o an, koridorun derinliklerinden yankılanan tiz ve kan dondurucu çığlıklar kulaklarına çarptı.

Renard duraksadı. Elini kapı paneline uzatmasına kalmadan, ağır metal kapı dışarıdan gelen zayıf bir manuel şifre girişimiyle büyük bir tıslamayla iki yana açıldı.

İçeriye, adeta bir fırtınanın savurduğu bir bez bebek gibi biri düştü.

Bu, Pandora’nın o psikopatça neşesiyle tanınan, ölümcül suikastçısı Alpha’ydı. Gözleri saf bir dehşetle açılmıştı, nefes nefeseydi ve arkasındaki karanlık koridorda kana susamış, canavarlaşmış insanların hırlamaları yankılanıyordu. Karanlığın içinden üzerlerine doğru koşan çarpık silüetler belirdi.

Renard gözlerini fal taşı gibi açtı ve bir an bile düşünmeden ileri atılarak kontrol paneline yumruğunu geçirdi. Ağır çelik kapılar, üzerlerine atlayan ilk yaratığın pençeleri içeri girmeden milisaniyeler önce büyük bir gürültüyle kapandı ve kilitlendi. Kapının ardında anında başlayan kudurmuş tırmalama sesleri, ağır darbeler ve vahşi ulumalar odayı doldurdu ama içerisi şimdilik güvenliydi.

Alpha, içeri sendelediği an başını kaldırdı ve karşısındaki manzarayı gördü. Önünde, az önce canına kastettiği Renard duruyordu. Onun hemen arkasında Albay Ferid vardı. Ve yatakta... içindeki o yeşil-kırmızı cehennemi serbest bırakarak karnını boydan boya yaran, ona hayatının en büyük korkusunu yaşatan Leo yatıyordu.

Leo’nun onu o hale getirmesinin üzerinden epey zaman geçmişti. Anlaşılan o ki, Alpha kan kaybından ölmemek için o derin yarayı kendi kıyafetlerinin parçalarıyla sıkıca turnikelemiş ve hemen yakındaki çökmüş bir havalandırma boşluğuna saklanıp saatlerce beklemişti. Ancak koridordaki canavarlar sonunda kan kokusunu alıp onu köşeye sıkıştırdığında, son çare olarak sürünerek Renard’ın girdiği bu güvenli odanın kapısına yığılmıştı.

Şu an kaçacak hiçbir yeri, savaşacak tek bir damla gücü kalmamıştı. Bacakları titredi ve o ölümcül suikastçı, üç azılı düşmanının önünde dizlerinin üzerine çöktü. Başını öne eğerek, titreyen bir sesle mırıldandı: “Lütfen... Yalvarırım... Canımı bağışlayın.“

Renard’ın gözlerinde anında vahşi bir parıltı belirdi. Kapının ardındaki gümlemelere aldırmadan, “Seni küçük kaltak!“ diye kükredi. Boşta kalan eliyle belindeki yedek bir bıçağa uzandı ve Alpha’nın boynunu kesmek için ileri atıldı. Sırf bu kız yüzünden az daha canından oluyordu.

Ancak Renard’ın bıçağı havayı bile kesemeden, Albay Ferid’in çelik gibi sert eli onun bileğine yapıştı.

“Yine mi?“ dedi Ferid, sesi bir buzul kadar soğuktu. “Her zamanki gibi aceleci ve aptalca davranmak mı istiyorsun?“

Ferid, Renard’ın kolunu sertçe geriye iterken, diğer eliyle Alpha’yı yakasından kavradı ve odanın tam ortasına fırlattı. Alpha acı içinde inleyerek yere kapaklandı.

“Beni bırak Albay!“ diye tısladı Renard, öfkeyle Ferid’e bakarak. “Onun yüzünden az daha geberiyordum! Biliyorsun bunu!“

“Biliyorum,“ dedi Ferid, kapıya vuran canavarların sesini bastırmak için sesini hafifçe yükselterek. “Ama bunca zaman Kızıl Yara hep kendi bildiğini okudu. Öfkenizle hareket ettiniz ve sonuç ortada. Bırak, bu sefer işleri farklı bir şekilde yürütelim. Sizin yöntemleriniz hiçbir işe yaramıyor, bunu anlayın artık. Bu kız sıradan bir asker değil.“

Ferid yavaşça arkasını dönüp yerde kıvranan Alpha’ya tepeden baktı. Gözlerinde ne bir acıma ne de bir merhamet kırıntısı vardı. Sadece bir askerin pragmatizmi okunuyordu.

“Yaşamak istiyor musun?“ diye sordu Ferid, tok bir sesle.

Alpha, karnındaki derme çatma sargıyı tutarak zorlukla başını kaldırdı ve hızlıca onayladı.

“Güzel,“ dedi Ferid. “Eğer sorularımızı eksiksiz cevaplarsan, sana zarar vermeyeceğiz. Yaşamana izin vereceğiz.“

Alpha derin ve kesik bir nefes aldı. “Cevaplarım... Ama her sorunuza değil. Ç-çünkü size güvenmiyorum.“

Renard bu küstahlığa karşı dişlerini gıcırdatıp ileri atılacakken, Ferid elini kaldırıp onu durdurdu. Albay, şaşırtıcı bir şekilde Alpha’ya hak vermişti. “Savaş alanında, düşmandan gelen hiçbir söze ve vaade güvenilmemesi en temel kuraldır. Mantıklı,“ dedi Ferid. “O halde bildiğin kadarıyla konuşacaksın. İlk soru: Buradaki amacın ne? Sana verilen görev neydi?“

Alpha yutkundu. “Belirli kişilerin... Pandora için sağ olarak yukarı, yeryüzüne çıkartılması. Onlar haricinde karşıma çıkan herkesi, istediğim kişiyi öldürebilme yetkim vardı.“

“Bu ’belirli kişiler’ kimler?“ diye sordu Ferid, gözlerini kısarak.

Alpha bakışlarını kaçırdı. “Bu soruyu... cevaplamak istemiyorum.“

Ferid üstüne gitmedi. “Peki. Bu görevi sana kim verdi?“

“Pandora’nın en üstlerinde bulunan, üç kurucudan birisi...“ dedi Alpha, sesini alçaltarak. “Ama hangisi olduğunu söylemem.“ Doktor’un adını doğrudan zikretmekten ölesiye korkuyordu.

Renard artık dayanamadı. “Bu kızdan öğrenebileceğimiz hiçbir lanet şey yok!“ diye bağırdı. “Sadece laf kalabalığı yapıyor. Öldürelim gitsin!“

“Evet,“ dedi Ferid sakin bir tavırla, “ondan stratejik olarak çok büyük bir şey öğrenebileceğimizi sanmıyorum. Ama bu, onu öldürmemizi mantıklı yapmaz.“ Ferid, Renard’a ters bir bakış attı. “Acele karar verme, Renard.“

Ferid elini hafifçe kaldırdı. Odanın içindeki hava aniden yoğunlaştı. Keskin, jilet gibi bir rüzgar Alpha’nın etrafında dönmeye başladı. Rüzgar öylesine sıkıştı ve katılaştı ki, görünmez zincirler gibi Alpha’nın bileklerine ve ayak bileklerine dolanıp onları birbirine kenetledi. Alpha dehşet içinde çırpındı ama rüzgar mührü onu kıpırdayamaz hale getirmişti.

“Bu kız, Pandora’nın iç çemberinden birisi,“ diye açıkladı Ferid, büyüsünü sabitlerken. “Şu an burada, dışarıdaki o yaratıklar kapıyı zorlarken ona işkence edip konuşturmaya çalışmak mantıksız ve zaman kaybı. Ama onu yanımızda götürmek son derece kullanışlı olacak. O bizim Pandora’ya karşı elimizdeki en büyük kozumuz, canlı kalkanımız.“

Renard bu karardan hiç hoşlanmamıştı. Gözleri hala Alpha’nın boynundaydı ama Ferid’in mantığına da karşı çıkamıyordu. “Tamam o halde,“ diye homurdandı. “Senin dediğin gibi olsun Albay.“

Ferid başını salladı. Ardından planı netleştirmek için Renard’a döndü. “Sen kanca tabancasıyla yukarı çıkıp planladığımız gibi o ağır asansör halatını sarkıttığın an, ilk önce Leo’yu sırtıma alıp üçüncü kata taşıyacağım. Sonra o halattan geri inip bu kızı alacağım.“

Ferid, bir yandan konuşurken diğer yandan tıbbi dolaplardan bulduğu temiz sargı bezleriyle Alpha’nın o derme çatma turnikesini açıp, kanayan yarayı profesyonelce sarmaya başladı. Ölü bir rehine hiçbir işe yaramazdı.

Renard tekrar kapıya doğru yöneldiğinde, Ferid onu son bir kez durdurdu. Cebindeki akıllı telefonu çıkardı ve Renard’a uzattı. “Bunu al. Üçüncü kata çıktığında, harita lojistik deposunu ve asansör şaftını bulmanda sana yardımcı olacak.“

Renard telefonu yakaladı. Kapının ardındaki tırmalama sesleri devam ederken, kılıcını çekti. “Beni yukarıda bekletmeyin,“ dedi. Ardından kapı kilidini sıfırladı ve çelik kapı aralandığı an, inanılmaz bir hız ve çeviklikle içeri girmeye çalışan canavarların arasından sıyrılarak, karanlık koridora dalıp gözden kayboldu. Ferid arkasından kapıyı anında tekrar kilitledi.

Odada sadece Ferid, yatakta bitkin düşmüş Leo ve elleri kolları rüzgarla mühürlenmiş halde yerde oturan Alpha kalmıştı.

Alpha, kanaması durdurulmuş bir şekilde, uslu ve cezalı bir çocuk gibi Leo’nun yatağının hemen dibine çökmüştü. Gri saçları terden yüzüne yapışmıştı.

Leo, başını zorlukla çevirip yerde oturan Alpha’ya baktı. Zihni hızla çalışıyordu. Ferid’in sorduğu sorulardan, Alpha’nın aslında Pandora hakkında bir şeyler bildiği ama konuşmaktan korktuğu açıktı.

Leo içinden düşündü. Eğer ona Doktor hakkında bir şey sorarsam kesinlikle susacak. Doktor’dan benim korktuğumdan daha fazla korkuyor. Ancak Leo’nun zihninde çok daha derin, çok daha kritik bir soru belirdi.

Hafızasını kaybettiği o ilk günden bu yana, bu karanlık ve çarpık dünya hakkında ona ilk gerçeği sunan, o siyah günlüğün yazarıydı. Leo’yu kurtarmaya çalışırken “Sadece yaşa“ diyen ve Doktor tarafından acımasızca öldürülen o beyaz önlüklü kadın... O kadın bir zamanlar Pandora’da çalışıyordu ve sırları Hükümet’e sızdırmıştı. Alpha mutlaka onu tanıyor olmalıydı. En azından onun ihanetinin Pandora içinde nasıl yankılandığını, ya da onun mirası hakkında bir şeyler öğrenebilirdi.

Leo derin bir nefes aldı. “Alpha...“ dedi pürüzlü bir sesle.

Alpha başını yavaşça yukarı kaldırdı. Gözlerinde artık o alaycı ifade yoktu. “Ne oldu? Senin de mi bana soracağın bir sorun var?“

Ferid, elindeki teçhizatları hazırlamayı bırakıp dikkatle Leo’ya baktı. O da Leo’nun bu tehlikeli kıza ne soracağını merak ediyordu.

Leo tam dudaklarını araladı ki... Zihni bomboş kaldı.

Adı... Adı neydi?

Leo’nun gözbebekleri titredi. O siyah günlüğün kapağını, sayfalarındaki o telaşlı el yazısını hatırlıyordu. Kadının beyaz önlüğünü, şefkatli sesini ve Doktor’un onu öldürdüğü o korkunç anı zihninde bir film şeridi gibi görüyordu. Ama isim... O hayatını değiştiren isim dudaklarının ucuna gelmiyor, zihninin o karanlık uçurumlarında kaybolup gidiyordu.

Fiziksel tükenmişliği ve yaşadığı ağır travma, zihnini bir sis bulutuyla kaplamıştı.

Alpha, yerde bağlı bir şekilde ondan cevap bekliyordu. Albay Ferid sessizce izliyordu. Kapının ardında ise canavarların bitmek bilmeyen tırmalamaları yankılanıyordu.

Leo çaresizlik içinde yutkundu. Boğazı kurumuştu. O kadının, günlüğün yazarının adını hatırlayabilmek için zihninin her köşesini tırmalıyor, acı içinde kıvranan hafızasını zorluyordu ama kelimeler bir türlü bir araya gelmiyordu. O ismi sormadan, istediği o hayati cevabı asla alamayacaktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

56   Önceki Bölüm