Bölüm 221
Bölüm 221 - Doruk
Çeviri: Raban
Önlerindeki arazi, devasa bir yarıkla ikiye bölünmüştü. Kanyon öylesine derin ve genişti ki Sunny karşı tarafını zar zor seçebiliyordu. Kenarlarına tutunan kızıl mercanlar, aşağı doğru bir kan seli gibi dökülüyordu.
Çok eskiden, beyaz taştan zarif bir köprü kanyonun iki yakasını birbirine bağlıyordu. Şimdiyse yıkılmış, geriye yalnızca temeli kalmıştı.
Sunny köprüye bakınca, bastıkları yerin altında eski bir yol uzanıyor olmalı diye düşündü. Bu yol, o mucizevi köprüyle devasa kanyonu aşıyor, görkemli beyaz mermer kemerin altından geçerek doğruca antik şehrin ana kapılarına dek uzanıyordu.
Şimdi düşününce, başsız şövalye heykeli, Kül Tepesi ve elleri sayesinde iki kez kurtulduğu o zarif rahibenin heykeli de aynı güzergahın üzerindeydi. Belki doğuya uzanan başka bir yol daha vardı.
Ama bu düşünce, geldiği gibi aklından uçtu. Bütün dikkati taş köprünün kalıntılarına kaymıştı. Çünkü orada...
Bir başka dev heykeldaha yükseliyordu.
Köprünün aşınmış kalıntıları üzerinde devasa bir taş savaşçı duruyordu. Eski usul bir göğüs zırhı giymiş, göz alıcı bir mızrağı omzuna yaslamıştı. Yönü güneye dönüktü; sanki bu yoldan antik şehre gelen yolcuları selamlıyordu.
...Tabii onun da başı yerinde yoktu.
Dahası, heykelin neredeyse tamamı parça parça tabakalar hâlindeki donuk gri ağlarla örtülmüştü. Sanki kasvetli bir kefene bürünmüştü. Sunny ürperdi. Taş devi saran o kalın metal halatları ören yaratığı hayal etmeye bile korkuyordu.
Yüzündeki ifadeyi fark eden Effie gülümsedi.
“Korkutucu, ha?“
Sunny başıyla onayladı. Pek umudu olmasa da o ağı ören yaratıkla karşılaşmak zorunda kalmamayı diliyordu.
Ve ilk kez, dileği karşılık buldu.
Kudretli avcı iç çekti.
“Ben görmedim ama eskiden burada yuvalanan yaratığın hikâyelerini duydum. Son bir haftadır uğraştığımız o lanet örümceklerin hepsinin anasıymış. Koca bir ev büyüklüğündeymiş ve son derece ölümcül bir yaratıkmış. Yani başa bela olacak cinsten. Uçan tanklar kadar zırhlıymış.“
Sunny yutkunup göz ucuyla Nephis’e baktı.
“Uçan tank da ne?“
Effie gözlerini kırpıştırarak baktı, sonra keyifli bir sesle cevap verdi:
“Aa, doğru ya! Sen okula gitmemiştin, şimdi hatırladım. Daha önce bir KUT görmüşsündür herhalde, değil mi? KUT, bildiğin gibi, ‘kişisel ulaşım taşıtının’ kısaltması. Umarım biliyorsundur. İşte tank da onun gibi bir şey ama çok daha büyük ve ağır, anladın mı? Kalın bir zırhı vardır, üstünde de kinetik silah ya da enerji topu olur genelde. Yerleşim yerlerinin yakınında bir Geçit açıldığında hükümet bazen Uyanmışlara destek olsunlar diye bu tanklardan gönderiyor.“
Sunny bu şeyi gözünde canlandırmaya çalışırken, çocukken haberlerde benzer birşey gördüğünü belli belirsiz hatırladı. Effie’nin bahsettiği tanklar, haberlerde genellikle konserve kutusu gibi açılmış hâlde görünürdü. Tabii öncesinde canavarlar konservenin içindeki mürettebatın taze etini çoktan yalayıp yutmuş olurdu.
Ürperdi. Sıradan insanların Kâbus Yaratıklarıyla savaşa girmesi akıl kârı değildi.
Doğrusu, Uyanmışların bile onlarla yüzleşmemesi gerekirdi. Ama başka seçenekleri yoktu.
“...O tank örümceği öldürmeye çalışmayacağız, değil mi?“
Effie güldü.
“Aslında şanslı günündesin. Örümcek Ana’yla karşılaşmayacağız. Hatta bir daha kimse karşılaşmayacak. Çünkü çoktan ölüp gitti.“
Sunny rahatlayarak iç çekip avcıya baktı.
“Oh be, nihayet. Peki ama bunu nereden biliyorsun?“
Effie omuz silkti.
“Onu Parlak Şato’nun ikinci hükümdarı öldürmüş. Kızıl Kule’yi ele geçirmeye kalkıp canından olmadan önce, tabii. Ben Unutulmuş Kıyı’ya ilk geldiğimde bana yol yordam gösteren o avcı kadın, inanır mısın bilmem ama bir zamanlar onun ekibindeymiş. Hatta o tiksindirici yaratığa son darbeyi de o vurmuş.“
Effie devasa ağ yumağına bakıp başını iki yana salladı.
“Kim bilir nasıl müthiş bir savaş olmuştur, ha? Neyse, iyi ki de öldürmüş. Doruk Parçası’nı da böyle kazanmış. Sonra da bana miras kaldı zaten.“
Sunny kaşlarını çattı.
“Neyi dedin?“
Avcı, göz alıcı bronz mızrağının sapını hafifçe yere vurdu ve yaslanarak cevap verdi:
“Mızrağımı diyorum. Beşinci kademe bir Uyanmış Hatıra. Yani o koca baş belası örümcek bir Uyanmış Tiran’dı, yani sanırım öyleydi. Düşünsene, bütün bu ürkütücü böceklerin başında düşünebilen bir komutan var. İyi ki ölmüş, tanrılara şükür.“
Sunny ona kuşkuyla baktı.
“Hocan böyle kıymetli bir hazineyi neden bir başkasına versin ki?“
Effie birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra gülümsedi.
“Şey... Biraz yakındık. Hem mızrak kullanmayı da pek beceremiyordu. Büyücü milleti işte, ne beklersin. Neyse, Doruk Parçası’nı bana bıraktı.“
Kaygısız ses tonuna rağmen, o gülümsemenin sahte olduğu Sunny’nin gözünden kaçmamıştı. Adını bile bilmediği bu avcının ölümü, Effie’yi belli ettiğinden çok daha derin sarsmıştı.
Kim bilir... Effie’nin ilk ekibi yeraltı mezarlarında can vermişti. Cesetleri hâlâ o lanet tünellerin herhangi bir yerinde olabilirdi.
Ama Sunny’nin aklında başka bir şey vardı.
Kaşlarını çattı. Geceyarısı Parçası ve Doruk Parçası... Aralarında bir bağlantı mı vardı? Hiçbir fikri yoktu.
Ama olabilirdi. Geceyarısı Parçası’nı Nephis’ten almıştı. Nephis de onu Kabuklu İblis’i öldürdükten sonra kazanmıştı.
İblis, Ruh Yutan’ın kontrolünde olsa da Labirent’in o bölgesindeki Kâbus Yaratıklarının lideri gibi görünüyordu... Tıpkı demir örümceklerin anası gibi.
İki başsız heykel, iki güçlü ve tiksinç yaratık, benzer adlar taşıyan iki Hatıra. Bu kadarı da tesadüf olabilir miydi?
Effie’ye bakıp sordu:
“Mızrağın düşmüş bir yıldızın parçasından dövülmüş olabilir mi?“
Tam bunu söylediği sırada Cassie başını hafifçe çevirip konuşmalarına kulak vermişti. O küçücük hareket, Sunny’ye öğrenmek istediği her şeyi anlatmıştı.
Avcının kaşlarıysa duyar duymaz yukarı kalkmıştı.
“Evet, yani açıklamasında öyle yazıyor. Kimden duydun?“
Sunny’nin ağzının bir köşesi hafifçe yukarı kıvrıldı.
“Hiç kimseden. Sadece tahmin yürüttüm.“
Sonra Effie’yi kendi hâline bırakıp ileri doğru yürüdü.
Anlaşılan haklıydı. Bu iki Hatıranın isimlerinin ardında gizli bir mana, bir anlam vardı. Cassie bu konuda bir şeyler biliyor gibiydi. Bu da demekti ki Nephis de biliyordu.
Ama bunu nedense Sunny’den ve ekibin diğer üyelerinden saklamayı seçmişlerdi.
İç çekti.
’Demek ki bu yolculuk göründüğünden çok daha önemli.’
Gerçi başından beri hiç de önemsiz olduğunu düşünmemişti.
Değişen Yıldız’ın Karanlık Şehir’den ayrılmak istemesinin gizli bir amacı olduğunu zaten tahmin etmişti. Şimdiyse kuşkuları doğrulanmış sayılırdı.
Sunny’nin yüzündeki gülümseme silindi.
Böyle bihaber olmaktan yani; karanlıkta bırakılmaktan hiç hazzetmiyordu.
’Karanlıkta bırakılmak, ha? Ne kadar da ironik...’
Tam o sırada gölgesi dev heykelin ayaklarına ulaştı. Sunny kaşlarını iyice çatıp gereksiz düşünceleri kafasından attı. Geceyarısı Parçası’nı çağırarak Nephis’e baktı.
“İleride bir yuva var. Heykele ulaşmak için yuvayı yok etmemiz gerekecek. Epey örümcek... vaay, hazır olun aralarında iri olanlardan da var.“
Nephis başıyla onaylayıp diğerlerine döndü.
“Güneş batmadan yuvayı temizleyip heykele tırmanmamız gerek. Savaşa hazırlanın...“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.