Bölüm...
Drama,History,Mystery,Seinen,Slice of life

Bölüm 173

Cilt 8 Son Söz
Yazar: Animecireyiz6325 Grup: : 8bit no Sekai Okuma süresi: 3 dk Kelime: 647

Çeviri: Animeci_Reyiz

Sonsöz

Dairesine dönen Gyokuyou banyo bile yapmadan doğrudan yatağa yığıldı.

“Ah, ne kadar da yorgunum...“

Keşke birine bugün tam olarak neler yaşandığını sorabilseydi. Başka şartlar altında yaşananların bir kısmı düpedüz komik bile gelebilirdi ama hissettiği şok, her türlü mizah duygusunu fersah fersah gölgede bırakıyordu.

Bir yanı kesinlikle Maomao’nun hâline acıyor, öte yanı ise onu içten içe kıskanıyordu.

Keşke yorganın altına gömülüp öylece uykuya dalabilseydi. Fakat o, iki çocuk annesiydi. Hongniang’la konuşup küçüklerin nasıl olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Üstelik makyajını temizlemeden de uyuyamazdı.

“Kalksam iyi olacak.“ Kendini daha iyi hissetmeye ikna etmeye çalışarak yatakta doğruldu—fakat bu çabası, tam gözünün önünde duran bir manzara yüzünden sekteye uğradı. Üzerine kendi arması işlenmiş bir sütun.

Jinshi’nin bugünden tezi yok ona asla karşı gelmeyeceği doğru muydu? Bu öyle hafife alınacak bir beyan değildi—hele ki bizzat İmparator’un huzurunda edilmişken.

Gyokuyou, Jinshi’yi küçük bir erkek kardeş gibi görüyordu—gerçi öz kardeşlerine dair hatırladığı tek şey ona çektirdikleri eziyetlerdi. Gyokuen’in kızı olarak arka saraya gönderildiğinde görünüşte siyasi bir piyondan ibaretti; ne var ki beklediğinden çok daha fazla söz hakkına sahip olduğunu keşfetmişti. Hayatını bir oyuncak bebek gibi yaşayarak heba edemeyecek kadar çok ilginç şey vardı bu sarayda.

Elbette burada da onu öfkelendiren ya da üzen şeyler oluyordu. Ancak bunun batı başkentinden bir farkı yoktu. Hayatta olan hiç kimse ömrünün baştan sona sefaletten uzak, zevk ve safadan ibaret olduğunu iddia edemezdi. İnsanın karşısına her zaman hoşuna gitmeyecek şeyler çıkardı; yapılması gereken tek şey bunlara göğüs germekti.

Ne var ki katlanılabileceklerin de bir sınırı vardı. İnsanoğlu, doymak bilmez arzuları olan bir mahluktu. Taleplerini dizginlemeyi reddeden biriyle sürekli, durup dinlenmeden pazarlık masasına oturursanız—eh, sonuç ne olurdu?

Gyokuyou kendi kendine, “Günün sonunda zararlı çıkan sadece sen olursun,“ dedi.

Tabii şanslıysan.

“Yoksa düpedüz mahvolursun.“

Üstelik karşınızdaki kişinin size kötülük etme gibi bir niyeti bile olmayabilirdi. Sadece doğru olanı yaptıklarına inanıyor olabilirlerdi.

Gyokuyou’nun üvey ağabeyi Gyoku-ou tam da böyle biriydi; doğru olanı yaptığına inanan bir adam. Haklı olduğuna inandığı her şeyin mutlak doğru olduğundan zerre şüphe duymaz, hatalı gördüğü kişilere karşı ise zerre acıma göstermezdi.

Ki onun bakış açısına göre, Gyokuyou da bu kişilere dâhildi.

Eğer onun hatalı, hatta kötü biri olduğunu düşünüyorsa, neden şimdi aniden onu kendi saflarına çekmeye çalışıyordu ki?

Gyokuyou bir çekmeceyi açıp Gyoku-ou’nun mektubunu çıkardı. Hızlı ve keskin bir nefesle kâğıdın üzerine üfledi, ardından mektubu yere bıraktı.

Varsın kötü biri olsun. Bununla yaşayabilirdi. Peki ya çocukları ne olacaktı? Oğlunu, Gyoku-ou onu da kendi tarafına çekmeye çalışabilirdi. Ama kızı...

Herkes Gyokuyou’nun hayatı boyunca o aynı kız çocuğu kalbini taşıdığını söylerdi. Oysa bu doğru değildi. Gyokuyou artık batı başkentindeki o dikbaşlı çocuk değildi.

“Bunun yanına kâr kalmasına izin vermeyeceğim.“

Yavaş ve kasıtlı bir hareketle, ağabeyinin mektubunu ayakkabısının topuğuyla ezdi.

Gelecek günlerde hangisi ayaklar altında ezilecekti? Bekleyip göreceklerdi. O da görecekti. Gyokuyou artık sadece gülümsemekle yetinen o küçük kız değildi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi