Bölüm 133
Bölüm 133 – Veda
Çeviri: Raban
Nephis parıldayan kristalleri elinde tutuyor, ağır bir ifadeyle onlara bakıyordu. Sunny de Ruh Parçacıklarına gözlerini dikmişti, zihni karanlık düşüncelerle doluydu.
Parçalanmış ruhların kalıntıları, alacakaranlığın solgun ışığında hafifçe parıldıyordu.
Etraflarında, dış yerleşim sakinleri gece çökmeden önce acınası kulübelerine girmek için acele ediyordu. Güneş çoktan Kızıl Kule’nin devasa silüetinin arkasına saklanmış, dünyayı onun tekinsiz gölgesine boğmuştu. Havada korku ve kaygı vardı.
Sunny yüzünü buruşturdu.
“Ne düşünüyorsun?”
Değişen Yıldız iç çekti ve başını kaldırdı. Fildişi yüzü sert ve düşünceliydi. Bir süre sessiz kaldı, sonra her zamanki sakin sesiyle konuştu:
“Ayrılmamız gerekiyor.”
Sunny kendini tutamayıp güldü.
“Böyle durumlarda insanlar ayrılınca genelde ne olduğunu biliyorsun, değil mi?”
Nephis ona baktı. Soğuk gri gözlerinde en ufak bir mizah yoktu.
“Bu bir film değil, Sunny. İki kişiye bir hafta boyunca yiyecek ve sığınak sağlayacak imkânımız var. Bu fırsatı geri çevirmek için bir sebep yok.”
Cassie yüzünde şaşkın bir ifadeyle ona döndü.
“Ama... ya üçüncü kişi?”
Aralarına rahatsız edici bir sessizlik çöktü. Sessizliği bozan tek şey ıslık çalan rüzgârdı. Sunny önce kör kıza, sonra Nephis’e baktı, ardından kendi üzerine göz attı. İçlerinden ikisi şatonun rahat ve güvenli ortamında karınlarını doyururken, hangisi dondurucu soğukta aç kalacaktı?
Buna dair bir fikri vardı.
‘Başka ne bekliyordum ki?’
İnsan uygarlığına ulaşmalarının üzerinden on dakika bile geçmemişti. Gerçi bu iğrenç dünyada buna ne kadar uygarlık denirdi, bilemiyordu. Yine de Labirent’in acımasız sınavında aralarında kurulmuş olan o kırılgan bağ şimdiden çözülmeye başlamıştı.
Tam da beklediği gibi, ilişkilerinin doğası tamamen değişmek üzereydi. Sonuçta koca dünyada birbirlerinden başka tutunacak kimsesi olmayan o üçlü yoktu artık. Peki aralarındaki bağ, o çaresizlikten doğan ihtiyaç ortadan kalkınca da ayakta kalacak kadar güçlü müydü? Sunny bundan pek emin değildi.
Sunny hayatı boyunca herhangi bir gruba uzun süre bağlı kalmayı başaramamıştı. Bu sefer farklı olup olmayacağını bilmiyordu.
Güvensizliği kontrolden çıkmak üzereyken Nephis iç çekti ve Ruh Parçacıklarını ona uzattı.
“Al. Cassie’yle beraber içeri gir.”
Sunny önce onun eline baktı, sonra başını hızla kaldırdı.
Kalbinde tuhaf bir duygu fırtınası koptu. Şaşkınlık, sevinç, endişe... ama aynı anda, mantıksız bir biçimde, karanlık bir utanç ve içerleme de vardı. Bu duygularla ne yapacağını bilemediği için yüzünü buruşturdu ve sordu:
“Neden ben?”
Değişen Yıldız sadece kaşlarını kaldırdı. Sunny başını iki yana salladı, ona çarpık bir gülümseme sundu ve ekledi:
“Yanlış anlama, reddetmiyorum. Sadece bir anda neden bu kadar iyiliksever olduğunu merak ediyorum. Yanlış yönlendirilmiş bir asalet duygusu falan mı yaşıyorsun şu an?”
Nephis bir süre ona baktı, sonra ifadesizce konuştu:
“Ben hiçbir zaman asil olmadım. Hiçbir zaman iyi de olmadım.”
Sunny gözlerini kırpıştırdı. Neph’i çimdikleyip gerçekten uyanık olup olmadığını kontrol etme isteğiyle savaştı. Kendi kendini hiç tanımıyor anlaşılan? Dünyada ondan daha asil kimse var mıydı ki?
Bu sırada Değişen Yıldız omuz silkti ve başka tarafa baktı.
“Bu en iyi seçeneğimiz. Şu anda en çok ihtiyacımız olan şey bilgi. Gölgenin yardımıyla şatoda neler olup bittiğine dair benim öğrenebileceğimden çok daha fazlasını öğrenebilirsin. Sen içeride bilgi toplarken ben de aynısını burada yapacağım. Bir hafta sonra dışarıda buluşur, öğrendiklerimizi paylaşır ve sonra ne yapacağımıza karar veririz.”
Sunny ona bakakaldı. Neph az önce... kendisi kadar soğukkanlı ve pragmatik biri olduğunu mu göstermişti? Bir kez daha karmaşık ve tuhaf duygular yaşıyordu. Duygusallıktan bu kadar uzak oluşu onu hem sevindirmiş hem de incitmişti.
Yine de Nephis’in, birlikte çalışmaya devam edeceklerini sanki bu zaten kesinmiş gibi varsayması dikkatinden kaçmadı. Nedense bu küçük detay Sunny’nin içini ısıtmıştı.
Nephis ona baktı ve ekledi:
“Ayrıca anlaşmamızın şartları da burada sona erdi. Senin sözün, şatoya varana kadar ganimetteki payından vazgeçmekti. İşte, sonunda ulaştık. O taş yaratığı sen öldürdün, yani demek istediğim o Ruh Parçacıkları senin hakkın.”
‘Anlaşma derken? Ne anlaşması?’
Ah, tabii ya... Değişen Yıldız’la yaptığı şu anlaşma. Ona kılıç kullanmayı öğretmesi için ve Ruh Parçacıklarını özümseyemediği gerçeğini gizlemek için yaptığı şu anlaşma. Sunny neredeyse unutmuştu.
Ama Nephis unutmamıştı.
Sunny anlaşmanın varlığını hatırlayıp artık bittiğini fark edince içinde ani bir pişmanlık sızısı hissetti. Sanki onları birbirine bağlayan az sayıdaki bağdan biri daha kopmuştu.
İç çekerek Ruh Parçacıklarını onun elinden aldı ve sıkıca kavradı.
“Peki. O zaman... bir hafta sonra görüşürüz, diyelim.”
Sunny ağzını açtı, söylemek istediği başka bir şeylerde vardı ama sadece kenara çekildi ve kızlara vedalaşmaları için biraz alan tanıdı. Kısa süre sonra Cassie’nin narin eli omzunu buldu.
Sunny kör kıza usulca baktı, bir süre sessiz kaldı, sonra sordu:
“Hazır mısın?”
Cassie cevap vermeden önce tereddüt etti. Konuştuğunda sesinde belli belirsiz bir hüzün vardı:
“Evet.”
Bunun üzerine yürüyüp uzaklaştılar ve Nephis’i üzerlerine çöken gecenin karanlığında bir başına bıraktılar.
***
Kör kıza rehberlik eden Sunny, görkemli mermer şatonun süslü kapılarına çıkan büyük merdivenlere yaklaştı. Dışarıda rüzgârın uğultusundan ve doğudan yükselen karanlığın örtüsünden başka bir şey yoktu. Dışarıda yaşayan Uyuyanların, mermer basamaklarla dış yerleşim arasındaki geniş taş avluya kulübe yapmasına izin verilmiyor gibiydi.
“Dikkat et, önümüzde merdivenler var.”
Cassie’yi uyardıktan sonra kalbini soğuk bir his kavradı. Nedense bu merdivenlere adım attığı anda geri dönüş olmayacakmış gibi geliyordu.
Dişlerini sıkan Sunny ileriye doğru bir adım attı ve şatonun basamaklarını tırmanmaya başladı.
Kısa süre sonra merdivenlerin tepesine ulaştılar ve karşılarına dikilen iki sevimsiz muhafızın önünde durdular.
Yollarını kesen iki genç adam da zırh tipi Hatıralar giymişti. Silahlarını açıkta tutuyor, yaklaşan herkese sabırlarını sınamaması gerektiğini anlatmak ister gibi bakıyorlardı. Sunny’ye, açıkça bir küçümsemeyle baktılar.
“Ne istiyorsun, küçük sıçan?”
Sunny bir an duraksadı, sonra Ruh Parçacıklarını uzattı.
Muhafızlardan biri kristallere göz attı ve sırıttı.
“Şuna bakın hele. Sıçan çocuk bize hediyeler getirmiş.”
Kıkırdayarak parıldayan kristalleri aldı ve eliyle geçmelerini işaret etti.
“Girin hadi. İçeride birisi sizi karşılar.”
Silahlı Uyuyanlara gözlerinde öldürme niyetiyle bakmamak için kendini zorlayan Sunny, yüzüne solgun bir gülümseme yerleştirdi ve dikkatle yanlarından geçti.
Sonra başını kaldırıp tepelerinde paslı zincirlerle sallanan onlarca kafatasına baktı. Hepsi insanlara aitti. Karanlık bir iç çekişle Cassie’yi şatonun kapılarından içeri götürdü.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.