Bölüm...
Action,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Martial,Novel,Space,Türkçe Novel,Vampires

Bölüm 91

νόστος
Yazar: Kyddrys Grup: : Kyddrys Okuma süresi: 21 dk Kelime: 5.243


91.Bölüm - νόστος


────────────────────

“Sen!“ dedi Ei, sesi çığlığa dönüşüyordu. “Sen çok güçlüsün! O zaman neden ona yardım etmedin?! Neden onu kurtarmadın?! Beş yıl boyunca neredeydin?! O ölürken sen neredeydin?!“

Kael, sessizce dinledi. Ei’nin çığlıkları, rüzgarda yankılandı. Sonra, Ei’nin sesi kırıldı. Başını, Makoto’nun göğsüne yasladı.

...

“Ben... ben onu kurtaramadım,“ dedi Ei, sesi hıçkırıklarla doluydu. “Ona söz vermiştim.. onu koruyacağımı söylemiştim ama başaramadım.“

Kael, diz çöktü. Ei’nin gözlerinin içine baktı.

“Ei,“ dedi, sesi sakin ama kararlıydı. “Sana bir şey söylemem gerek, Makoto’nun ölümü, senin suçun değil ama... bu, senin hatalarının olmadığı anlamına gelmez.“

Ei, başını kaldırdı. Gözleri, öfkeyle parladı. “Ne demek istiyorsun?!“

Kael, derin bir nefes aldı. “Sen, Makoto’yu korumak için Inazuma’yı savunmasız bıraktın. Ve bu nedenle, Inazuma’ya o iğrençlik geldi. Saiguu, kendini feda ederek onu durdurdu ama o da öldü. Ve sadece o değil, bu savaşta, başkaları da kaybedildi. Yozlaşanlar ve insanlıktan çıkanlar.. mesela Mikoshi Chiyo.“

Ei, dondu. Gözleri, Kael’in sözleriyle büyüdü.

“Ben... ben bilmiyordum,“ dedi Ei, sesi fısıltı gibiydi.

Kael, başını salladı. “Biliyorum ama şimdi biliyorsun ve şimdi, seçim yapmalısın. Bu acıyla mı yaşayacaksın, yoksa onu düzeltmek için mi savaşacaksın?“

Ei, sessiz kaldı. Gözleri, Makoto’nun yüzüne takıldı ve sonra, Kael’e döndü.

“Peki ya ablam?“ dedi Ei. “Onu geri getirebilir misin?“

Kael, bir an sessiz kaldı. Sonra, başını salladı.

“Evet.“

Ei’nin gözleri, umutla parladı. “Ne?“

Kael, elini Makoto’nun bedenine koydu. 『Yaşam Kanunu – Yggdrasil’in Otoritesi』, aktifleşti. Altın rengi bir ışık, Makoto’nun bedenini sardı.

“Geri dön..“ dedi Kael.

Ve Makoto’nun gözleri, aralandı.

...

Makoto’nun gözleri, yavaşça aralandı.

İlk anda, hiçbir şey görmüyordu.. sadece karanlık. Ama sonra, bir ışık. Altın rengi, sıcak ve tanıdık. Ve bir ses, Kael’in sesi.

“Makoto. Hoş geldin.“

Makoto, gözlerini kırpıştırdı, karşısında, Kael’in yüzü vardı ve yanında.. Ei. Gözleri kıpkırmızı, yanakları yaşlarla ıslanmış, ama yüzünde inanılmaz bir şaşkınlık ve umut vardı.

“Abla...“ dedi Ei, sesi hıçkırıklarla doluydu. “Abla, sen...“

Makoto, başını hafifçe çevirdi. Kardeşine baktı. Sonra, kendi ellerine, bedenine.. o hayattaydı.

“Ben... ölmüştüm,“ dedi Makoto, sesi fısıltı gibiydi. “Değil mi?“

Ei, başını salladı, gözyaşları durmadan akıyordu. “Evet. Ama Kael... Kael seni geri getirdi.“

Makoto, başını Kael’e çevirdi gözlerinde, şaşkınlık ve minnet vardı.

“Kael... sen...“

Kael, hafifçe gülümsedi. “Söz verdim, hatırlıyor musun? Bu Zaman Çizgisindeki senin üzülmene izin vermeyeceğimi söylemiştim.“

Makoto, bu sözler karşısında sessiz kaldı. Sonra, dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. “Teşekkür ederim.“

Ei, ablasına sıkıca sarıldı, sanki onu bir daha asla bırakmayacakmış gibi, Makoto, kardeşini kucakladı, başını hafifçe okşadı.

“Özür dilerim,“ dedi Makoto, sesi yumuşaktı. “Seni endişelendirdim.“

Ei, başını iki yana salladı. “Önemli değil. Sen buradasın, geri döndün.“

Makoto, başını kaldırdı ve Kael’e baktı. “Peki sen, Kael.. bundan sonra ne yapacaksın?“

Kael, derin bir nefes aldı. “Benim... geri dönmem gerek.. yapmam gereken işler var.“

Makoto, başını salladı. “Anlıyorum, peki... bir daha görüşecek miyiz?“

Kael, bir an sessiz kaldı. Sonra, hafifçe gülümsedi. “Belki.. ama unutma Makoto, Sen, bu dünyada tanıdığım en iyi Archonsun ve her zaman bir arkadaşın olacağım.“

Makoto, başını eğdi. “Teşekkür ederim, Kael. Her şey için.“

Kael, arkasını döndü. Ama bir adım attıktan sonra durdu.

“Ei,“ dedi, başını çevirerek. “Artık ablan yanında. Ona iyi bak. Ve bir daha, Inazuma’yı savunmasız bırakma.“

Ei, başını salladı. “Söz veriyorum.“

Kael, başını salladı ve sonra, gözden kayboldu.

...

Kael, Genesis Layer’a döndüğünde, onu Nimara karşıladı. Gözleri, endişeyle parlıyordu.

“Kael.. sensin, tam beş yıl oldu!“ Nimara inanamaz bir şekilde Kael’e katı “Sonunda.. uyandın, İyi misin?“ Diye sordu Nimara.

Kael, başını salladı. “İyiyim. Sadece... uzun bir yolculuktu.“

Nimara, yanına geldi. Elini tuttu. “Eğerki uyandıysan.. Kanuna ulaşmış olman gerek.. artık Syr’i uyandırabilirsin.. değil mi?“ 

Kael, başını salladı. “Evet.“

Nimara’nın gözleri, umutla parladı. “O zaman... ne bekliyorsun? Hadi gidelim!“

Kael, hafifçe gülümsedi. Ama başını iki yana salladı. “Önce, diğerleriyle görüşmeliyim.. beş yıl oldu, onları görmem gerek.“

Nimara, bir an duraksadı. Sonra, başını salladı. “Haklısın, herkes seni çok özledi.“

...

Kael, sarayın ana salonuna girdiğinde, orada toplanmış herkesi gördü.

Celeste, Elaria, Lumina, Seraphina, Vespera, Cassandra, Arkhe... Hepsi oradaydı. Gözlerinde, şaşkınlık ve özlem vardı. 

Arkalarında, Carlos ve Maria duruyordu. Lyra ise, artık küçük bir kız olmuştu artık sekiz yaşındaydı.

“Ağabey!“ diye bağırdı Lyra, koşarak Kael’e sarıldı. “Çok özledim seni!“

Kael, kardeşini kucakladı, başını okşadı. “Ben de seni özledim, Lyra.“

Maria, gözleri dolu bir şekilde yanına geldi. “Oğlum... Beş yıl. Nasılsın?“

Kael, annesine sarıldı. “İyiyim, anne. Sadece... uzun bir yolculuktu.“

Carlos, oğlunun omzuna dokundu. “Amacına ulaştın mı?“

Kael, başını salladı. “Evet, baba.. ulaştım.“

Carlos başını salladı. “Oğlum...“

Celeste, yanına geldi. “Peki... Syr’i kurtarabilecek misin?“

Kael, derin bir nefes aldı. “Evet. Bunun için buradayım.“

Elaria, sessizce, “O zaman... ne bekliyorsun?“

Kael, etrafına baktı. Herkesin gözleri, umutla parlıyordu. Hepsi, bu anı bekliyordu.

“Şimdi gidiyorum,“ dedi Kael. “Syr’i geri getireceğim.“

...

Kael, sarayın en derin odasına gitti burası, Syr’in donmuş zaman kristalinin bulunduğu yerdi. 

Oda, soğuk ve sessizdi Işık, kristalin yüzeyinde yansıyor, mavi ve beyaz tonlarda parıldıyordu.

Kristalin içinde, Syr duruyordu gözleri hâlen daha kapalı, bedeni hareketsizdi. 

Sanki sadece uyuyordu ama Kael biliyordu o, beş yıldır buradaydı. 

Donmuş, zamanın dışında, yaşamın dışında.

Kael, kristale doğru yürüdü ellerini, soğuk yüzeyine koydu kristal, buz gibiydi.. ama Kael, soğuğu hissetmiyordu.

“Syr,“ dedi Kael, sesi fısıltı gibiydi. “Seni özledim..“

Ellerini, kristale bastırdı. İçindeki güç, parlamaya başladı. 『Zaman Kanunu – Chronos’un Otoritesi』, aktifleşti kristalin etrafındaki zaman, çözülmeye başladı.

Kristal, çatladı. İnce bir çizgi, ardından bir başkası ve sonra, kristal binlerce parçaya ayrıldı. Işık, odayı doldurdu ve içinden, Syr yavaşça havaya yükseldi.

Syr’in saçları, upuzundu rüzgarda dalgalanıyor, adeta canlı gibi kıvrılıyordu, gözleri hala kapalıydı ama bedeni, artık donmuş değildi. Sıcak, canlı, gerçekti.

Kael, Syr’in yanına gitti. Elini, onun göğsüne koydu. 『Yaşam Kanunu – Yggdrasil’in Otoritesi』, aktifleşti. Altın rengi bir ışık, Syr’in bedenini sardı.

“Syr,“ dedi Kael. “Uyan.“

Ve Syr’in gözleri uzun zaman sonrasında ilk defa aralandı. 

Beş yılın ardından ilk nefesini aldı ve hava, ciğerlerine doldu.

Gözleri, Kael’in gözlerine odaklandı ve dudaklarında, hafif bir gülümseme belirdi.

“Kael...“ dedi Syr, sesi uykulu ve yumuşaktı. “Rüya mı gördüm?“

Kael, ona sarıldı. Sıkıca, sanki onu bir daha asla bırakmayacakmış gibi.

“Hayır,“ dedi Kael, sesi boğuktu. “Artık uyanıksın.“

Syr, başını Kael’in omzuna yasladı. “Ne kadar zaman geçti?“

Kael. “Uzun bir zaman..“

Syr, hafifçe gülümsedi. “Gerçekten.“

Kael, geri çekildi. Syr’in gözlerinin içine baktı ve gülümsedi.

“Hoş geldin, Syr.“

...

Kael, Syr’i kollarında bir süre daha tuttu, omzunu başındsn ayırmadı sanki bu anı, bu sıcaklığı, bu gerçekliği içine çekmek istiyordu. 

Beş yıl boyunca i rüyanın içinde hiçbir şey hissetmemişti. Rüyanın içinde, ne acı vardı, ne sevinç, ne de umut. Sadece... döngü.. ama şimdi, Syr kollarındaydı ve her şey yeniden canlanmıştı.

“Beş yıl,“ dedi Syr, sesi zayıftı. “Bu kadar uzun süre nasıl dayandın?“

Kael, başını okşadı. “Söz vermiştim, seni geri getireceğime dair ve ben, sözümden dönmem.“

Syr, başını kaldırdı. Gözleri, Kael’in gözlerinin içine baktı. “Peki ya şimdi? Ne yapacağız?“

Kael, hafifçe gülümsedi. “Şimdi.. herkes seni bekliyor, Syr.“

...

Kael ve Syr, sarayın ana salonuna doğru ilerlediler Syr’in elleri, Kael’in ellerinin üzerindeydi, Kael ise onun elini sıkıca tuttu, bir daha bırakmak istemiyor bir şekilde.

Salonun kapısı açıldığında, içerideki herkes ayağa kalktı.

Nimara, Celeste, Elaria, Lumina, Seraphina, Vespera, Cassandra, Arkhe... Hepsi oradaydı. Carlos, Maria ve küçük Lyra da onların arasındaydı.

Ve Syr’i gördüklerinde, odada derin bir sessizlik oldu.

Syr, bu sessizliğin içinde bir adım attı zonra bir adım daha, gözleri, herkesin yüzünde gezindi.

“Herkes...“ dedi Syr, sesi boğuktu. “Hepiniz... buradasınız.“

Elaria, ilk hareket eden oldu. Koşarak Syr’e sarıldı. “Syr! Seni çok özledim!“

Syr, Elaria’yı kucakladı, Elaria’nın gözleri dolmuştu. “Ben de seni özledim, Elaria..“

Celeste ve Nimara da yanlarına geldi ve dördü birden sarıldılar Kael, onları izledi yüzünde ise hafif bir gülümseme vardı.

Ama sonra, gözleri Nimara, Celeste ve Elaria’nın üzerinde durdu onlara daha dikkatli baktı. Ve bir şey fark etti.

“Nimara,“ dedi Kael, sesinde şaşkınlık vardı. “Siz... değişmişsiniz.“

Nimara, başını çevirdi. “Ne?“

Kael, başını iki yana salladı. “Sadece gücünüz değil... fiziksel olarak da, beş yıl önceye göre çok daha... olgun görünüyorsun.“

Nimara, hafifçe kıkırdadı. “Beş yıl, Kael. Boş durmadık.“

Kael, Celeste ve Elaria’ya döndü. “Siz de öyle. Hepiniz... büyümüşsünüz.“

Celeste, başını eğdi. “Sen yokken, biz de kendi yollarımızda ilerledik. Genesis Layer’da çok şey değişti.“

Elaria, başını salladı. “Syr’i kurtaracağını biliyorduk ama beklerken, güçlenmemiz gerektiğini de biliyorduk.“

Kael, bu sözler karşısında bir an sessiz kaldı. Sonra herkese bakarak, hafifçe gülümsedi. “Büyümüşsünüz. Hepiniz.“

Nimara, sırıttı. “Sen de büyümüşsün. Hem de çok.“

Kael, başını salladı. “Evet ama bu, hepimizin birlikte büyüdüğü anlamına geliyor.“

Syr, Kael’in yanına geldi. “Peki ya ben? Ben de büyümüş müyüm?“

Kael, ona döndü. Gözlerinin içine baktı. “Sen, hiç büyümedin hep aynı kaldın ve bu, seni özel yapan şey.“

Syr, bu sözler karşısında kıkırdadı. “Romantik herif.“

“...“ 

Kael dedi. “Bunu daha önce de duymuştum.“

Herkes, gülümsemeye başladı, odadaki ağır hava, dağılmıştı.

...

Kael, bir süre sonra, “Peki, söyleyin bakalım,“ dedi. “Beş yıl içinde başka neler değişti?“

Nimara, öne çıktı. “Daha önce getirdiğin 4 Üstün Sonsuzluk, Genesis Layer için değerli olabilecek 3 tane yeni Nihility buldular, bir tanesi tamamiyle Canavarlar ile dolu, savaşın ve kaos’un mutlak olduğu bir Nihility..“

Kael, kaşını kaldırdı. “Güzel.“

Celeste, başını salladı. “Evet. Ayrıca, dört Üstün Sonsuz yetiştirici de kendi klanlarını kurdular. Genesis Layer, artık sadece bir sığınak değil. Bir medeniyet.“

Elaria, ekledi. “Ve senin ailen... Carlos ve Maria, artık Genesis Layer’da herkesin toplandığı, bu gezegene Prime’a yakın bir gezegende bir okul açtılar, genç yetiştiricilere rehberlik ediyorlar.“

Kael, şaşkınlıkla, “Okul mu? Ve herkesin toplandığı bir gezegen mi?“

Maria, gülümseyerek, “Evet, oğlum, sen yokken, biz de bir şeyler yapmak istedik.“

Carlos, başını salladı. “Genesis Layer’da büyüyen yeni nesil var. Onlara rehberlik etmek, bizim sorumluluğumuz.“

Kael, başını salladı. “Harika, gerçekten harika.“

Syr, Kael’in koluna girdi. “Peki sen? Beş yıl boyunca ne yaptın?“

Kael, bir an sessiz kaldı. Sonra, hafifçe gülümsedi. “..kanunlara ulaştım ve seni geri getirdim.“

Syr, başını omzuna yasladı. “Yeterli.“

...

O gece, Genesis Layer’da büyük bir kutlama yapıldı. Herkes, Syr’in geri dönüşünü kutluyordu. Müzik, yemek, kahkahalar... Beş yılın ardından, ilk kez herkes bir araya gelmişti.

Kael, bir kenarda durmuş, herkesi izliyordu. Nimara, Celeste ve Elaria, Syr’in etrafında toplanmış, ona beş yıl içinde olanları anlatıyordu. Carlos ve Maria, Lyra ile birlikte dans ediyordu. Herkes mutluydu.

Syr, bir ara Kael’in yanına geldi. “Ne düşünüyorsun?“

Kael, başını çevirdi. “Sadece... her şeyin ne kadar değiştiğini düşünüyorum.“

Syr, elini tuttu. “Ama bazı şeyler, asla değişmez.“

Kael, ona baktı. “Ne gibi?“

Syr, gülümsedi. “Benim seni sevmem gibi.“

Kael, onu kendine çekti. “Ben de seni seviyorum, Syr.“

Ve o gece, Genesis Layer’da uzun sürenin ardında yeni bir başlangıç oldu.

...

[ İsim: Nimara Moonstar 
Yaş: 18 → 23
Tür: Kraliyet Elfi
Durum: Mükemmel 

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş] 

...

İsim: Celeste Moonstar
Yaş: 16 → 21
Tür: Üstün Elf
Durum: Sağlıklı

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]

...

İsim: Elaria Moonstar 
Yaş: 11 → 16
Tür: Üstün Elf
Durum: Mükemmel 

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]

...

İsim: Cassandra
Yaş: 26 → 31
Tür: İnsan
Durum: Mükemmel

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [3.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [3.Yükseliş]

...

İsim: Vespera Noctis
Yaş: 38 → 43
Tür: İnsan 
Durum: Mükemmel 

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [4.Yükseliş]

...

İsim: Lumina Everfrost
Yaş: 38 → 43
Tür: İnsan 
Durum: Mükemmel 

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [5.Yükseliş]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [5.Yükseliş]

...

İsi.: Seraphina Pyreheart
Yaş: 46 → 51
Tür: İnsan 
Durum: Mükemmel 

Yetiştirme: Tanrı [3. Tam] → Göksel [6.Tam]
Beden Arındırma: Tanrı [3. Tam] → Göksel [6.Tam]

...

İsim: 『Arkhe - Ἀρχή』
Yaş: 73.950 → 73.955
Tür: Primordial
Durum: Mükemmel

Yetiştirme: Göksel [1.Yükseliş] → Sonsuz
Beden Arıtma: Göksel [1.Yükseliş] → Sonsuz ]

...

İki Gün Sonra...

Genesis Layer, sanki hiçbir şey olmamış gibi akıp gidiyordu. Güneş, Prime Gezegeni’nin üzerinde altın rengi ışıklarını saçıyor, canlılar cıvıldıyor, rüzgar çiçeklerin kokusunu taşıyordu. 

Ama her şey, beş yıl öncesinden farklıydı her şey, daha canlıydı.. daha... renkliydi.

Kael, sarayın terasında durmuş, ufka bakıyordu. İki gün boyunca, Syr ve diğerleriyle vakit geçirmiş, onlarla konuşmuş, gülmüş ve hasret gidermişti. 

Syr, beş yıllık aradan sonra herkesle yeniden bağ kurmuştu, sanki hiç ayrı kalmamışlardı gibiydi. Ama Kael, her şeyin değiştiğini biliyordu.

Syr, yanına geldi. Başını omzuna yasladı. “Ne düşünüyorsun?“

Kael, başını çevirdi. “Sadece... Genesis Layer’ın ne kadar değiştiğini düşünüyorum. Beş yıl önce, burası sadece bir sığınaktı. Şimdi... bir medeniyet.“

Syr, hafifçe gülümsedi. “Evet. Sen yokken, herkes kendi yolunu buldu.“

Kael, başını salladı. “Olması gerektiği gibi.“

...

Kael, gözlerini kapattı. Nihility Gözleri’ni aktive etti Genesis Layer’ın her köşesini, her Nihility’sini taradı. 

Ana Nihility’si, artık eskisi gibi değildi. İçinde, yeni yaşam formları, yeni medeniyetler, yeni güçler vardı.

Ve dört Sonsuzluk... Gerçekten de barış içinde yaşıyorlardı. Her biri, kendi bölgelerinde, kendi yasalarıyla hüküm sürüyordu. Kimse kimseye saldırmıyor, kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu, Kael’in beklemediği bir şeydi.

Ama sonra, gözleri Celestiaria’ya takıldı.

Işıkdoğan Sonsuz, Genesis Layer’ın bir köşesinde, kendi tarikatını kurmuştu. Adına “Işığın Yolu“ deniyordu. Tarikat, varlıklara rehberlik ediyor, onlara ışığın ve düzenin önemini öğretiyordu. Celestiaria, bu işe kendini adamıştı.

Kael, bu durumu izlerken içinde garip bir sıcaklık hissetti. “Demek ki, herkes kendi yolunu bulmuş.“

Syr, merakla, “Ne gördün?“

Kael, başını çevirdi. “Celestiaria. Bir tarikat kurmuş ve onu Işığın Yolu olarak adlandırmış.“

Syr, şaşkınlıkla, “Gerçekten mi? O, savaştan kaçan biriydi.“

Kael, başını salladı. “Evet.. ama şimdi, başkalarına rehberlik ediyor. Güzel.“

...

Sonra, Kael’in gözleri başka bir enerjiye takıldı. Daha karanlık, daha yoğun, daha... tanıdık. Lilith.

Vampir Sonsuz, Genesis Layer’ın karanlık bir köşesinde, kendi bölgesinde yaşıyordu. Ama Kael, onun enerjisinde bir değişim fark etti. Artık sadece Sonsuz değildi. Daha güçlüydü. Daha derindi. Daha... otoriterdi.

“Lilith,“ dedi Kael, sesinde şaşkınlık vardı. “Üstün Sonsuz’a ulaşmış.“

Syr, kaşını kaldırdı. “Ne? Nasıl?“

Kael, başını iki yana salladı. “Kan Kanunu. O, beş yıl içinde Kan Kanunu’na ulaşmış. Ve bu, onu Üstün Sonsuz yapmış.“

Syr, düşünceli bir şekilde, “Demek ki, o da yolunu bulmuş.“

Kael, başını salladı. “Evet.. ve aynı zamanda.. onunla konuşmam gerek.“

...

Kael, Lilith’in enerjisini takip etti. Onu, Genesis Layer’ın karanlık bir ormanında buldu. 

Lilith, bir ağacın altında oturuyor, elinde bir kadeh kan taşıyordu. Gözleri, Kael’i gördüğünde, hafifçe parladı.

“Kael,“ dedi Lilith, sesi yumuşak ama güçlüydü. “Beş yıl geçti, upuzuuun~ bir süre..“

Kael, yanına oturdu. “Evet. Ama sen bu kısa süre içerisinde.. çok şey başarmışsın.“

Lilith, hafifçe gülümsedi. “Kan Kanunu, beş yıl boyunca sadece buna odaklandım ve sonunda.. ulaştım.“

Kael, başını salladı. “Tebrik ederim bu.. hiçte kolay bir yol değil.“

Lilith, kadehini indirdi gözleri hafifçe parlayarak, Kael’in gözlerinin içine baktı. “Kael, sana bir şey söylemek istiyorum.“

Kael, başını eğdi. “Söyle.“

Lilith, derin bir nefes aldı. “Bu beş yıl boyunca, çok düşündüm kendi yolumu, kendi hedeflerimi. Ama her zaman aklımda tek bir şey vardı, Sen.“

Kael, bu sözler karşısında şaşkına döndü. “Ben?“

Lilith başını salladı. “Evet. Sen Genesis Layer’ı kurdun, her ne kadar asıl evimizi kullanarak kurmuş olsan da bize daha iyisinde kalma fırsatı sundun. Ve bana kendi potansiyelimi keşfetme fırsatı verdin. Bu yüzden.. düşünüyordum.“

Kael kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun?“

Lilith ayağa kalktı. Kael’in önünde durdu. Gözleri kararlılıkla parlıyordu ama bakışlarında o alışılmış muzip ifade yoktu. Ciddiydi.

“Beş yıl önce Syr için ne kadar sinirlendiğini gördüm. O an, o çığlık, o öfke.. milyonlarca yıldır tanık olduğum hiçbir şeye benzemiyordu.“ Lilith başını iki yana salladı. “Sayısız imparator, tanrı, evrenleri sarsan varlık gördüm. Hepsi güçlüydü. Ama partnerlerine senin Syr’e verdiğin kadar değer veren çok azı vardı. Çoğu, sevdiklerini bir kenara atıp güç peşinde koşardı. Sen ise tüm bunları Syr için yaptın.“

Kael sessizdi.

Lilith devam etti. “Bu benim ilgimi çekti. Çünkü milyonlarca yıldır ilk kez, bir varlığın bu kadar derin bir bağlılık gösterdiğine tanık oldum. Gücün zaten göz kamaştırıcı. Ama o sadakat, o bağlılık.. işte bu, seni diğerlerinden ayıran şey.“ Bir adım yaklaştı. “Ve ben, milyonlarca yıldır ilk kez birine yakın olmak istiyorum. Sadece gücün için değil, olduğun kişi için.“

Kael bu sözler karşısında bir an sessiz kaldı. Sonra ayağa kalktı. Lilith’in gözlerinin içine baktı.

“Lilith,“ dedi sesi yumuşaktı. “Sen milyonlarca yıllık bir varlıksın. Benden ne beklediğini biliyor musun?“

Lilith hafifçe gülümsedi. “Beklentim yok. Sadece sana yakın olmak istiyorum. Zaman ne gösterirse, onu göreceğiz. Ama şu an için tek istediğim bu.“

Kael derin bir nefes aldı. Sonra hafifçe gülümsedi.

“Peki,“ dedi. “Kader bizi nereye götürürse oraya birlikte gidelim.“

Lilith bu sözler karşısında hafifçe gülümsedi. “Teşekkür ederim Kael.“

Kael, “Bu bizim hemen “partner“ olduğumuz anlamına gelmez.. seni tanımak ve karar vermek istiyorum, bunu unutma,“ dedi.

Lilith onaylayarak “Hehe, tabikide Kael’ciğim~ sonuçta sadece güçlü olduğu için birini tanımadan ona ilkimi vermem.“

“...“

“Sen.. bakire misin?!? ( ´゚д゚)“

Lilith bir şey söylemedi sadece göz kırparak, “hadi dönelim, sonuçta “bizi“ bekliyorlar değil mi?“ Dedi.

“ (  ̄- ̄).. ok.“

...

Kael ve Lilith, saraya döndüklerinde, herkes onları merakla karşıladı.

Syr, Lilith’in Kael ile birlikte geldiğini görünce, kaşını kaldırdı ama bir şey söylemedi.

Kael, herkese baktı. “Her şey yolunda sadece, eski bir arkadaşla konuştum.“

Nimara, merakla, “Eski bir arkadaş mı?“

Kael, başını salladı. “Evet.“

Celeste boş bir yüz ifadesi ile Kael’in dibinde ona bakarak, “sadece “eski bir arkadaş“ olduğuna emin miyiz? Kael. (^_^)“ diye sordu.

Kael, Celeste’nin o “masum“ bakışları altında bir an duraksadı. Sonra, konuyu değiştirmek için hızlıca Nimara’ya döndü.

“Nimara, Üstün Sonsuzların bulduğu 3 Nihility’nin yerlerini biliyor musun?“

Nimara, Celeste ile Kael arasında gidip gelen bakışları fark etti ama sormadı. “Evet, hepsinin koordinatları elimde.“

Kael başını salladı. “Harika. Bugün onları Genesis ile birleştirmek istiyorum.“

Nimara başını salladı. “Peki, ben de seninle gelirim.“

Kael ve Nimara birlikte Genesis’ten ayrılarak sonsuz uzay boşluğuna çıktırlar.. Raiden’in Nihility’sinin en son bulunduğu yer..

“...peki, hadi gidelim, bana yolu göster.“ Dedi, Kael.

“Peki..“ 

...

Kael ve Nimara’nın vardıkları ilk Nihility, neredeyse yeni doğmuş ve bol kaynaklara sahip bir Nihility’di, adı ise;

Nihility, Aetheria.

Kael ve Nimara, Aetheria’ya girdikleri zaman gördükleri manzara.. tek kelime ile mükemmeldi, uzayda, mor ve pembe tonlarında Quasarlar parlıyor, gezegenlerin çoğunda yer yer ışık saçan kristal dağlar yükseliyordu. Mana yoğunluğu ise, Genesis Layer’ın ortalamasına yakındı.

Nimara, “Burada üç Sonsuz varlık yaşıyor ve üçüde yaklaşık yüzbin yaşlarında.. bu gerçektende etkileyici bir hız.“

“Haklısın.. ama sanki sen hâla Göksel Kademe’de değilmişsin gibi konuşuyorsun, haha.“ Dedi, Kael gülümseyerek.

“(* ̄ー ̄).. yakında bende Sonsuz olacağım! Göreceksin..“ dedi Nimara.

“Haha, merak etme Nimara yakında hepinizin Sonsuz Kademeye ulaşması için kaynaklar vereceğim.“ Diye yanıtladı Kael, sonrasında ise belirli bir yöne bakarak, “..ama ilk önce bunlarla bir ilgilenelim.“ Dedi.

Kısa sürede, üç figür yanlarına geldi. Biri devasa bir taş devi, diğeri ışıktan oluşan bir kadın, üçüncüsü ise rüzgar gibi hafif bir varlıktı.

Taş dev, Kael’i gördüğünde eğildi. “Sen Kael olmalısın, daha önce gelen Üstün Sonsuzlar bize 『Genesis』 adlı bir yerden bahsederken.. senden de bahsettiler.“

Kael başını salladı, hafifçe gülümseyerek. “Evet, ben Kael. Ve evet, Üstün Sonsuzların bahsettiği kişi benim. Bu Nihility’i kendi gerçekliğim ile birleştirmeye geldim.“

Taş dev, başını eğdi. “Adımı söylememi ister misin?“ Doye sordu.

Kael ise başını sallayarak devam etmesini işaret etti.

“Ben Granite, buradaki en yaşlı Sonsuz’um. İki arkadaşım ise Luminara ve Zephyros.“

Işıktan oluşan kadın; Luminara hafifçe selam verdi. “Hoş geldiniz, Kael ve yanındaki güzel arkadaşın.“

Nimara, bu sözler karşısında hafifçe kızardı ama dik duruşunu bozmadı. “Teşekkür ederim. Ben Nimara, Kael’in... sevgilisiyim.“

Zephyros, rüzgar gibi hafif sesiyle, “Genesis Layer hakkında çok şey duyduk Üstün Sonsuzlar, oranın bir cennet olduğunu söylediler ama biz, kendi Nihility’mizide seviyoruz.“

Kael, etrafına bakındı. “Anlıyorum. Aetheria gerçekten güzel bir Nihility. Ama Genesis Layer, sadece güzel değil, aynı zamanda korunaklı ve gelişime açık bir gerçeklik. Orada, kendi kurallarınızı koyabilir, kendi medeniyetinizi kurabilirsiniz.“

Granite, derin bir sesle, “Peki ya buraya ne olacak? Aetheria’yı terk edersek?“

Kael başını iki yana salladı. “Aetheria’yı terk etmenize gerek yok, daha önce söylediğim gibi “Bu Nihility’i kendi gerçekliğim ile birleştirmeye geldim,“ Genesis Layer, Nihility’leri içine çekebilir. Yani Aetheria, Genesis Layer’ın bir parçası olacak. Siz de orada yaşamaya devam edebilirsiniz. Hatta daha da güçlenebilirsiniz.“

Luminara ve Zephyros, birbirlerine baktılar. Granite ise derin bir nefes aldı.

“Peki,“ dedi Granite. “Eğer hem Aetheria’mızı koruyacaksan ve hemde bize daha iyi bir yaşam sunacaksan.. kabul ediyoruz.“

Kael başını salladı. “Mantıklı seçimi seçtiniz.. Aetheria, yakında Genesis Layer’ın bir parçası olacak.“

...

Kael ve Nimara, Aetheria’yı Genesis ile birleştirdikten sonra sonra ikinci Nihility’ye doğru ilerlediler.

“Verdantis,“ dedi Nimara, haritaya bakarak. “İçinde iki Sonsuz varlık yaşıyor. Biri yaşlı bir ağaç formunda, diğeri ise bir su ruhu varlık.“

Kael başını salladı. “..neden artık insanvari varlıklar göremiyoruz.. Nexus Chronos olduğum vakit insandışı varlıklar.. nadirdi.“

“Nexus Chronos’un kim olduğunu bilmesemde, insanvari olmayan canlıların sayısı oldukça fazla canım.“ Dedi Nimara.

“Dur bir dakika.. ben size Nexus Chronos’un kim olduğunu anlatmadım mı?“

Nimara şaşkın bir şekilde “Hayır?“ Dedi.

“..herneyse bunları sonra konuşabiliriz, şimdi ikinci Nihility’e gidelim.“

Nimara meraklı olmasına rağmen, “peki..“ diyerek kabul etti.

...

Verdantis’e girdiklerinde, bir gezegende belirdiler karşılarında ise devasa bir orman vardı. Ağaçlar, gökyüzüne kadar yükseliyor, yapraklarından hafif bir ışık yayılıyordu.

Yaşlı ağaç, yanlarına doğru dallarını uzattı. “Hoş geldiniz, yolcular ben Sylvanus, buranın koruyucusu. Yanımdaki ise Aquaria.“

Su damlalarından oluşan varlık, hafifçe dalgalandı. “Sizi bekliyorduk. Üstün Sonsuzlar, geleceğinizi söylemişti.“

Kael başını eğdi. “O halde amacımı biliyorsunuzdur, bu Nihility’nizi Genesis Layer ile birleştirmeye geldim.“

Sylvanus, dallarını hafifçe salladı. “Duyduk ve kabul ediyoruz. Verdantis, burada kalmaya devam etsin, ama Genesis Layer’ın bir parçası olsun.“

Kael başını salladı. “Bu kararınız, hepimiz için hayırlı olacak.“

Kısa bir sohbetin ardından Kael ve Nimara, üçüncü ve son Nihility’ye doğru yola çıktılar.

...

“Chaos Prime,“ dedi Nimara, sesinde hafif bir endişe vardı. “Bu Nihility, tamamen canavarlarla dolu, tuhaf bir şekilde hiçbir bilinçli varlık yok. Sadece savaş, kaos ve yıkım.“

Kael’in gözleri parladı. “Mükemmel. Açgözlülük ile istatik kasmak için biçilmiş kaftan.“

Nimara, endişeyle, “Kael, burası çok tehlikeli. Belki de...“

Kael, elini kaldırarak sözünü kesti. “Merak etme, Nimara. Ben, bu tür şeylerle başa çıkabilecek kadar güçlüyüm. Hem burada geçireceğim zaman, bana çok şey kazandıracak.. sen Genesis’e dön.“

Nimara, derin bir nefes aldı. “Peki.. ama dikkatli ol.“

Kael, hafifçe gülümsedi. “Merak etme.“

Ve Chaos Prime’ın kapısına doğru ilerledi.

Kael, Chaos Prime’ın kapısından içeri adım attı.

Bir sonraki an, kendini devasa boşlukta buldu, daha sonra canlıların fazla olduğu bir gezegene ışınlandı ve kendini tuhaf bir gezegenin yüzeyinde buldu. Gökyüzü, kan kırmızısı ve siyah bulutlarla kaplıydı. 

Yer yer lav akıntıları, devasa kraterler ve yıkılmış dağlar vardı. Hava, saf bir savaş enerjisiyle doluydu. Her nefeste, ciğerlerine kaos ve ölüm kokusu doluyordu.

Kael, gözlerini kapattı. 『Nihility Gözleri』ni aktive etti.

Gözlerini açtığında, gördüğü manzara karşısında hafifçe gülümsedi. Bu Nihility’nin içinde, yüzlerce Sonsuz Kademe canavar vardı. 

Devasa ejderhalar, karanlık maddeden oluşan yaratıklar, ateşten devler, boyutlar arası sıçrayan avcılar... Hepsi, birbirleriyle savaşıyor, yiyor ve yok ediyordu. 

Ve bu gezegendeki varlıkların tek bir ortak özelliği vardı, Kael’i fark etmişlerdi.

İlk saldıran, Platin Kademe devasa bir karanlık ejderha oldu. Ağzından, karanlık bir enerji patlaması fırlattı. Kael, yerinden kıpırdamadı. Enerji, bedenine çarptı ve dağıldı. Hiçbir şey hissetmedi.

“Boşuna uğraşma,“ dedi Kael, sesi sakin ve soğuktu.

Ama canavarlar, durmadı. Onlarca yaratık, aynı anda saldırdı. Yer sarsıldı, gökyüzü karardı, enerji patlamaları her yeri kapladı.

Kael, başını iki yana salladı. “Zaman kaybı.“

Elini kaldırdı. Genesis Layer’ın iradesini serbest bıraktı. Görünmez bir güç, tüm Nihility’yi sarmaya başladı. 

Chaos Prime, titremeye başladı. Canavarlar, durdu. Sanki bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorlardı.

Ama çok geçti.

“Birleş,“ dedi Kael.

Bir sonraki an, Chaos Prime Genesis Layer’ın bir parçası oldu. Kael, hemen çıkışı mühürledi. Artık, bu Nihility’den çıkmak imkansızdı.

“Burada sadece canavarlar var ve hiçbiri çıkamayacak. Mükemmel bir av sahası.“

Nimara, yanına geldi. “Kael, orada kalmayacaksın, değil mi?“

Kael, başını çevirdi. “Hayır, kalmayacağım.. şuanda zaten istatiklerimin sınırındayım ve daha fazlasını depolamama gerek yok ve bazı şeyleri denemem gerek.“

“Peki o zaman, oraya gitme..“ dedi Nimara, “ve belki.. benim odama geçebiliriz?“

“ (¬‿¬).. tabi, neden olmasın..“ dedi Kael ve Nimara’yı kucağına alarak, Nimara’nın Prime gezegenindeki odasına ışınlandı.

...

Bölüm Sonu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi