MANGA-TR
Bölüm 217
‹
Bölüm...
›
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 217

Köken
Yazar: Raban Grup: Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.256

Bölüm 217 - Köken
Çeviri: Raban
 
Sunny rüya gördüğünü anlayınca ilk anda, beyaz kemerin yakınlarında başka bir ruh ağacı olduğunu sandı. Ama birkaç saniyelik paniğin ardından bu ihtimali hemen eledi.
 
Ne de olsa o kadim varlığın zihin büyüsü altındayken hiç rüya görmemişti. Cassie’yle yaptığı konuşmadan kalan kopuk anıları rüya sanmıştı, o kadar.
 
Ama bu kez... gerçekten de rüya görüyordu.
 
Rüya alemi, gölgelerle örtülüydü. Durmadan değişiyor, her an silinip gidecekmiş gibi görünüyordu. Tepesindeki güneş kapkarabir diski andırıyor, kızıl ışığı alev alev yanan bulut denizinde kayboluyordu. Ama bu ışığın zerresi bile Sunny’ye ulaşmıyordu.
 
Kara mermerden yapılmış karanlık salona derin bir sessizlik hâkimdi.
 
...Tabii şimdi o sessizliği bir bebeğin ağlaması parçalıyordu.
 
Kadının çığlıkları çoktan dinmişti. Sunny, salonun zifiri karanlığa gömülmüş derinliklerine dikkatle baktı. Görebildiği tek şey, sonu gelmeyen gölgelerdi. Bebeğin ağlamasıysa gölgelerin ötesinden geliyordu.
 
...Ya da içinden.
 
Derken Sunny’ye her şey tuhaf bir biçimde tanıdık gelmeye başladı. Yüksek duvarlar, devasa sütunlar, görkemli salon... Sanki çok çok uzun zaman önce buraya gelmişti.
 
Tabii bazı şeyler eksikti… enkaz parçaları ve tek parça kara mermerden oyulmuş büyük sunak. Üstelik sunak, tam da ağlama sesinin geldiği yerde olmalıydı.
 
Sunağın olması gereken yere doğru bakınca aklından bir çift tanıdık söz geçti. Ama şimdi bu sözler yepyeni bir anlam taşıyordu.
 
’...Gölgelerin Çocuğu?’
 
Bir an sonra her şey yok oldu.
 
 
***
 
 
Dünya sallanıyordu. Gözlerinin önünden akıp giden, ucu bucağı görünmeyen kara taş yüzey bir yükseliyor, bir alçalıyordu.
 
...Hayır, taşlar yerinde duruyordu. Sallanan kendisiydi.
 
’Ne... Ne oluyor?!’
 
Sunny kendini... bir iki yaşlarındaki bir çocuğun bedeninde bulmuştu. Genç bir kadın onu şefkatle kucağında taşıyor, meşalelerin loş ışığının altında uzun taş koridorda yürüyordu. Sallanmasının nedeni buydu.
 
Kız çok gençti; yaşı Sunny’den büyük durmuyordu. Tabii Sunny’nin gerçek yaşından. İnce yapılı, zarif, güzeller güzeli bir kızdı. Yumuşacık porselen teni ve uzun kuzgun karası saçları vardı. Üzerindeki dökümlü ipek tunik, narin boynuyla omuzlarını açıkta bırakıyordu.
 
Kollarına ve boynuna dolanan siyah yılan dövmesinin pulları öylesine ince işlenmişti ki; kız yürürken yılanda ara ara kıpırdanıyormuş gibi görünüyordu. Bu dövmeyi kızın vücuduna işleyen her kimse, sanatında gerçek bir deha olmalıydı. Sunny gerçek dünyada böylesini hiç görmemişti.
 
Ama ilk Kâbusunda benzer bir işaret görmüştü.
 
...Bu, Gölge Tanrısı’na ait bir kölenin damgasıydı.
 
Genç kız bir tapınak kölesiydi. Tıpkı Sunny’nin Birinci Kâbus’unda olduğu gibi. Boynuna ve kollarına dolanan yılan hem tasması hem de prangasıydı.
 
Aynı zamanda çocuğun annesiydi. Sunny bunu, çocuğu sevgiyle kucaklayışından ve ona her baktığında yüzünde beliren hafif gülümsemeden anlıyordu.
 
Kendi annesini küçük yaşta kaybetmişti ama ona olan sevgisini hâlâ hatırlıyordu.
 
’Annesi köleyse, çocuğu da köledir.’
 
Sonunda başına neler geldiğini anlamaya başlamıştı.
 
İçinde bulunduğu rüya ona ait değildi. Birinci Kâbus’unda yerine geçtiği isimsiz tapınak kölesine aitti.
 
Asıl Gölgelerin Çocuğu oydu.
 
Sunny şu an onun bir anısını yaşıyordu.
 
 
***
 
 
Çok geçmeden genç kız, karanlığa gömülmüş devasa bir salona girdi. Kara mermerden yapılma duvarlara bakılırsa kadim tapınağın başka bir bölümündeydiler. Sunny çevresini pek seçemese de bir şekilde yerin altında olduklarını hissediyordu.
 
Salonun ortasında, yüksek ayaklı yedi maltız vardı ve içlerinde tuhaf, soluk alevler yanıyordu. Işığın ulaşamadığı yerde bir düzine kadar insan hareketsizce bekliyordu.
 
Bu manzara, Ruh Denizi’ndeki sessiz gölgeleri hatırlatınca Sunny ürperdi. Ama karşısındakiler hayalet değil, insandı. Aralarında birkaç köle daha vardı; geri kalanlarsa rahibe benziyordu.
 
Aslında görünüşlerinde pek fark yoktu. Anlaşılan Gölge Tanrısı’nın hizmetkârları şatafat ve mevki peşinde değildi. Hatta rahiplerin birçoğu kölelerle aynı işaretleri taşıyordu. Görünüşe göre onlar da bir zamanlar tapınak kölesiydi.
 
’Burada ne yapıyorlar? Neler oluyor?’
 
Genç kız, yaşlı bir köle kadına yaklaşıp çocuğu ona emanet etti. Annesinin sıcak kucağından ayrılan çocuk... yani Sunny... hem üşümüş hem korkmuştu. Ama yaşlı kadın onu tatlı sözlerle avutarak ağlamasına izin vermedi.
 
Sonra salonda toplanan kalabalığın yanına çekildi. Hepsi sakince bekliyordu, yüzlerinde ise ciddiyet hakimdi.
 
Genç kızsa ağır ağır ateş halkasının içine doğru ilerledi. Ağırbaşlı bir şekilde yürürken zarif ve akıcı hareket ediyordu.
 
Tam ortada durdu. Yedi soluk alevin ışığında, etrafını saran yedi gölgeyle birlikte kıpırdamadan bekliyordu.
 
Sunny güzel köleyi izlerken önemli bir şey olacağını hissediyordu.
 
Ama... ne?
 
Ne olacak diye düşünürken içine bir huzursuzluk çöküyordu.
 
Derken büyük salondaki ağır sessizliği telli bir çalgıdan gelen tok melodi bozdu. Tınısı salonun içinde yankılanıyordu.
 
Ezgi yükselirken genç köle birden harekete geçti.
 
Yedi gölgesi de onunla birlikte hareket ediyordu.
 
’Ama bu...’
 
Sunny gözlerini kocaman açmış, genç kadını izliyordu.
 
Dans ediyordu.
 
Güzel köle, dört bir yanı zifiri karanlıklarla çevrili ışık halkasının ortasında dans ediyordu. Her hareketinde tarif edilmez bir zarafet vardı. Hiçbirini rastgele yapmadığı belliydi ama neyi amaçladığını anlamak zordu. Zarif vücudu esnek ve kıvraktı; bir savaşçınınki kadar güçlüydü. Danstaki hüneri, büyük bir savaşçının dövüş ustalığına denkti.
 
Büyüleyiciydi.
 
Genç kadın hareketleriyle göz alıcı bir desen örüyordu. Dansının ritminde ve hareketlerinde sağlamlıkla akıcılık, keskinlikle yumuşaklık iç içeydi. Her hareketi netti ama bir sonrakini kestirmek mümkün değildi. Tek başına dans ediyordu ama aynı zamanda yedi gölgesi de ona eşlik ediyordu. Hem kendi bedenini hem de bedeninin oluşturduğu yedi gölgeyi hiç zorlanmadan yönetiyordu.
 
Bazen hangisi gerçek, ayırt etmek zorlaşıyordu.
 
Dansı... sinsiydi, biçimsizdi ve değişkendi.
 
Sunny birden donakaldı.
 
Bu hareketleri tanımıştı. Kendi gölgesi de tam olarak böyle hareket ediyordu.
 
Yaratmak istediği dövüş stilinin kaynağı, kökeni işte buydu.
 
Bu, Gölge Dansı’ydı...
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi