MANGA-TR
Bölüm 140
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 140

Esaslı Mirasçı
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.166

Bölüm 140 - Esaslı Mirasçı
Çeviri: Raban
 
Bir süre hiçbiri konuşmadı. Her biri, bu lanetli yerde kendisini nasıl bir sonun beklediğini düşünüyordu. Sonunda Sunny karanlık düşüncelerinden sıyrılıp sordu:
 
“Demek bunca zamandır burada yaşıyorsun. Peki Şato’da kalmanın masrafını nasıl karşılıyorsun? Yoksa bana şu… altın yılanın ordusuna katıldın deme.”
 
Caster iç çekti.
 
“Hayır… Katılmadım. Gerçi aklımdan geçmedi desem yalan olur. Burada ne yaparsan yap, yolun dönüp dolaşıp Gunlaug ve adamlarına çıkıyor. Güçlü olduğu hâlde bağımsız kalmayı başarmış Uyuyanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Şimdilik ben de onlardan biriyim.”
 
Sunny ona baktı ve sordu:
 
“Nasıl yani?”
 
Yakışıklı genç omuz silkti.
 
“Yönelim Yeteneğim, Kâbus Yaratıklarının elinden kaçma konusunda bana biraz avantaj sağlıyor. Ama onları öldürmek söz konusu olduğunda pek işe yaramıyor. Birkaç kez bağımsız avcılarla ava çıktım… ama böyle bir şey yapmakla hata etmişim. Canımızı zor kurtardık. Yine de o avlar boşuna olmadı, hatta birkaç Ruh Parçacığı kazandım. Geri kalanını da birkaç Hatıramı satarak aldım.”
 
Doğru ya… Kendileri gibi sıradan insanların aksine bu mağrur Mirasçı, klanının onun için hazırladığı bir çuval Hatırayla Rüya Diyarı’na gelmişti. Üstelik önceden özümsemiş olduğu hatırı sayılır miktarda Ruh Özünü de eklersek... Gerçi düşünüce pek de fazla olamazdı.
 
Hatıraları herkes gerçek dünyaya götürebilirdi. Ruh Denizinde duruyorlardı çünkü ama iş Ruh Parçacıklarına gelince; onlar fiziksel nesnelerdi. Bu yüzden onları diyarlar arasında yalnızca Ustalar ve Azizler taşıyabilirdi. Çünkü onlar Uyuyanlar ve Uyanmışlar gibi yalnızca ruhen değil, fiziksel bedenleriyle Rüya Diyarı’na geçiyorlardı.
 
Bu da zengin Mirasçı klanların bile çocuklarına önceden istedikleri kadar Ruh Özü kazandıramayacağı anlamına geliyordu. Sonuçta Ustalar bile son derece nadirdi; Azizlerden bahsetmeye gerek bile yoktu.
 
Her hâlükârda Caster, Unutulmuş Kıyı’daki herkesten daha iyi durumdaydı. Atalarından kalan Hatıralar ona Şato’da aylarca, belki yıllarca huzur içinde yaşama imkânı sağlayabilirdi. Bu süreyi Karanlık Şehir’in düzenini ve bütün inceliklerini öğrenerek bağımsız bir avcı olmaya hazırlanmak için kullanabilirdi. Ya da ileride fikrini değiştirip Gunlaug’ın maiyetine girebilirdi.
 
Bu cehennemvari yerde bile ailesi ona muazzam bir üstünlük sağlıyordu.
 
‘Şanslı p*ç…’
 
…Ama bu, o iki serserinin neden Caster’ı karşılarına almaktan bu kadar çekindiğini hala açıklamıyordu.
 
Sunny kaşlarını çattı.
 
“Gunlaug’ın adamları senden neden böyle korktu?”
 
Caster ona alaylı bir bakış attı.
 
“Şu ikisini mi diyorsun? Ah, doğru. Sen Şato’da yenisin. Şöyle anlatayım… Gunlaug’a hizmet eden herkes aynı konumda değil. Senin bulaştığın o adamlar Şato Muhafızlarıydı. Hiyerarşinin en alt basamağındalar. Aynı zamanda en zayıf olanlar da onlar. Çoğunun doğru düzgün savaş tecrübesi bile yok. Burada edindiğim azıcık ün bile benimle uğraşmadan önce iki kere düşünmelerine yetiyor.”
 
Bir anlığına gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi.
 
Caster’ın cana yakın kişiliği yüzünden onunla konuşurken “Mirasçı” kelimesinin gerçekte ne anlama geldiğini unutmak kolaydı. Mirasçılar daha yürümeyi öğrenmeden dövüş ve öldürme üzerine eğitim almaya başlardı. Her biri başlı başına son derece güçlü birer savaşçıydı.
 
Sunny, Caster’ın Şato’daki gerçek ününün onun göstermeye çalıştığı kadar az veya önemsiz olduğuna inanmıyordu.
 
Ne de olsa Caster, Sunny’nin bildiği kadarıyla Nephis’i dövüşte yenmeyi başaran tek insandı… Hayır, aslında tek varlıktı. Sunny’nin gözünde kişisel güç denince zirvede Nephis duruyordu.
 
Başka hiç kimse onunla boy ölçüşemezdi.
 
Ayrıca Caster’ın bu ününü kan dökerek kazandığından da emindi.
 
‘Umarım bir gün… yani gerçekten öyle umuyorum… onunla dövüşmek zorunda kalmam.’
 
İçinden soğuk bir ürperti geçti. Sunny bunun bir önsezi olmamasını umuyordu.
 
İç çekip huzursuzluğunu gizlemeye çalıştı.
 
“Yani intikam almaya falan gelmezler mi diyorsun, endişelenmeme gerek yok mu dersin?”
 
Cana yakın genç başını salladı.
 
“Takıştığın o ikisi belki kendi başlarına bir şeyler yapmaya kalkışabilirler ama Gunlaug’ın maiyetinden bir karşılık gelmez. Gerçi bana kalırsa o ikisinin de bir şey yapacağını sanmıyorum. Yeter ki olayı uzatma.”
 
Birden ciddileşti.
 
“Ama onlar Avcı olsaydı ya da daha kötüsü, Yol Buluculardan biri olsaydı… benim adım bile seni kurtaramazdı. Büyük ihtimal şu anda ölmüş olurdun. O yüzden lütfen bundan sonra hareketlerine dikkat et. Bu Şato… bazı açılardan Karanlık Şehir kadar tehlikeli olabilir. Özellikle de senin gibi… ımm, demek istediğim… böyle mizacı olan biri için yani.”
 
‘Bu ne demek şimdi?!’
 
Sunny hemen karşılık vermek istedi ama çenesini tuttu.
 
…Aslında belayı üzerine çekme konusunda gerçekten özel bir yeteneği vardı. Bunu inkâr edecek değildi.
 
Sunny hayattaki tercihlerini sorgularken Cassie sessizce konuştu:
 
“Caster… Buradan çıkmanın gerçekten hiçbir yolu yok mu?”
 
Gururlu Mirasçı ona baktı. Yüzüne kasvetli bir ifade yerleşirken uzun süre sessiz kaldı. Gözleri ağır ve umutsuzdu.
 
Bir süre sonra iç çekerek cevap verdi:
 
“Bizim ulaşmayı umabileceğimiz hiçbir çıkış yolu yok, Cassia. Şu an için yaşayabileceğimiz tek yer burası. Belki… belki ileride bir şeyler değişir. Ama şimdilik kendine dikkat et ve hayatta kalmaya çalış.”
 
Ayağa kalktı, ikisine son bir kez bakıp gülümsedi.
 
“Sizi gördüğüme gerçekten sevindim çocuklar. Çok ciddiyim. Müsaadenizle, sizi artık yemeğinizle baş başa bırakayım. İleride bir şeye ihtiyacınız olursa beni bulmaktan çekinmeyin. Dairem, Şafak Kulesi’nde.”
 
‘Dairen demek… Tabii senin gibi bir imansızın da zaten ancak “dairesi” olurdu…’
 
Bunları söyledikten sonra Caster gitti. Sunny de sonunda buz gibi olmuş yahnisine dönebildi.
 
‘Harika! Kahvaltım mahvoldu!’
 
Uzun boylu Uyuyanın sırtını bakışlarıyla delmeye çalışırken öfkeyle köpürüyordu:
 
‘Hep onun yüzüne! O p*çin suçu, benim değil. Evet, aynen öyle…’
 
 
***
 
 
Bir süre sonra Sunny yatağında, gözleri kapalı halde uzanıyordu. Alacakaranlık Kulesi sakin ve sessizdi.
 
Gölgesini biraz gezintiye çıkarmanın vakti gelmişti…

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi