Bölüm...
Adventure, Horror, Josei, Novel, Psychological, Supernatural, Tragedy

Bölüm 2

Yalnızca korku filmlerinde görülen bir sahneydi (2)
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 4 dk Kelime: 986

Mike’ın yüzü öfkeden morarmıştı. “A-Ama, altın cep saatimi o çaldı... Amca! Saatimi o çaldı! Altın olanı!“
Adam sordu, “Çalarken gördün mü?“
Mike: “Hayır, ama...“
“Çaldığına dair bir kanıtın var mı?“
“Hayır, ama ondan başka kim olabilir ki...“
Adamın tonu aniden buz gibi bir kayıtsızlığa büründü. “Yakalanmadığına göre, işini iyi yapmış demektir.“
Mike inanmaz bir ifadeyle, “Amca, neden böyle...“ dedi.
“Bana ne olmuş?“ diye alay etti adam. “Ablam mükemmel bir yankesicidir. Bir kadının yatak odasını kimse fark etmeden boşaltabilir. Ya sen? Biri saatini çaldığında ruhun bile duymuyor ve üstüne bir de altın yumurtlayan tavuğumu neredeyse sakat bırakıyordun.“
Adam başını eğip Erik’e baktı. “Üstelik ona zarar vermek için yanlış yeri seçtin,“ dedi soğuk bir sesle. “Erik’in bacağı kırıldı, sırtı da yaralandı; şimdi o yaralıyken kim sihirbazlık numaraları yapacak? Sen mi?“
Mike, sanki defalarca tokat yemiş gibi kıpkırmızı olmuştu. Uzun bir süre konuşamadı.
Sonuçta amca ve yeğendiler. Adam, yeğenini azarladıktan sonra elini sallayarak Mike’ı gönderdi.
Bo Li, konuşmalarını dikkatle tarttı ve kanının çekildiğini hissetti.
Burada hukuk diye bir şey yok muydu?
Mike en fazla 16-17 yaşlarında görünüyordu ama adam, annesinin bir yankesici olduğunu hiç çekinmeden söylemişti. Mike o kadar çok ciddi hata yapmıştı ki... Erik’i ata bağlamak, atla sürükletmek ve onu neredeyse öldürmek. Yine de adam, Mike’ı sadece hafifçe eleştirmişti.
Üstelik tüm o tuhaf detaylar: Altın bir cep saati, darağacı, puro, çakmak yerine kibritler ve tanımadığı bir el.
...Büyük ihtimalle artık modern dünyada değildi.
Bo Li derin bir nefes aldı, sakinleşmek için kendini zorladı ve kulak misafiri olmaya devam etti. Mevcut durumunu anlamak için daha fazla faydalı bilgiye ihtiyacı vardı.
Adam purosuyla işini bitirdikten sonra, ayağıyla Erik’i dürttü. “...Hâlâ konuşabiliyor musun?“
Cevap gelmedi.
Adam bunu önemsemeyerek kendi kendine konuşmaya devam etti. “Senin ve Mike’ın adalet istediğinizi biliyorum ama ben bir yargıç ya da polis değilim. Saati kimin çaldığı umurumda değil. Ben sadece paraya bakarım.“
“Mike’ın annesi, çocuğuna bakmam için bana 5.000 frank verdi...“ diye güldü adam. “Eğer bana 5.000 frank kazandırabilirsen, Mike’ı öldürsen bile umurumda olmaz. Anladın mı?“
(Ç/N: Frank, 1999’da Euro’ya geçilene kadar İsviçre, Fransa, Belçika, Lüksemburg ve daha birçok ülkenin temel para birimiydi.)
Hâlâ bir ses yoktu.
Erik ne bir ses çıkardı ne de hareket etti. Sedye üzerinde ölmüş gibiydi.
Buna karşılık Bo Li, kendini dondurucu bir odada hapsolmuş gibi hissetti. Kalbi yerinden sökülür gibi oldu. Adam açıkça Erik’e, yeterince para kazanırsa Mike’ı öldürebileceğini söylüyordu. İki genci birbirlerini öldürmeleri için kışkırtıyordu.
Burası nasıl bir yerdi? Daha doğrusu, hangi çağdaydı?
Bo Li nefes almakta güçlük çekiyordu. Terden sırılsıklam olmuştu.
Bir sonraki saniye, genç bir çocuğun kısık sesi duyuldu. “...Anlaşıldı.“
“Aferin evlat,“ dedi patron onaylar bir tavırla, “endişelenme. Bayan Smith çingenelerden birçok reçete öğrendi. Kangren olmazsın.“
Çingeneler mi? Kangren mi?
Bo Li’nin başı hafifçe döndü. Daha önce sadece tahmin yürütüyordu ama artık modern çağda olmadığına kesinlikle emindi.
...Gerçekten başka bir dünyaya geçmişti.
Bunu söyledikten sonra adam biraz düşündü, bir şişe çıkardı ve Erik’in önüne koydu. “Viski iç. Kendini daha iyi hissetmeni sağlar.“
Bo Li sessizliğe gömüldü. Eğer yanılmıyorsa, Erik’in vücudunun yarısı kana bulanmıştı. Ciddi şekilde yaralanmışken nasıl hâlâ viski içebilirdi?
Erik, sanki bu fırsatı bekliyormuş gibi aniden elini kaldırdı. Viski şişesini o kadar şiddetle kaptı ki patron irkildi. Şişeyi o kadar sıkı tutuyordu ki hareketi bir spazm gibi görünüyordu. Mantarı dişleriyle büyük bir hırsla çekti ve içindekileri tek dikişte bitirdi.
Yanındaki çocuk hiçbir gariplik görmedi. Aksine, kıskanmıştı. “O Scotch viskisi... Bir şey çaldı. Patron onu nasıl hâlâ ödüllendirebilir?!“
Bo Li konuşmadı. Bu anormal manzarayı izlemeye devam etmek istemiyordu. Çevreyi incelemek için arkasına döndü. Üstü kapalı arabalar, çadırlar, samanlar, kirli battaniyeler, eski gaz lambaları ve köşede çamurlu bir kova vardı.
Gerçekten başka bir zamana gelmişti. Sadece bu da değil, tamamen yabancı bir ülkeye gelmişti.
Bo Li nefes almakta zorlanıyordu.
Bir süre sonra, nefes darlığının aşırı korkudan kaynaklanmadığını fark etti. Göğsü çok sıkı sarılmıştı.
Çocuk hâlâ iç geçirmekle meşguldü ve Bo Li’nin durumundaki anormalliği fark etmemişti.
Bo Li gizlice arkasına döndü, elini gömleğinin içine soktu ve göğsünü saran bir bez parçası buldu.
Göğüs bandajı mı? Neden göğsünü sarmıştı?
Bo Li’nin kafası allak bullaktı. Durum zaten yeterince karmaşıktı. Bir de üzerine erkek kılığında olmak her şeyi daha da içinden çıkılmaz kılıyordu.
Gözlerini kapattı ve kalbinin küt küt atışını görmezden gelmeye çalıştı. Elini biraz daha içeri soktu; parmakları sert ve yuvarlak bir şeye değdi.
Çıkardığında altın bir cep saati gördü.
Erik yalan söylememişti. Mike’ın altın cep saatini çalmamıştı.
Hırsız kendisiydi!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi