Bölüm...
Adventure, Horror, Josei, Novel, Psychological, Supernatural, Tragedy

Bölüm 11

Benimle biraz uyuyabilir misin? (1)
Yazar: Brauns Show Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.496


Erik o kadar hızlı kaçmıştı ki sanki olduğu yerden buharlaşıp kaybolmuş gibiydi.
Bo Li onun gözlerindeki o son bakışı hatırladı ve büyük ihtimalle onu kendisiyle çalışmaya ikna etmeyi başardığını düşündü.
Zihninden büyük bir yük kalkmıştı ve iştahı da yerine gelmişti. Etli pudingin kokusunu aldığında artık midesi bulanmıyordu.
Adı etli pudingdi ama daha çok buruşuk, buharda pişmiş bir çöreğe benziyordu. Kabuğunun altında, iyi pişmiş doğranmış tavşan ve kuzu böbreklerinden oluşan bir dolgu vardı. İçi ve dışı bir kat tereyağlı sos ile fırçalanmıştı. Sonuç olarak, oldukça ağır bir et kokusu vardı. Sirke, soya sosu ve acı biberden yapılmış bir karışıma batırabilseydi tadı daha iyi olabilirdi.
Ne yazık ki masadaki tek şey, sayısız insan tarafından kaşıklanmış tereyağıydı.
Parti bitmek üzereyken bir adam Emily’nin yanına gitti ve iki *** olup olmadığını görmek için eteğini kaldırmak istedi.
Adam kelimeyi ağzında tuttu ve dilinde yuvarladı. Diğer adamlar ise müstehcen bir şekilde güldüler.
Emily tekerlekli sandalyede oturdu ve sessiz kaldı. Yüzü hâlâ balmumu kadar solgundu.
Patron şarap içiyordu. Durumun çirkinleştiğini görünce onları azarladı.
Bo Li tüm bu sürece tanık oldu. Ne hissettiğini tarif edemiyordu.
Başka bir dünyaya geçiş yaptıktan sonra saçları kısa kesilmiş ve göğsü sıkıca bağlanmış bir erkek çocuğu gibi giyinmişti. Kimse ona bir eşyaymış gibi bakmıyordu.
Ama partide birçok erkek, kadınlara eşyaya bakar gibi bakıyordu.
Vücudu genç ve yetersiz beslenmişti, bu yüzden şimdilik gerçek cinsiyetini gizleyebiliyordu. Peki ya gelecekte? Vücudu hâlâ gelişiyordu ve kısa bir süre içinde büyük ölçüde değişebilirdi.
O zaman geldiğinde, bu insanlar ona nasıl bakacaktı?
Bo Li ürperdi ve daha fazlasını düşünmeye cesaret edemedi.
Modern dünyada bile kadınlara gerçekten saygı duyan çok fazla erkek yoktu, bırakın yüz yıldan daha uzun bir süre önceki erkekleri.
Başlangıçta bolca zamanı olduğunu ve buradan nasıl ayrılacağını planlamak için ağırdan alabileceğini düşünmüştü.
Şimdi ise bunun işe yaramayacağını fark etti.
Üzerine soğuk bir rüzgar esti. Bo Li titredi ve tüyleri diken diken oldu. Çok önemli bir şeyi, aylık döngüsünü (regl dönemini) düşündü.
Özgün sahibinin regliyle nasıl başa çıktığını bilmiyordu. Belki de yetersiz beslenme nedeniyle henüz regl olmamıştı.
Ancak bir insanın hormon sistemi çok karmaşıktı. Ya geçişinden sonra hormon seviyeleri belli belirsiz değişmişse ve bir gün hiç uyarı vermeden regli başlarsa?
Bo Li bunu düşündükçe daha çok korkuyordu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, kulaklarında güm güm attığını neredeyse duyabildiğini hissetti. Bir an önce buradan ayrılmak için harekete geçmeliydi.
O gece Bo Li huzursuz uyudu. Bir an kalp atışının sesinden, bir sonraki an ise ormandaki çakalların ulumasından irkilerek uyanıyordu.
O kadar çok kez uyandı ki, yanlışlıkla evde kendi yatağında yattığını ve dönüp şarj olan telefonuna dokunabileceğini bile sandı.
Ancak uzanıp bir süre telefonunu bulmaya çalıştıktan sonra sadece nemli ve kokulu toprağı hissetti.
Moral bozmanın bir anlamı yoktu.
Bo Li gözlerini kapattı. Kendi kendine güçlü bir insan olduğunu söyleyip durdu. Buradan kesinlikle ayrılabilecekti. Şu an yapması gereken tek şey yeniden uykuya dalmaktı.
Uykusuz kalan insanlar iyi düşünemez veya kaçamazdı.
Bunu düşünerek sonunda kendini uyumaya zorladı.
Parti sabahın erken saatlerine kadar sürdüğü için ertesi gün herkes geç uyandı.
Bo Li uyandığında karnında keskin bir sancı hissetti.
Bir an donakaldı. Regl olmamış olması için dua edip durdu ama duaları işe yaramamıştı. Regl olmuştu.
Bo Li hiçbir ifade göstermedi. Utanmış hissetmiyordu, sadece canı sıkkındı.
Her halükarda gelmişti. Amuda kalkıp kanı geri akmaya zorlayacak hali yoktu ya.
İlkyardım çantasındaki gazlı bezle idare etti, kıyafetlerini giydi ve çadırdan çıktı.
Bo Li karnındaki ağrıya katlandı. Nasıl kaçacaklarını konuşmak için Erik’i bulmak istemişti ama o bütün sabah ortalıkta görünmedi.
Her zamanki gibi bulması zordu. Meseleyi bir kenara bırakıp, kararını verdikten sonra tekrar ortaya çıkmasını beklemekten başka çaresi yoktu.
Akşam iki gösteri olacaktı ama bunun onunla hiçbir ilgisi yoktu. O, John ve bir grup diğer yeni yetme çocuk sahnede performans sergilemeye yetkili değildi.
Görevleri seyircilerden bir şeyler çalmaktı. Her şey çalınabilirdi: cüzdanlar, dürbünler, cep saatleri, yüzükler, yüksükler, kolyeler, paltolar, şapkalar vb. Yemek dahil buldukları her şeyi çalacaklardı ama yakalanmamaları gerekiyordu.
Ve bu yüzden, her gösteriden önce eğitmenleri onları birbirleri üzerinde pratik yapmaları için çağırırdı.
Pratik süresince Erik hâlâ ortalarda görünmedi.
Bo Li, John’a sordu: “Erik nerede?“
“O yaralı,“ dedi John dalgın bir şekilde, “Patron ona bir ay izin verdi.“
Mutsuz bir şekilde dudak bükerek ekledi, “Yaralı olmasa bile bizim gibilerle takılmazdı... Bizim bir ayda öğrendiğimizi o bir bakışta öğrenebiliyor. Eğitmen onun için bir istisna yaptı. Bizimle derse katılması gerekmiyor!“
Erik’in adı geçince diğer çocuklar iğrenerek tısladılar.
Sirkteki en yetenekli kişi olan Erik’in izole edilip dışlanmasına şaşmamak gerekti. En iyi öğrenciye ayrıcalıklar tanımak, diğerlerini daha fazla çabalamaya teşvik etmezdi. Sadece diğerlerinin onu dışlamak için birleşmesine neden olurdu.
Bo Li daha fazla soru sormak istedi ama John kıyafetinin köşesini çekiştirdi. Eğitmenleri geliyordu.
Eğitmenleri keskin bakışlı, orta yaşlı bir kadındı. Şakakları ağarmıştı ve saçları küçük bir topuz yapılmıştı. Kalçada hafif abartılı bir kavis yaratan, Viktorya dönemi dolgulu kabarık etekliği olan uzun gri bir elbise giymişti. Elinde uzun bir rattan sopa tutuyordu.
Saygınlığı oldukça ağırdı. Buraya doğru yürürken insanlar ıslık çalmayı, konuşmayı ve mırıldanmayı bıraktılar. Hatta nefeslerini tuttular.
“Aletlerinizi çıkarın,“ diye grubu süzerek sakince konuştu eğitmen. “Kontrol etmeye geldim. Becerilerinizi geliştirdiniz mi?“
Bunu söyledikten sonra herkesin hırsızlık yeteneklerini tek tek kontrol etti.
Bo Li’nin içi cız etti. Daha önce hiç bir şey çalmayı denememiş olmasına rağmen, hırsızlık yapmanın sihirbazlık numarası yapmak gibi olduğunu biliyordu. Başkalarının gözünü boyamak bolca pratik gerektiriyordu. Bu beceride kısa sürede ustalaşması imkansızdı.
Nitekim sırası geldiğinde, çalmaya çalışırken yaptığı hareketler kusurlarla doluydu.
Bo Li yutkundu. Tam kendini savunmak üzereyken eğitmen rattan sopayı kaldırdı ve acımasızca emretti: “Elini uzat.“
“Özür dilerim...“ Sözünü bitiremeden eğitmen elini yakaladı ve rattan sopayla avucuna sertçe vurdu.
Neredeyse anında, avucunda kırmızı ve şişmiş bir iz belirdi.
Başlangıçta başarısızlığın cezası sadece beş vuruştu, ama karşılık verdiği için beş tane daha eklenmişti.
Bu süre zarfında Bo Li kendi kendine sakin olmasını söyleyip durdu. Sakin ol. Çığlık atamaz ya da küfredemezdi. Rattan sopadan kaçıp eğitmene vuramazdı. Sakin kalmalıydı.
On vuruşun ardından istese de küfredemezdi. Çok fazla canı yanıyordu. Sırtı soğuk terlerle kaplanmıştı. Kırmızı ve şişmiş avucu sanki haşlanmış gibi görünüyordu. Dışarı sızan kanı hafifçe görebiliyordu.
Eğitmen rattan sopayı yere koydu, ona küçük bir merhem kavanozu fırlattı ve çadırında hapis kalarak akşam yemeği yememe cezası verdi. Ona, “Gece dışarı çıkıp kendini rezil etme,“ dedi.
Bo Li merhemi aldı, öfkesini yuttu ve teşekkür etti. Arkasını döndü ve çadırına doğru yürüdü.
Çadırına döndükten sonra kirli çamaşır yığınının içinden ilkyardım çantasını çıkardı, bir ibuprofen yuttu ve yaraya iyot sürdü.
Şişliği indirecek bir merhemi yoktu ve eğitmenin verdiği merhemi kullanmaya cesaret edemedi. Sadece yatakta sersemlemiş bir halde uzanıp ilacın etkisini göstermesini bekleyebildi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi