Bölüm 135
Usulca dağılmış saçlarını geriye doğru taradı ve parmak uçlarıyla kulağının altından omzuna uzanan pürüzsüz kıvrımı okşadı.
Terle hafifçe parlayan açık renk teninin altında narin kemik yapısını hissedebiliyordu.
En ufak bir baskı uygulasa paramparça olacakmış gibi görünen kırılgan bedenine bakarken, Varkas’ın içinde tuhaf bir endişe kabardı.
Bedeni öylesine narindi ki sanki tek bir insanın kanını, etini ve kemiklerini dahi taşımaya zar zor yetecekmiş gibiydi. İçinde yeni bir hayatın filizleniyor olabileceğine inanmakta güçlük çekiyordu.
Endişeli bir ifadeyle ona bakan Varkas dikkatle doğruldu. Ardından uyuyan kadını kendisine doğru çekerek kucağına oturttu ve başını göğsüne yaslamasına izin verdi.
“Talia, yemeğini ye ve uyu.”
“Canım istemiyor. Sadece uyuyacağım.”
Bir çocuk gibi huysuzlanarak onu itti. Varkas ise aldırış etmeden bir kolunu onun sırtına doladı ve tepsideki çorba kâsesini aldı.
“En azından biraz yemelisin. Böylece gücünü yeniden kazanabilirsin.”
Onu tuttuğu kolundaki eliyle kâseyi kavrarken diğer eliyle kaşığı kaldırdı.
Saydam tavuk suyunun yumuşacık arpa ve çeşitli otlarla birlikte kaynatılmasıyla hazırlanan kızılımsı çorbanın üzerinden ince bir buhar yükseliyordu. Çorbayı uygun bir sıcaklığa gelene kadar beklettikten sonra dudaklarına götürdü. Burnunu hoşnutsuzlukla kırıştıran kadın ise isteksizce ağzını açtı.
Yemeği, yüzündeki ifadeyi dikkatle izleyerek ağzına bıraktı. Neyse ki tadını beğenmiş gibiydi. Gül goncasını andıran dudaklarıyla bir süre çiğneyen kadın, kısa süre sonra çorbayı yuttu.
Varkas küçük bir rahatlama nefesi verdi ve berrak çorbadan bir kaşık daha aldı.
“Bir lokma daha.”
Göğsüne yaslanmış hâlde uyuklayan kadın yeniden ağzını açtı. Beslenmek için gagasını açan yavru bir kuşu andırıyordu.
Kalbinin derinliklerinde ağır bir şeyin kabardığını hisseden Varkas, kaşığı düzenli aralıklarla onun ağzına götürmeye devam etti.
Normal şartlar altında yemek istemediğini söyleyerek kesinlikle mızmızlanırdı. Fakat bu kez kâsedeki lapayı sonuna kadar bitirdi.
Varkas, memnuniyetle boş kâseye baktı. Ardından başparmağıyla kadının dudaklarını nazikçe silip sordu:
“Biraz daha getirmemi ister misin?”
“Hayır. Karnım doydu.”
Kaşlarını çatıp küçük bir top gibi kıvrıldı.
Varkas kâseyi kenara bıraktı ve elini nazikçe karnının üzerinde gezdirdi.
Demek insanın karnı doyduğunda hissettiği şey buydu.
Kendi karnı doymamış olsa da içinde tuhaf bir hoşnutluk duygusu kabardı.
Bu garip hissin etkisiyle derin bir nefes verdi.
On yılı aşkın bir süredir iştah nedir bilmiyordu. Doğal olarak hiçbir zaman gereğinden fazla yememiş, herhangi bir yiyecekten doyasıya yemeyeli de çok uzun zaman olmuştu. Her zaman yalnızca ihtiyacı kadarını tüketmişti.
Fakat içinde hâlâ yiyeceğe karşı bir arzu kaldıysa, şu an hissettiği tokluk duygusunun, insanın en sevdiği yemeği gönlünce yiyip doyduğunda hissettiği şeye benzediğini düşündü.
Gül yağı kokan mis gibi saçlarına yanağını yasladı ve düzenli aralıklarla inip kalkan sırtını okşamaya devam etti.
Yumuşak ve sakin nefesi, sessiz akşam havasına usulca karışıyordu. Bu sesi dinlerken onun huzurlu, bebeksi yüzüne uzun süre baktı.
Belki de içinde kabaran bu yoğun his, her erkeğin doğasında bulunan doğal bir tepkiydi.
Eşini doyasıya beslemek ve onun rahatça yaşamasını sağlamak istemek, tüm erkeklerin kanına işlenmiş bir içgüdü değil miydi?
Böyle düşününce kendi alışılmadık tepkisi de ona son derece doğal geldi.
Düşüncelerini bir anda düzene sokan Varkas, onu sıkıca kollarının arasına aldı ve gözlerini usulca kapattı.
~~~
“Tebrik ederim, Ekselansları. Kesinlikle hamilesiniz.”
Muayenesini tamamlayan rahibe, dudaklarında aydınlık bir gülümsemeyle konuştu.
Talia boş boş gözlerini kırpıştırdı. Ancak dadının heyecandan neredeyse çığlık atarcasına yükselen sesiyle kendine gelebildi.
“Aman Tanrım, küçük hanımım! Ne harika! Ne kadar da harika!”
Dadı Talia’ya sarılıp kalın avuçlarıyla sırtına var gücüyle vurdu. Talia, dadının yuvarlak omuzlarının üzerinden başhizmetçinin sert bir ifadeye bürünmüş yüzünü görebiliyordu.
Yoksa hamilelik haberinden memnun değil miydi?
Talia ona kuşkuyla bakarken başhizmetçi, dadının omzunu sertçe kavrayıp öfkeli bir ses tonuyla çıkıştı.
“Hamile bir kadına bu kadar hoyrat davranırken ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Ya bebeği korkutursanız?”
Başhizmetçinin sert azarı karşısında dadının yüzü kıpkırmızı oldu.
Dudaklarını büzüp karşılık verdi.
“Kim ona hoyrat davrandığımı söyledi? Küçük hanımımız daha kundaktayken onun bakımını ben üstlendim! Onun bedenini herkesten iyi tanırım!”
“Hamile olduğunu şimdiye kadar fark edememişken ne kadar da kendinizden emin konuşuyorsunuz.”
Başhizmetçinin keskin cevabı üzerine dadı, sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi susup kaldı. Üstelik hamileliğin ne kadar harika olduğundan söz edip durmuş, fakat kendi gözlerinin önünde gerçekleşen değişimleri fark edememişti.
Talia için de durum aynıydı. Adetinin kesilmesinin üzerinden epey zaman geçmişti, fakat bunu hamilelikle ilişkilendirmemişti. Belki de kalbinin derinliklerinde, bir gün gerçekten çocuk sahibi olabileceğine hiçbir zaman inanmamıştı.
Şaşkın bir ifadeyle bakışlarını alt karnına indirdi.
Şu anda bile olanlara gerçek anlamıyla inanamıyordu.
Gerçekten de içinde bir çocuk mu büyüyordu?
Elini tereddütle dümdüz karnının üzerinde gezdirirken yatağının başucundan tok bir ses yükseldi.
“Şimdiye kadar Ekselansları’nın isteklerine uyduk. Ancak bundan böyle Grandük’ün hanesindeki hizmetçiler tarafından bakılmanız gerekecek.”
Talia, temkinli bir bakışla ona döndü. Karnının üzerinde duran eli istemsizce sıkıldı.
“Neden? Böyle gayet iyiyim.”
“Artık yalnız değilsiniz, Ekselansları. Bir gün Grandük’ün varisi olabilecek bu doğmamış çocuğun güvenliğini beceriksiz bir hizmetçiye emanet edemeyiz.”
Kadın bu sözleri meydan okurcasına söyledi.
Talia, yüzünde endişeli bir ifadeyle dadının eteğinin ucunu sıkıca kavradı.
“Ben istemediğimi söylersem senin gibi aşağılık bir hizmetçi ne yapabilir ki? Sen kimsin de bana ne yapacağımı söylüyorsun? Basit bir hizmetçi olduğun hâlde nasıl cüret edersin de—”
“Ekselansları, lütfen rahminizdeki bebeği düşünün.”
Sessizce duran rahibe birden konuşmaya dâhil oldu. Talia sert bir ifadeyle ona döndü.
Elindeki parşömene birtakım notlar karalayan rahibe, sakin bir sesle devam etti.
“Hamileliğin bu erken döneminde dahi bedeniniz üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir. Güvenli bir doğum gerçekleştirebilmeniz için profesyonel bir bakım görmeniz gerekiyor.”
Talia’nın yüzü bir anda korkuyla çarpıldı.
“Sağlığım gerçekten bu kadar kötü mü?”
“Şu anki durumunuzla hamileliği sürdürmeniz dahi oldukça güç.”
Rahibenin ihtiyatlı cevabıyla Talia’nın yüreği burkuldu.
Gözlerini üzgünce indiren rahibe, sözlerine dikkatle devam etti.
“Neyse ki bebeğin sağlığı oldukça iyi. Ancak sizin durumunuz pek iyi değil. Bebek şu an olduğundan daha fazla büyüdüğünde bedeniniz üzerindeki yük taşınamayacak kadar ağırlaşacak ve bunun etkileri doğrudan bebeğe de yansıyacaktır. Hamileliği güvenli bir şekilde sonuna kadar sürdürebilmeniz için bundan böyle titiz bir bakım görmeniz gerekiyor.”
“………………Ne yapmalıyım?”
“Besleyici gıdaları bolca tüketmeli, hem bedeninizin hem de zihninizin sağlığına dikkat etmelisiniz. Özellikle hamileliğin ilk döneminde kendinize nasıl baktığınıza çok daha fazla özen göstermelisiniz.”
Kâğıt gibi bembeyaz kesilen Talia dudaklarını ısırdı ve korkuyla sordu:
“………………Söylediklerinizi yaparsam gerçekten iyi olacak mıyım?”
Hastasının nihayet sakinleştiğini gören rahibenin dudaklarında yumuşak bir gülümseme belirdi.
“Elbette. Bundan sonra kendinize iyi bakarsanız bebeğinizi güvenle dünyaya getirebilirsiniz.”
Rahibenin yüzüne kuşkuyla bakmayı sürdüren Talia, kısa bir süre sonra başını usulca salladı.
Rahibe, yanında getirdiği tıbbi aletleri bir bohçaya yerleştirip çantasına koydu ve ayağa kalktı. Ardından üzerine notlar aldığı parşömeni başhizmetçiye uzattı ve hamileliğin ilk döneminde alınması gereken önlemleri ayrıntılı bir şekilde anlatmaya başladı.
Talia, kendi kişisel hizmetçisi olma görevinden alınarak bir kenara çekilmiş olan dadının somurtarak durduğunu kısaca gördü, ancak görmezden gelmeyi tercih etti.
Sonuçta dadı gerçekten de sakar ve dikkatsizdi.
Söz konusu yalnızca kendisi olsaydı bunun bir önemi olmayabilirdi. Fakat karnındaki çocuk düşünüldüğünde, yanında işini bilen ve yetkin hizmetçilerin bulunması elbette daha iyiydi.
‘Karnımdaki çocuk……………’
Bakışlarını bir kez daha alt karnına indirdi.
Varkas’ın çocuğu burada, içindeydi.
İnanılması güç bu gerçeği zihninde evirip çevirirken başhizmetçiyi telaşla kolundan yakaladı.
“Varkas’a söyleme.”
Başhizmetçi bir an şaşırmış gibi görünse de hemen ardından yüzünü ciddi bir ifadeye bürüdü.
“Bunu yapamam. Grandük Hazretleri’nin elbette bunu bilmesi gerekir…”
“Bunu ona kendim söyleyeceğim.”
Talia aceleyle sözünü kesti.
“O zamana kadar bunu gizli tut.”
Gözlerinin kenarlarını sertçe kaldırarak kesin bir uyarıda bulunurken odadaki hizmetçilerin birbirlerine mahcup bakışlarla baktıklarını fark etti.
İçlerinden biri temkinli bir sesle söze girdi.
“Ekselansları, Grandük Hazretleri ……………….”
“Anlıyorum. Ekselansları bugün kendisine bizzat söyleyene kadar sessiz kalacağım.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.