Bölüm 169
Bölüm 169 – Geleceğe Dönüş
Çeviri: Raban
Üç ay sonra Sunny yeniden şatoyu seyrediyordu.
Aslında bu geçen süre içinde bir kez daha gelmişti ve harabelerde kolay kolay bulamayacağı birkaç eşya satın almıştı. Ama o sırada Nephis ve ekibi avdaydı.
Ama maalesef ki bugün o kadar da şanslı değildi. Uzun zamandır korktuğu o an sonunda gelip çatmıştı.
Değişen Yıldız’ın sesini duyunca ağır ağır arkasını döndü. Ona bir göz attıktan sonra kendini zorlayıp gülümsedi:
“Merhaba, Neph. Görüşmeyeli epey oldu, ha.”
Rahat görünmeye çalışıyordu ama sesindeki hafif titreme, içinde kopan fırtınayı ele veriyordu.
Nereden çıktın be?!
Üstelik aralarındaki görünüş farkı, bu beklenmedik karşılaşmayı Sunny için daha da zorlaştırıyordu. Aradan geçen aylar Nephis’i daha da ışıltılı, daha da görkemli hale getirmişti. Beyaz zırhı lekesiz ve zarifti; gümüş saçları tertemiz, özenle taranmıştı. Sunny ise bir bilim adamı tarafından kazaen canlandırılmış bir pislik yığını gibiydi. Kendisinin hali de Kuklacının Kefeni’nin hali de içler acısıydı.
Onu görmek istemiyordu. Hele hele kendisini böyle perişan bir haldeyken görmesini hiç istemiyordu. Ya Neph, araları bozulup ayrıldıktan sonra onun sefil bir hale düştüğüne dair saçma bir fikre kapılırsa?
Hah, tam bir saçmalık! Hiç olmadığı kadar iyiydi o. Bir sarayda yaşıyordu o ve her gün nefis yemekler yiyordu. Üstelik inanılmaz derecede zengindi artık. Eğer burada perişan biri varsa o da kesin Neph’ti...
“Bunu sesli söylediğinin farkındasın, değil mi?”
Sunny gözlerini kırpıştırdı. Bir an için kafası dağılmıştı, nerede olduğunu hatırlayıp şaşkınlıkla Değişen Yıldız’a baktı.
“Ha... Ne?”
Nephis’in dudağının kenarı kıvrıldı.
“Az önce dalıp gittin, sonra da ‘Nereden çıktın be?’ diye mırıldandın. Pek de kibar bir davranış değildi.”
Sunny mahcup ifadesini gizlemeye çalışarak sırıttı.
“Ben, şey... tam da aklımdan öyle geçiyordu.”
Neph iç çekti.
“Ben de seni gördüğüme sevindim, Sunny. Hayatta olduğunu görmek güzel.”
Sunny, huzursuzluğunu belli etmemeye çalışarak omuz silkti.
“Ne yani, sen olmadan hayatta kalamayacağımı mı sandın?”
Nephis bir süre ona baktı, ardından başını hafifçe iki yana salladı.
“Hayır. Tam tersine, kendi başının çaresine bakabileceğini biliyordum.”
Bir an durdu, sonra dümdüz bir sesle ekledi:
“Sonuçta senin gibi bir hamam böceğini öldürmek kolay değil.”
Sunny alayla güldü.
“Ha ha… şimdi kabalık eden kim acaba?”
Nephis birkaç saniye boyunca ona şaşırmış gibi baktı, sonra hafifçe güldü.
“Ah, kusura bakma yanlış anladın. Ben onu iltifat olarak söylemiştim...”
***
Neph’i görmek Sunny’yi de sevindirmişti. Ne kadar inkâr etmek istese de onu çok özlemişti; özellikle de yanındayken içini rahatlatan o sakinliğini. Zamanla Nephis’e öylesine alışmıştı ki bazen farkında olmadan yanında varlığını yokluyordu.
Ama onunla karşılaşmak aynı zamanda bir kâbustu.
Sonuçta o acı tartışmalarından bu yana hiçbir şey gerçekten değişmemişti. Duyguları eskisi kadar yoğun olmasa da Cassie’nin haber verdiği gelecek hala kaçınılmazdı.
Karşılaşmalarının ilk şokunu atlatınca Değişen Yıldız’ı daha bir dikkatle inceledi.
Nephis... daha da güçlenmiş görünüyordu. Kendisi yokken ne kadar Ruh Özü emdiğini bilmiyordu ama belli ki az değildi. Neph her zaman kendinden emin, insanın gözünü üzerinden alamadığı biriydi. Şimdiyse insanların gözünde çok daha güçlü bir etki bıraktığı kesindi.
Gerçi Sunny de o eski güçsüz aptal değildi artık. Karanlık Şehir onu da korkulacak bir yaratığa dönüştürmüştü. Lanetli harabelerin zifiri karanlığında aylarca canavar avlayarak hem güçlenmiş hem de aklını daha iyi kullanmayı öğrenmişti. Artık çok daha ölümcüldü.
...Biraz da kafayı yemişti ama olsun.
Sunny, Unutulmuş Kıyı’da başka birinin aynı süre içinde onun kadar çok sayıda güçlü Kâbus Yaratığı öldürdüğüne pek ihtimal vermiyordu. En azından teke tekte.
‘Ah, yine dalıp gitme!’
Sunny irkilip kendine geldi. Uzun süredir tek kelime etmediğini fark etmişti. Aralarına rahatsız edici bir sessizlik çökmüştü; böyle susmaya devam ederse pek iyi bir izlenim bırakamayacaktı.
‘Hmmm... Bir şeyler söylemeliyim. Mesela... N’aber? Hayır, çok salakça! Peki ya...’
Ama o daha ağzını açamadan Nephis sordu:
“Peki ya, Parlak Şato’ya niye geldin? Artık... geri mi döndün?”
Sunny afalladı. Ensesini kaşıyarak alelacele bir cevap bulmaya çalıştı.
“Yok, yani şey... bilirsin… alışverişe çıktım.”
Nephis gözlerini kırpıştırdı.
“Alışverişe mi?”
“S*ktir ya, tuhaf mı kaçtı bu?”
Sunny’nin gözleri büyüdü.
“S*ktir, yine sesli mi düşündüm?!”
Hemen ellerini ağzına bastırıp dehşet içinde Değişen Yıldız’a baktı.
‘Hay ağzımı! Kendi kendime konuşma huyumun beni böyle rezil edeceğini hiç düşünmemiştim?!’
Yanı başında duvara düşen gölgesi ise halinden büyük keyif alıyordu. Başını iki yana sallıyor, gülmekten kırılıyordu.
Sunny birkaç saniye toparlanmak için kendine zaman tanıdı:
“Öhöm… Evet. Alışverişe geldim. Elimde fazladan birkaç Ruh Parçacığı vardı. Gidip bir Hatıra alayım dedim. Ya da belki birkaç tane.”
Nephis bir süre onu inceledikten sonra konuştu:
“Anladım.”
Ardından başka tarafa döndü. Sesi her zamanki gibi sakindi:
“Başka bir yere mi gitsek, sohbet ederiz?”
Sunny’nin yüreği göğsünden fırlayacak gibi oldu. Dişlerini sıktı.
“Kusura bakma, şu an gelemem. Ben... eee, şey... birini bekliyorum.”
Değişen Yıldız kaşlarını kaldırdı, bir süre duraksadı.
“Yani burada, bu ara sokakta saklanıyorsun... çünkü birini bekliyorsun, öyle mi? Sormamın bir sakıncası yoksa Sunny, kimi beklediğini sorabilir miyim?”
Sunny elini şöyle bir salladı.
“Şey ya, kim olacak... bir arkadaş. Gerçi arkadaş demek pek doğru olmadı. Daha çok şey diyelim… iş icabı tanıştığım biri diyelim, evet bir tanıdık.”
Neph birkaç saniye susup ona baktı, ardından bıkkın bir sakinlikle konuştu:
“İstemiyorsan söylemen yeterli. Saçma sapan konuşup bir şeyler uydurmana gerek yok...”
Tam o sırada ara sokağın girişinden insanı büyüleyen bir ses duyuldu:
“Hey, Sunny? Geldim. Burada mısın?”
Sunny dönüp baktığında ara sokağa giren yakışıklı bir genç gördü. Kestane rengi saçları göz alıcıydı; parlak yeşil gözleri insanı büyülüyordu. Işıltılı kahverengi deri zırhı da altına giydiği mavi ipek kıyafetler de üzerine tam oturuyordu. Gülümsemesi insanın yüreğini aydınlatıyordu.
Kai’ydi bu... Gece’ydi yani... Aman be, adı her haltsa işte!
Sunny rahat bir nefes aldı.
“Al işte bak... Bir de uydurmana gerek yok diyordun?!”
Ama sözleri ağzındayken öldü. Çünkü başını Değişen Yıldız’a çevirdiğinde onu daha önce hiç görmediği bir halde buldu.
Nephis, Sunny’nin o dipsiz, karanlık kuyudan kurtardığı gence bakarken bir adım geri çekildi. Beti benzi atmıştı, gözleri kocaman açılmış, adeta ne yapacağını bilemez bir halde donup kalmıştı.
Sanki tüm benliği saf, katıksız bir dehşete kapılmıştı...
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.