Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 85

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.677

Hemen ardından talim alanını gök gürültüsünü andıran sağır edici bir kükreyiş sarstı.

Lucas derin bir nefes vererek şimdiye dek tuttuğu soluğunu bıraktı.

Varkas, teberini adamın göğsünden çekip çıkardı ve atını kendi etrafında çevirdi.

Parıldayan ışık sert ve çarpıcı yüz hatlarını aydınlatırken kalabalığın tezahüratı daha da yükseldi. Lucas, heyecandan kıpkırmızı olmuş savaşçıların yüzlerini süzdükten sonra bakışlarını yeniden Varkas’a çevirdi.

Bunca kargaşanın ortasında adam, tuhaf bir sükûnet içindeydi.

Yüzünde en ufak bir ifade yoktu; hatta bakışlarında hafif bir can sıkıntısı seziliyordu. Varkas eğitim alanını ağır adımlarla geçti ve eyerinden yere atladı.

“Gutvan Hanesi’nde başka yetenekli adamlar olup olmadığını öğrenin.”

Yanına koşarak gelen hizmetkâra silahını teslim ederken Daren’e buyruğunu verdi.

“Uygun bir varis yoksa, güneydoğu bölgesini idare edebilecek başka bir aday için bağlı soylular arasına bakabilirsiniz.”

“Şey… Üvey kardeşleri arasında oldukça yetenekli bir savaşçı var.”

Daren titrek bir sesle cevap verdi.

“Aslında Wolfram Mızrak Şövalyeleri’ne katılması planlanıyordu… fakat… başkentteki Akademi’ye gittiğini duydum. Bu yüzden bir lordun görevlerini yerine getirebilecek yeterliliğe sahip olmalı.”

Varkas demir zırh eldivenlerini çıkarıp görevliye uzattı, ardından düşünceli bir ifadeyle dudaklarını hafifçe sıvazladı.

“Onu mümkün olan en kısa sürede huzuruma getirin. Uygun bulursam yatırım törenini derhâl düzenleriz.”

Tam o sırada iki görevli ağır göğüs zırhını üzerinden çıkardı. Hafifleyen Varkas vakit kaybetmeden kalabalığın arasından ilerleyip onlara doğru yürüdü.

Lucas içgüdüsel olarak bir adım geri çekildi. O anda tutmakta olduğu kadın sendeleyip düşecek gibi olunca refleksle belinden kavradı.
Ve tam o anda başına sıcak bir ateş yürüdü.

Kadının beli, henüz gelişimini tamamlamamış ellerine bile rahatça sığacak kadar inceydi. Üstelik karanlıkta bile beyazca parlayan teninden, daha önce hiç duymadığı tatlı bir koku yükseliyordu.

Bu da neyin kokusu böyle?

Ne yaptığını fark etmeden kadının ensesine doğru eğilip onu koklamaya başlamıştı ki sert bir tokat yanağını yaktı.

Lucas afallamış bir hâlde yüzünü tuttu.

Kendisini iten kadın öfke dolu gözlerle ona bakarak bağırdı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun, sapık velet!”

“S-sapık mı?”

Şaşkınlık içinde ağzı açık kaldı.

“Düşeceğin için seni tutmaya çalışıyordum sadece…!”

“Beni düşmekten kurtarıyorsan neden kokluyordun?”

Lucas’ın yüzü kıpkırmızı kesildi. Kadının ona küçümseyerek bakmasıyla birlikte, hayatında ilk kez hissettiği yoğun bir utanç dalgası üzerine çöktü.

Gücenen bir ifadeyle sesini yükseltti.

“Ben sadece bedeninden tuhaf bir koku geldiğini fark ettim……!”

Bunun üzerine diğer yanağına da yakıcı bir sıcaklık yayıldı. Lucas sendeleyerek geri çekildi.

Bu nasıl bir kadın böyle?

Çetin eğitimler yüzünden bedeni sayısız morluk görmüştü ama hayatında ilk kez biri yüzüne vuruyordu.

Aşağılanmış bir ifadeyle kaşlarını çattı ve kadına sertçe baktı. Tam ona çıkışacakken Raina hızla yanlarına gelip kadını sertçe itti.

“Birinin yüzüne el kaldırmaya nasıl cüret edersin! Cadı!”

At binerek güçlenmiş kuvvetli kollarının etkisiyle kadın kâğıt gibi geriye savruldu. Hâlâ öfkeyle kaynayan Lucas refleksle elini uzattı.

Tam onu tutacakken uzun bir kol kadını havada yakaladı. Lucas şaşkınlıkla başını kaldırdı.

Bir anda önünde beliren Varkas, kadını kollarında tutuyor ve ona soğuk gözlerle bakıyordu.

“……Anlaşılan herkesin temel görgü kurallarını yeniden öğrenmesi gerekiyor.”

Varkas soğuk bir sesle mırıldandıktan sonra ölüm gibi bembeyaz kesilmiş Raina’ya döndü.

“İkiniz de bir süre boyunca ata binmekten men edildiniz.”

“A-ama bu imkânsız………………!”

İtiraz eden Raina’ya sırtını dönen Varkas, Daren’e emir verdi.

“O ikisine de sıkı bir eğitmen tayin edin. Görgü kurallarını tamamen öğrenene dek kaleden dışarı adım atmalarına izin vermeyin.”

Daren’in cevabını bile beklemeden kaleye doğru yürümeye başladı.

Arkasından savaşçıların coşkulu tezahüratları yükseliyordu. Güce tapan doğuluların büyük kısmı tamamen onun büyüsüne kapılmış gibiydi.

Buna karşılık hizmetkârlar, adamın sergilediği olağanüstü savaş kudretinden korkmuşçasına dualar mırıldanıyor ya da haç çıkarıyordu. Soylular ise güneydoğu bölgesinin yeni yöneticisinin ani değişimi üzerine hararetli tartışmalara dalmıştı.

Tüm o karmaşayı ardında bırakan adam, sakin adımlarla salondan çıktı.

Onun uzaklaşan siluetini nefesini tutarak izleyen Raina sonunda dayanamayarak itiraz etti.

“Bu hiç adil değil!”

Destek ararcasına etrafına bakındı.

“Bütün bu kargaşanın sebebi o kadın! O hâlde neden cezalandırılan biz oluyoruz?”

Lucas, ağlamak üzere olan küçük kız kardeşini geride bırakıp karmakarışık eğitim alanının ortasına yürüdü.

Alec Gutvan’ın cesedini kaldırmakla uğraşan askerler içgüdüsel biçimde ona yol verdi. Yanmış cesedin yanına diz çöken Lucas, ağabeyinin işini dikkatle inceledi.

Ölü adamın kalbi dümdüz delinmiş gibiydi. Paramparça olmuş göğüs zırhının içinden koyu ve yapışkan kan sızıyor, yere çarpmanın etkisiyle ezilmişe dönen kafatasından ise ağır ağır beyin parçaları akıyordu.

Askerler ezilmiş miğferi tamamen çıkardığında ortaya iri beyaz gözler ve kan köpüğüyle kaplanmış kalın dudaklar çıktı.

Daha bu sabah Doğu’nun en güçlü mızrakçısı diye övülen adamın sonu gerçekten de acınasıydı.

“Sadece cüssesi varmış demek ki. Hüneri anlatıldığı kadar değilmiş.”

“Hayır, öyle değil.”

Yanına yaklaşan Tyron buruk bir gülümsemeyle başını salladı.

“Bu adam daha ergen çağındayken çıplak elleriyle, üstelik silahsız bir şekilde bir trolü öldürmüş biriydi. Yalnızca vahşi kuvvete değil, olağanüstü tekniğe de sahip bir savaşçıydı. Kimse onun böylesine anlamsız bir sonla öleceğini hayal bile edemezdi.”

Lucas endişeli bir ifadeyle Tyron’a baktı.

“Bu sorun çıkarmaz mı?”

“İki tarafın da kabul ettiği bir düelloydu. Eğer mesele etmeye kalkarlarsa Gutvan Hanesi herkesin alay konusu olur.”

Kayıtsız bir ses tonuyla cevap verdi.

“Ayrıca düelloyu genç lord önermiş olsa da otoritesine ilk meydan okuyan kişinin bu adam olduğu söyleniyor. Bu sonucun suçunu hiç kimse Shiokan Hanesi’ne yükleyemez.”

Bu kadar kesin konuşan Tyron, düşünceli bakışlarla toplanmış soylulara yöneldi.

“Yine de lordlar arasında huzursuzluk çıkabilir.”

Lucas onun baktığı yöne, baş masaya doğru çevirdi gözlerini. Yerel soylular, güneydoğu bölgesinin yöneticisinin bir gecede değişmiş olması karşısında açıkça afallamış görünüyordu.

Mırıldaşan soyluları izleyen Tyron iç çekerek ekledi.

“Veliatlık töreni öne çekilebilir. Tüm bu karmaşayı bastırmak için güçlü bir Büyük Dük’e ihtiyaç olacak.”

“Neden bu kadar öfkelisin?”

Yatağın kenarında omuzları çökmüş hâlde oturan Talia, sonunda daha fazla dayanamayarak cevap istedi.

Varkas cevap vermedi. Bunun yerine rafa yürüyüp vitrindeki eşyaları karıştırmaya başladı. Her zamanki gibi sakin görünüyordu. Ama Talia onun ruh hâlinin dipte olduğunu kolayca anlayabiliyordu. Odaya tek kelime etmeden dönmüş, ona dönüp bakma zahmetine bile girmemişti.

Bu gerçekten saçmalıktı. Asıl öfkelenmesi gereken kişi kendisiydi. Dinliyormuş gibi yapmaya bile tenezzül etmeden çıkıp giden bu adam değil miydi?

Talia ona sert bir bakış fırlattı.

O korkunç adamın Varkas’a doğru saldırdığı an gözlerinin önüne gelince bedeninden bir ürperti geçti, midesi sancıyla burkuldu.

Sonrasında yaşananlar onu zerre kadar şaşırtmamıştı. Yalnızca onun sağ salim olmasına şükretmek istemişti.

Ama aynı zamanda kalbini böylesine çılgınca çarptıran bu adamı öldüresiye dövmek de istiyordu. Dizleri titremekten çökecek hâlde olmasaydı, doğruca yanına gidip onu fena halde döverdi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi