Patriot, koşusuna devam ediyordu. Bedenine çarpan her havan mermisi, devasa zırhında bir sinek vızıltısı gibi sönümleniyordu. Adımları deprem etkisi yaratıyor, binaların temellerini sarsıyordu. On yedi atışın tamamı bedenine isabet etmiş, ama geride sadece duman ve öfke bırakmıştı.
Patriot durdu.
Havanların olduğu tepeye ulaşmıştı. Elindeki devasa mızrağı bir rüzgâr gülü gibi savurdu. Zırhının etrafında biriken zehirli duman ve toz bulutu, bir fırtınayla dağıldı.
Ama orada hiçbir şey yoktu.
Ne bir havan topu, ne de bir asker. Sadece boş kraterler ve yanan toprak.
Tam o anda, şehrin öbür ucundan yeni bir atışın boğuk sesini duydu. Başını o yöne çevirdiğinde, kilometrelerce ötede bir patlama daha gördü.
Anlamıştı. Hükümetin askerleri, o yok edici baraj ateşinden sonra yer değiştirmişti. Artık on yedi havan aynı anda ateş etmiyordu. Bir döngüye girmişlerdi. Birincisi ateş ediyor, ikincisi, üçüncüsü... On yedinci havana gelene kadar, ilk ateşleyen top soğumuş ve yeniden yüklenmiş oluyordu. Bu, onu durduramayan ama asla bitmeyen, sinir bozucu bir taciz ateşiydi.
Patriot öfkeyle homurdandı. Bu saldırılar ona zarar vermiyordu, ama onu rahatsız ediyordu. Onu oyalıyor, dikkatini dağıtıyordu.
“Kendi halkını, kendi şehrini hiçe sayan bir hükümet...” diye geçirdi içinden. “Beni durdurmak için kendi evlerini yakıyorlar. Ne büyük Rezillik, Zavallıca.”
Tam yeni havan konumuna doğru koşarak bu can sıkıcı oyuna bir son vermeye hazırlanıyordu ki, metal kaskına küçük bir şeyin çarptığını hissetti.
Tınk.
Bir taştı. Bir çakıl taşı.
Bu devasa yıkımın ortasında, bir havan mermisi değil de bir çakıl taşı tarafından durdurulmuş olmak o kadar absürttü ki, Patriot bir an donakaldı. Ağır gövdesini gürültüyle döndürdü.
Onu orada gördü.
Enkazın arasında, insan boyutlarında bir figür duruyordu. Yüzünde bir maske, üzerinde siyah bir önlük. Doktor’du. Yanında iki kişi daha vardı; korkudan kaskatı kesilmiş, titreyen Aeloria ve eli silahının kabzasında olan, tetikte bekleyen ama aynı korkuyu gizleyemeyen Alpha.
Aeloria, o devasa figürü gördüğünde nefesinin kesildiğini hissetti. Bu, bir insan değildi. Bu, bir dağdı. Kırmızı aurası havayı ısıtıyor, etrafındaki gerçekliği büküyordu. Doktorun yanına gelmek, hayatının hatasıydı.
Doktor, maskesinin ardından gelen sakin bir sesle konuştu.
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, eski dostum.”
Patriot’un kaskının içinden gelen ses, derin, metalik ve duygusuzdu. “Eski dost, yeni düşman.”
Aeloria’nın dizleri boşaldı; Alpha onu yakalamasaydı yere yığılacaktı. Alpha’nın kendi kalbi de göğsünü delercesine atıyordu. Doktor ne yapıyor? diye düşündü dehşetle. Onunla böyle konuşmak intihardır.
Doktor, bu cevaba bozulmuş gibi görünse de belli etmedi. “Sadece bir selam vermek için gelmiştim.”
“Hiç değişmemişsin, değil mi Doktor?” dedi Patriot.
“Hayır,” dedi Doktor, sesi sertleşti. “Ben değiştim. Ama esas sen... sen büyük bir değişim yaşamışsın.” Doktor, enkaz halindeki şehri işaret etti. “Eskiden ayak bastığın yerde otlar çiçek açmazdı, çünkü su yerine kan içerlerdi. Senin geçtiğin yollardaki nehirler kan akardı, Patriot. Ama şimdi bakıyorum da... çocuk bakıcılığına terfi etmişsin.”
Aeloria, Doktor’un bu apaçık meydan okuması karşısında sessiz bir çığlık attı. Alpha’nın parmakları silahını o kadar sert sıkıyordu ki boğumları beyazlamıştı.
Patriot’un kırmızı aurası bir anlığına parladı. “Kan döktüm. Doğrudur. Peki, söylesene bana, benim bu katliamlarım ne zaman başladı? Öldürdüğüm ilk masum çocuk... Onu nerede ve ne zaman öldürdüm? Biliyorsun, değil mi?”
Doktor sessiz kaldı.
Patriot, devasa adımlarla ona yaklaştı. Her adımı yeri titretiyordu. “Katliamlarım başlamadan önceki günlerde... Savaşlarda alınan esirlerin yarısından fazlası her zaman ‘kayboluyordu’. Peki nereye gidiyorlardı, Doktor? Senin laboratuvarlarına. Orada senin iğrenç deneylerine maruz kalıyorlardı. O laboratuvarı araştırmak için içeri girdiğimde... savaş alanından çok daha korkunç bir manzarayla karşılaştım. Yüzü tanınmaz halde olan bir çocuk, bana ölmek için yalvarıyordu. Bunlar... bunların hepsi senin eserindi.”
Aeloria’nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Laboratuvar mı? Deneyler mi? Doktor’un geçmişi hakkında bildiği her şeyin bir yalan olduğunu o an anladı.
“Bunları benim yaptığıma dair bir kanıtın var mı?” diye sordu Doktor, sesi buz gibiydi.
“Hayır,” diye gürledi Patriot. “O gün ve ondan sonraki günlerde de bunu hiçbir zaman kanıtlayamadım. Hiçbir zaman gerekli kanıtları toplayamadım! Ama o gün bir yemin ettim! Tüm ırkımın üstüne yemin ettim! Bir daha hiç kimsenin, masum olsun ya da olmasın, benim ayakbastığım yere yakın bir yerdeyse, o laboratuvarlara düşüp acılar çekmesine izin vermeyeceğime yemin ettim!”
“Bunun için bulduğun en mantıklı yol, tüm esirleri savaş alanında infaz etmek miydi?” dedi Doktor alaycı bir sesle. “Zavallıca.”
“Ben her zaman savaşın en ön saflarında savaştım!” diye kükredi Patriot. “Ama arka saflarda senin gibi bir psikopat varken kimseyi koruyamazdım! Bu bir gerçekti!”
Doktor soğuk bir kahkaha attı. “Sana çok değişmişsin demiştim, Patriot. Ama şimdi düşününce... aslında hiç değişmemişsin. O günde bu günde, hâlâ hiç kimseyi kurtaramıyorsun.”
Patriot’un aurası, etraflarındaki enkaz parçalarını havaya kaldıracak kadar şiddetle parladı. Aeloria titreyerek yere yığıldı. Alpha bile bir adım geri çekilmek zorunda kaldı. Patriot’un öfkesi elle tutulur, boğucu bir hal almıştı. Ama dev figür, kendini kontrol etti.
“Sana üç hak verdim, Doktor. İkisini kullandın. Sonraki karşılaşmamız bu kadar sakin geçmeyecek. Ve o gün... o gün bana hâlâ ne olduğunu anlatmazsan... seni kendi ellerimle parçalayarak öldüreceğim.”
Doktor, bu ölümcül tehdit karşısında en ufak bir korku belirtisi göstermedi. “Böyle önemli bir karşılaşmanın, böyle alelade bir çölde olmaması gerek,” dedi ve cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. “Bu tarihte, bu zamanda, orada ol.”
Patriot, devasa zırhlı eliyle küçük kâğıdı aldı. Açtı. “Valthoria’nın başkenti... Amacın ne?”
Doktor hafifçe gülümsedi ama konuşmadı.
Patriot’un kaskının ardından derin, sarsıcı bir kahkaha yükseldi. “Pekâlâ. O tarihte, istediğin yerde olacağım. Beni fazla bekletmezsen iyi edersin.”
Patriot, konuşmasını bitirdikten sonra devasa başını Alpha ve Aeloria’ya çevirdi.
Alpha’nın kanı o an dondu. Hayatı boyunca hissettiği her türlü korku, acı, tehlike... hepsi bu bakışın yanında bir hiçti. Bu, bir canavarın bakışı değildi; bu, bir kıyametin, bir sonun bakışıydı. Gözleri görünmüyordu ama kaskın altından gelen o saf niyet, Alpha’nın ruhunu eziyordu.
Aeloria ise çoktan bilincini kaybetmenin eşiğindeydi, korkudan tir tir titriyordu. Bu adamın bu kadar yakınında olmak aptallıktı! Doktor bizi ölüme getirdi!
Alpha’nın zihni öfkeyle doluydu. “Buraya gelirken ‘sana emanetim’ demedin mi Doktor?” diye geçirdi içinden. “Madem bu adamı karşına almak istemiyorsun, neden onu kışkırtıyorsun? Neden bizi de ateşe atıyorsun?”
Patriot, iki kadına bakarken etrafındaki kırmızı aura tekrar dalgalandı. “Bu iki velette sezdiğim o garip gücün ne olduğunu merak ediyordum,” dedi boğuk bir sesle. “Ama şimdi anlıyorum.”
Bakışları tekrar Doktor’a kilitlendi. “Az önce karşılaştığım o hükümet kıyafetleri giyen çocukta mı senin işin?”
Doktor, o ana kadar koruduğu soğukkanlılığını ilk kez kaybetti. Bir anda donakaldı, bedeni kaskatı kesildi. Sesi keskin ve ciddiydi. “...Neyden bahsediyorsun sen?”
Patriot güldü. “Hiçbir şeyden.” Arkasını döndü ve havanların olduğu yöne doğru yürümeye başladı.
“Cevap ver, Patriot!” diye bağırdı Doktor, sesinde ilk kez bir endişe vardı.
Patriot durdu ama dönmedi. “Cevap mı vereyim, Doktor? O gün ne olduğunu bana söyle, ben de sana neyden bahsettiğimi söyleyeyim.”
Doktor, istemeyerek de olsa sustu. Bunu reddetmişti.
Patriot’un sesi, bu kez yorgunluk ve asırlık bir acıyla doluydu. “Bana hiç güvenmediğim, sevmediğim birisi gelip ‘Doktor artık iyi bir insan oldu’ deseydi, ona inanırdım. Ama en güvendiğim kişi gelse ve bana ‘Doktor ihanet etti’ deseydi... o kişinin kafasını kendi ellerimle parçalardım. O gün... herkes seni ihanetle suçladı. Ama hâlâ aklım almıyor. Neden susuyorsun, Doktor?”
Doktor, maskesinin altından, ilk defa hazırlıksız yakalanmış ve yorgun bir sesle konuştu. “O gün beni ihanetle suçlayan kişiler arasında kimse kalmadı, Patriot. Artık... kendimi savunacak bir şeyim yok.”
Patriot’un devasa omuzları çöktü. “Yüzlerce top saldırısına, bombaların patlamalarına maruz kaldım. Ama hiçbiri... hiçbiri en iyi dostumun ihanet etmiş olabileceği olasılığından daha fazla acı vermiyor.”
“O gün arkanı bana dönüp giden sensin,” dedi Doktor, sesi buz gibiydi. “Beni suçlama.”
Patriot, ağır gövdesini son bir kez ona çevirdi. Kırmızı aurası sönmüştü, geriye sadece ezici bir keder kalmıştı.
“İhanetini kabul ediyormuş gibi konuşuyorsun. Sanki ölmek istiyor gibisin, Doktor.”
Dev figür, maskeli adama doğru son bir adım attı.
“Bir idam mahkûmunun bile son bir söz söyleme hakkı vardır. Bir lanet, bir itiraf, hiç değilse bir hırlama... Ama sen? Sen o gün, tüm suçlamaların ortasında, bir mezar taşı kadar sessiz kaldın!”
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.