Bölüm...
Adventure, Horror, Josei, Novel, Psychological, Supernatural, Tragedy

Bölüm 7

Bir psikopat tarafından kovalanmanın korkutucu olmadığını nasıl düşünebilmişti?! (1)
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 4 dk Kelime: 940


Bo Li, çadırına döndükten sonra uzun süre uyuyamadı.
Erik kesinlikle sıradan biri değildi. Normal insanların böyle korkutucu bir dayanıklılığı olmazdı. Bir korku filmindeki seri katil gibi sessiz kalmayı seçmesine rağmen gayet güzel konuşabildiği gerçeği onu daha da huzursuz ediyordu.
Bo Li, başka bir dünyaya geçişinin yaptığı bir şey yüzünden tetiklenip tetiklenmediğini merak etmekten kendini alamadı ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Sadece sırt çantasını arabanın bagajına fırlatmış, arka koltuklara uzanmış, rastgele bir film açmış ve arkadaşları gelene kadar onu izlemeye başlamıştı.
Yavaş tempolu eski bir filmdi. Bir süre izledikten sonra uyuyakalmıştı. Uyandığında film yarılanmıştı.
Hatırladığı tek şey; siyah uzun bir palto ve siyah bir silindir şapka giyen bir adamdı. Şapkanın kenarları yüzünden adamın yüzü net görünmüyordu. Siyah deri eldivenlerini yavaşça giyen süslü bir hanımefendinin arkasında duruyordu.
Tam bunun 19. yüzyıldan kalma bir romantik film olduğunu düşündüğü sırada adam, bir kementle arkadan kadının boynunu yakaladı ve hiç tereddüt etmeden onu boğdu.
Bir sonraki sahnede kadın bir kazanın içinde bulundu. Kafası pelte olana kadar haşlanmıştı. Dantelli elbisesinin etek ucu, çorbanın yüzeyindeki donmuş yağ tabakası gibi suyun üzerinde yüzüyordu.
Bo Li: “...“
O sırada telefonundan yemek siparişi vermeye ara vermişti. Filmin adını ancak o zaman fark edebilmişti: Operadaki Hayalet.
Bo Li: “?“
Başlığı internette arattığında, bunun *Operadaki Hayalet*’in korku filmi versiyonu olduğunu öğrendi. 1970’lerde çekilmişti ve yönetmen içine bolca kan sıçrama sahnesi eklemişti.
Orijinal eserde erkek kahraman, Paris Operası’ndaki bir balerine aşık oluyordu. Ona şarkı söyleme teknikleri öğretirken, bir sonraki performansta popüler bir sopranonun yerine onun geçmesi için tiyatro müdürünü tehdit ediyordu.
Elbette soprano, tiyatro müdürünün isteğini reddediyordu. Bunun üzerine, soprano sahnedeyken erkek kahraman bilinmeyen bir yöntemle onun halkın önünde kurbağa gibi vaklamasını sağlıyordu ve kadın kariyerinin en dip noktasını yaşıyordu.
Filmde ise erkek kahraman, onu kementle boğuyor ve kazana atıyordu.
Orijinal eserde, erkek kahraman kadın kahramanı kaçırıp bir yer altı labirentine kilitlese ve onunla olmaya zorlasa da; kadın onu öptüğü an, aşırı düşüncelerinden vazgeçiyor ve onun yardımcı erkek karakterle birlikte olmasına izin veriyordu.
Filmde ise erkek kahraman, insanlık dışı bir canavar gibiydi. Gerçek yüzü açığa çıktığında bu sadece maskesini çıkarmaktan ibaret değildi. Yüzünü resmen parçalamıştı.
Sonuna kadar kadın kahramandan etkilenmemişti. Karşılıklı yıkımla bitirmeye hazırdı.
Elbette filmde kadın kahraman onu öpmüyordu. Aksine, onu yer altı labirentinde diri diri yakıyordu.
Ancak çoğu Avrupa ve Amerikan korku filmi gibi, bu film de aslında hiç korkutucu değildi.
Bo Li filmi biraz daha izleyip yemek siparişi uygulamasını açtı.
Adil olmak gerekirse, bu film ortalamanın üzerindeydi. Avrupa ve ABD’de yapılan korku filmleri hep böyleydi. Psikolojik bir baskı hissi yoktu, sadece sahte kan ve müstehcen sahnelerden ibaret görüntüler vardı.
Ancak bu, normal bir dünyada seyirci olduğunda geçerliydi. Eğer Operadaki Hayalet’in korku filmi versiyonuna geçiş yaptıysa, bu bir Doğu Asya korku filminde olmaktan çok daha korkutucuydu.
Sonuçta Doğu Asya korku filmlerinde, doğaüstü varlıklarla ilgili tabuları çiğnemediği sürece huzur içinde yaşamaya devam edebilirdi.
Buna karşılık, Avrupa ve Amerikan korku dünyasında “ölüm bayraklarını“ (death flag) tetiklemenin sayısız yolu vardı. Örneğin; evde yaşayan sessiz bir erkek kardeşinin olması, annesinin babasını aldatması, kampa gitmek, parkta piknik yapmak, erkek arkadaşıyla partiye gidip öpüşmek vb.
Bunlardan herhangi birini yapmak, bir psikopat tarafından avlanmaya yol açabilirdi.
Bo Li bunu düşündükçe daha çok ürperdi. Avrupa ve Amerikan korku filmlerinin korkutucu olmadığını bir daha asla söylemeyecekti!
Hayatı daha önce çok huzurluydu. Bir psikopat tarafından kovalanmanın korkutucu olmadığını nasıl düşünebilmişti?!
Bo Li’nin panikleyen kalbinin atışını bastırması uzun sürdü.
Erik maske taksa, şarkı söylemeyi, vantrilokluk yapmayı ve sihirbazlık numaraları sergilemeyi bilse bile, bu onun bir tiyatro hayaleti olduğu, hele hele korku filminden fırlamış bir hayalet olduğu anlamına gelmiyordu.
Ayrıca, ya orijinal esere geçiş yapmışsa? Aslında boş ver, bunun pek bir farkı olmazdı.
Orijinal eserdeki erkek kahraman da bir akıl hastasıydı. Kadın kahraman onunla olmayı reddederse Paris Operası’nı havaya uçurmakla tehdit ediyordu.
Müzikal versiyonundaki erkek kahraman biraz daha normal görünüyordu ama o da anormaldi. Kadın kahramanı hipnotize ediyor, kaçırıyor ve nişanlısını asarak neredeyse öldürüyordu.
Orijinal versiyonla arasındaki tek fark, operayı havaya uçurma niyetinin olmamasıydı ama sınırları zorlandığında ne yapabileceğini kim bilebilirdi?
Bo Li kendini ancak özgün sahibinin adının Poli Clermont olduğu gerçeğiyle teselli edebiliyordu. Burası Paris Operası değil, bir sirkti. Operadaki Hayalet ile hiçbir ilgisi yoktu.
Her neyse, Erik o tiyatro hayaleti olsa bile onun için Paris’i havaya uçurmayacaktı. Bunu düşününce huzurla gözlerini kapattı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi