MANGA-TR
Bölüm 139
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 139

Yiğit Düşçü Güneşsiz ile Güzeller Güzeli Yoldaşları Prenses Nephis ve Leydi Cassia’nın İnanılmaz Maceraları ve Dillere Destan Kahramanlıkları, Kısaltılmış Baskı (I. Cilt)
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.301

Bölüm 139 - Yiğit Düşçü Güneşsiz ile Güzeller Güzeli Yoldaşları Prenses Nephis ve Leydi Cassia’nın İnanılmaz Maceraları ve Dillere Destan Kahramanlıkları, Kısaltılmış Baskı
(I. Cilt)
Çeviri: Raban
 
Caster uzun süre Sunny’ye baktı, sonra birden kahkahayı bastı. Sunny’nin anlattıklarına son derece ciddi bir tavırla devam etmesi Cassie’yi de eğlendirmişti; o da artık kendini tutamayıp kıkırdamaya başladı.
 
Yakışıklı genç başını iki yana sallayıp gülümsedi.
 
“Anlaşılan mizah anlayışın hiç değişmemiş. Açıkçası bu çok iyi bir şey. Burada gülümsemeyi, mizahı unutan pek çok insan var.”
 
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve alınmış gibi yaparak karşılık verdi:
 
“Mizah anlayışın… derken? Söylediklerimin hepsi tamamen doğru.”
 
Cevap yerine yeni bir kahkaha tufanıyla karşılaştı.
 
‘…Yemek, güvenlik ve kahkaha vardı.’
 
Cassie’nin Parlak Şato’yu ilk kez rüyasında gördükten sonra nasıl tarif ettiğini hatırlayınca bu düşünce birden zihninde belirdi.
 
O görüsünde Sunny’nin onu şatonun kapılarından içeri götürdüğünü de görmüştü. Kehanet niteliğindeki rüyaları, ürkütücü derecede isabetli çıkıyordu.
 
‘İnsanın aklına ister istemez şu diğer kehanet geliyor…’
 
Düşüncelerinin oraya kaymasına izin vermeyen Sunny, içine çöken uğursuz hissi bastırıp gülümsemesini gizlemeye çalıştı. Sonra da omuz silkerek küçümseyen bir ses çıkardı.
 
“İnanmazsan inanma. Zaten bu, yaşadığım onca maceradan yalnızca bir tanesiydi. Gerçi kabul etmeliyim ki diğerleri biraz daha sıradandı. Yani bilirsin işte… birkaç düzine Uyanmış Yaratık öldürmek, güzel bir prensesin dokunuşuyla ölümden dönmek, karanlık denizin derinliklerinden uğursuz varlıklar çağırmak, kadim iblisleri zekâmla alt edip pençelerinden sıyrılmak, iblis kemiklerinden yapılma bir kayıkla sonsuz karanlığın içinde yol almak, suyun altında devasa canavarlarla savaşmak falan. Öyle sıradan saçmalıklar işte.”
 
Sunny konuşurken Cassie’nin gülümsemesi yüzünden yavaş yavaş silindi. Kör kız başını ona doğru çevirdiğinde yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı. Görünüşe bakılırsa o korkunç yolculuk artık geride kaldığı için yaşadıklarının aslında ne kadar akıl almaz olduğunu ancak şimdi fark ediyordu.
 
Hayatta kalmak için verdikleri kanlı mücadelenin parçaları bir araya getirildiğinde, ortaya ancak masallarda yaşanacak türden bir hikâye çıkıyordu.
 
Ama ikisi de bütün bunların gerçekten yaşandığını biliyordu. Çünkü bizzat kendileri yaşamışlardı.
 
Caster hafifçe güldü.
 
“Vay be Sunny. Seninkiyle kıyaslarsak benim hikâyem epey sıkıcı kalır. Rüya Diyarı’na geldiğimde şehir surlarının hemen yakınındaydım. İlşk birkaç gün beni kovalayan birkaç korkunç canavardan kaçtım, sonra Şato’dan gelen bir avcı grubuna rastladım. Hepsi bu.”
 
İç çekti.
 
“Bu arada siz ne zaman geldiniz? Sizi daha önce buralarda hiç görmedim.”
 
Yalan söylemesi için bir sebep yoktu. Zaten istese de yalan söyleyemezdi. Sunny, yavaş yavaş soğuyan canavar eti yahnisine özlemle baktıktan sonra iç çekti.
 
“Karanlık Şehir’e iki gün önce ulaştık. Şatoya da dün alacakaranlıkta girdik.”
 
Yakışıklı Mirasçı bir süre ona baktı, ardından birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
 
“Dur, dur… Bekle biraz… Yani demek istediğin… siz gerçekten iki aydır Labirent’te miydiniz?”
 
‘Eyvah.’
 
Sunny’nin başından beri çekindiği an sonunda gelmişti. Kimsenin onu güçlü biri sanmasını istemiyordu. Her şeyden önce, düşmanın sizi küçümsemesinden daha büyük bir avantaj yoktu. Üstelik İlk Kâbus’ta Gerçek İsim kazanan tek kişinin Değişen Yıldız olmadığını hala gizlemesi gerekiyordu.
 
Neyse ki bu gibi durumlar için inandırıcı bir bahaneyi çoktan hazırlamıştı.
 
…Başın sıkışınca bütün suçu Nephis’e at.
 
İçinden gülen Sunny, ürpermiş gibi yaptı ve iç çekti.
 
“Evet. Düşünmek bile istemiyorum. Orası… cehennemden farksız. Dürüst olmak gerekirse, Değişen Yıldız olmasaydı ikimiz de çoktan ölmüştük.”
 
Gerçi Sunny’nin yardımı olmasa Nephis de hayatta kalamazdı ama Caster’ın bunu bilmesine gerek yoktu.
 
Sunny, insanların birer işe yaramaz olarak gördüğü Cassie ile kendisinin adını Neph’in adıyla yan yana anmasının tek bir sonuca yol açacağından emindi. Herkes, Değişen Yıldız’ın ikisini de tek başına sırtlayıp güvenli limana; Karanlık Şehir’deki Parlak Şato’ya ulaştırdığını düşünecekti
 
Görünüşe bakılırsa haklıydı da.
 
Nephis’in adını duyar duymaz Caster’ın yüzündeki ifade değişti. Gözlerinde tuhaf bir parıltı beliren yakışıklı Uyuyan hafifçe öne eğildi ve olduğundan çok daha sakin; hatta şüphe uyandıracak kadar sakin bir sesle sordu:
 
“Değişen… Leydi Nephis hayatta mı? Burada mı?”
 
Sunny gibi birinin Labirent’teki ölümcül yolculuğundan sağ çıkma ihtimalinin ne kadar düşük olduğunu çoktan unutmuştu.
 
Sunny gözlerini hafifçe kıstı. Caster’ın tepkisi beklediğinden biraz daha güçlüydü. Tuhaf denecek kadar güçlüydü.
 
Gerçi uzun boylu, yakışıklı Mirasçı daha Akademi’deyken bile Nephis’e garip bir hayranlık besliyor gibiydi.
 
‘Ulan şerefsiz!’
 
Nedensiz yere öfkelenen Sunny dişlerini sıktı.
 
“Evet. Buralarda.”
 
Cassie başını hafifçe Sunny’ye çevirdi. Bir an tereddüt ettikten sonra ekledi:
 
“Biz… Şatoya geldiğimizde yalnızca iki Ruh Parçacığımız vardı. Bu yüzden Nephis şimdilik dış yerleşimde kalıyor.”
 
Caster arkasına yaslandı. Yüzünden bir anlığına belli belirsiz bir hayal kırıklığının izi göründü. Sonra derin bir nefes aldı.
 
“Anladım… Anladım.”
 
Sunny çayından bir yudum alıp sordu:
 
“Nephis niye birden bu kadar ilgini çekti?”
 
Yakışıklı genç ani bir şaşkınlıkla ona baktı.
 
“Ne? Ah… Ben sadece bizden başkalarının da hayatta kaldığını öğrendiğime sevindim.”
 
Ardından iç çekip başını iki yana salladı.
 
“Öğrenebildiğim kadarıyla Kâbus Büyüsü bu yıl Unutulmuş Kıyı’ya yalnızca yedi Uyuyan göndermiş. Sizi görene kadar hayatta kalan tek kişinin ben olduğumu sanıyordum. Ama yanıldığıma çok sevindim… Gerçekten çok sevindim.”
 
Caster’ın yüzü ciddileşti.
 
“Leydi Nephis yanınızdaysa Şato’ya sağ salim ulaşmayı nasıl başardığınız da anlaşılıyor. Ama diğer üçü… Büyük ihtimalle çoktan ölmüşlerdir. Ruhları şad olsun.”
 
Sunny ile Cassie başlarını eğip öğrendikleri bu gerçeği sindirmeye çalıştı. Akademi’deki diğer Uyuyanların onlara iyi davranmadığı doğruydu. Yine de kısa bir süreliğine de olsa tanıdıkları o insanlardan birkaçının artık hayatta olmadığını bilmek insanın içini acıtıyordu. Rüya Diyarı’nın acımasız sınavında yitip gitmişlerdi.
 
Zalim ve merhametsiz Kâbus Büyüsü ilk kurbanlarını almıştı.
 
Peki sırada kim vardı?
 
Birbirlerine bakamadılar bile, sadece Caster’ın sözlerini sessizce tekrarladılar:
 
“…Ruhları şad olsun.”
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi