Bölüm 216
Bölüm 216 - Üstü Kapalı Anlaşma
Çeviri: Raban
Sunny, karmaşık duygularla Nephis’e bakıyordu. Bir süre sonra sordu:
“Bu kadar değerli bir şeyi neden benimle paylaştın?”
Nephis ona baktı. Birkaç saniye duraksadıktan sonra omuz silkti.
“Anlaşmıştık ya. Ben sana bildiklerimi öğretecektim, sen de ganimetten payına düşeni bana verecektin.”
Gerçekten de böyle bir anlaşma yapmışlardı. Ama Sunny bu teklifi sunarken pek de dürüst davranmamıştı. Ne de olsa vazgeçtiği ganimetler zaten işine yaramıyordu.
Kaşları çatıldı. Değişen Yıldız bu aldatmacaya kanıp ona bir aile sırrını açtıysa, Sunny’ye içerlemekte haklıydı.
Tıpkı Sunny’nin ona içerlediği gibi.
Acı bir gülümsemeyle başını çevirdi.
“O anlaşmada seni kandırdığımı çoktan anlamışsındır herhalde.”
Nephis ona dönüp sakince karşılık verdi:
“Güçlenmek için ruh parçacıklarını özümsemene gerek olmadığını mı diyorsun?”
Sunny bir an donakaldı, sonra başıyla onayladı.
“Pek şaşırmışa benzemiyorsun.”
Gerçi Neph’ten de bu beklenirdi. Sunny bu özelliğini ilk keşfettiğinde şaşkına dönmüştü. Ama Neph belli ki genel kanılardan çok daha fazlasını biliyordu.
Bunu saklamaya da çalışmıyordu.
“Yönelimlerde çok nadir görülen bir özellik bu. Hatta Uyanmışların üst kademelerinde örnekleri var. Ben de benzeri bir şey yapabiliyorum. Ama seninki çok sıra dışı.”
Sunny ona baktı.
“Ne bakımdan?”
Değişen Yıldız kısa bir sessizliğin ardından, sesinde hafif bir hayretle açıkladı:
“Ruh özünü doğrudan emen Uyanmışlar var ve bunu yaptığında yani doğrudan özümsediğinde çekirdekten geriye kalan parçacıkları boş kalır. Ama sen yaptığında ruh parçacıkları hâlâ özle dolu oluyor. Bu çok... sıra dışı.”
Sunny huzursuzca kıpırdandı.
“Evet ama şey... senin de sırların var, Neph. Fark etmedim sanma. Soy Hatıraları, ondan sonra Alanlar...”
Nephis’in aniden ona dönen sert bakışları cümlesini yarıda kesti. Sunny susup kaşlarını çatarak ona baktı. Nephis konuştuğunda sesi tuhaf biçimde ağırlaşmıştı:
“Bu sözleri bir daha ağzına alma, Sunny. Çok ciddiyim. Bunları dile getirmen bile canına mal olabilir.”
Sunny uzun süre ona baktıktan sonra burun kıvırdı.
“Sorun değil. Sen benim sırlarımı kurcalamadın, ben de seninkileri kurcalamam. Zaten öğrenmeye de hevesli değilim. Bahsettiğin şu gizemli ‘üst kademeler’ bana bulaşmasınlar da ne halt yemek istiyorlarsa yesinler.”
Ardından kaşlarını çatıp ekledi:
“Ama sana sormam gereken bir şey var. Beni doğrudan ilgilendiren bir mesele.”
Nephis bir kaşını kaldırdı.
“Tabii. Sor.”
Sunny yüzünü buruşturdu.
“Dövüş stilini Caster’dan niye saklıyorsun?”
Değişen Yıldız bir süre ona baktı, sonra gülümsedi.
“Demek fark ettin. Güzel, aferin. Ve evet... Caster’la dövüşürken farklı bir stil kullanıyorum.”
Sunny gülümsemesine karşılık vermedi.
“Neden?”
Nephis omuz silkti.
“Sen Taş Azize’nin tekniğinden bazı şeyleri kendi stiline neden kattın?”
Sunny başını iki yana salladı.
“Güçlenmek için. Ama boşuna uğraşma, lafı başka yerlere çekerek beni geçiştiremezsin. O numaraları sana ben öğrettim, unuttun mu? Hadi, bırak bunları da soruma cevap ver.”
Nephis iç çekip başını çevirdi. Bir süre, uzakta yükselen Kızıl Kule’nin siluetine baktı.
“Karanlık Şehir’e döndüğümüzde cevap vereceğim. O zamana dek bunu bilmen bir anlam ifade etmez zaten. Yani merak etme bu durum seni hiçbir şekilde tehlikeye atmaz.”
’Bu da ne demek şimdi?’
Sunny ona ters ters bakarken Değişen Yıldız ayağa kalkıp gitmeye davrandı. Ama uzaklaşmadan önce bir an duraksadı.
“Kılıcını bilemeye devam et, Sunny. Senden büyük beklentilerim var.”
Sonra da uzaklaşıp gitti. Sunny, ne diyeceğini bilemeden arkasından bakakaldı.
’Peki bununla ne demek istiyor?!’
***
Nephis gidince Sunny yine gözlerini gölgesine dikti. Gölgesinde gizlenen dövüş sanatının özünü ve neye dayandığını sonunda kavramıştı. Ne var ki bundan nasıl gerçek bir dövüş stili çıkaracağına dair en ufak bir fikri yoktu.
Sıfırdan bir stil geliştirecek deneyime ve ustalığa henüz sahip değildi. Yine çıkmaza girmişti.
’Hay ben böyle işin! Madem hiçbir işime yaramıyor, Yönelimimin içinde ne diye böyle lanet bir sır saklı o zaman?!’
Belki ilerleyen yıllarda bunu bir şekilde başarabilirdi. En azından şimdilik bir kapı bulmuştu, ne var ki anahtarı çevirecek ya da kilidini açmaya yetecek gücü henüz yok gibiydi. Kapı karşısında öylece duruyordu, tıpkı Kızıl Kule gibi… ve içindeki o lanet Geçit gibi. Hemen önündeydi ama bir türlü ulaşamıyordu.
Bu resmen işkenceydi.
’Belki de bu gizli stili bu kadar erken fark etmemem gerekiyordu...’
Ama artık fark etmişti bir kere! Çözmek için de bir dünya çaba harcamıştı. Hepsi boşa mı gitmişti yani? Onca acı, dayak, kan, ter… onca emek?
Büyü bunu ona neden yapıyordu?
’Bu da soru mu şimdi? Büyü’den bahsediyorsun, o lanet Büyü’den! Niye yapmasın ki?’
Sunny hayal kırıklığıyla derin bir ‘of’ çekip döndü. Gölgeyi de teknikleri de dövüş stillerini de ne varsa kafasından atmaya çalıştı. Zaten hava artık kararmak üzereydi.
’Uyuma vakti.’
Mermer kemerin ortasına gidip diğerlerinin yanına uzandı ve ağırlaşmış göz kapaklarını daha fazla tutamayarak kapattı.
Tatili bitmişti, plaj bölümü sona ermişti. Eğlenmişti, gözleri bayram etmişti, hiç beklemediği duygular da yaşamıştı... Ama sonunda ağzında acı bir tat kalmıştı.
Yarın uzun bir gün olacaktı.
’Of of. Büyü diye senin ben… a.…’
O kadar bitkindi ki düşüncesini bile tamamlayamadan uykuya daldı.
***
’...s*keyim.’
Sunny gözlerini açıp şaşkınlıkla etrafına bakındı.
Her yer tuhaf görünüyordu, etraf loş bir alacakaranlığa bürünmüştü. Çevresini saran kara mermerden yapılma yüksek duvarları, koyu gölgeler örtüyordu. Başını yukarı kaldırıp devasa sütunların arasından baktığında, ışıksız gökyüzünde kapkara yanan güneşi gördü.
’B-Bu... Güneş tutulması mı?’
Hey, dur biraz... Bu kara duvarlar, bu sütunlar da ne? Beyaz kemerin üstünde uyumuyor muydu o?
...Ne haltlar dönüyordu?
Birden acıyla ve ıstırapla dolu bir kadın çığlığı, sessizliği keskin bir bıçak gibi yardı. Sunny hemen Geceyarısı Parçası’nı çağırmak için elini kaldırdı... Ama elleri olmadığını fark etti.
Ardından karanlıktan başka bir ses yükseldi.
...Bir bebek ağlaması.
’Bu ne şimdi... Ne oluyor be...’
O anda korkunç bir gerçeğin farkına vardı.
Bu bir rüyaydı. Rüya görüyordu.
...Ama Rüya Diyarı’nda kimse rüya görmezdi ki!
’...bu hiç iyi değil!’
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.