Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 25

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.844

“Majestelerinin durumunu daima göz önünde bulunduruyorum.”
Varkas’ın sesi, Gareth’in kusur bulmasına imkân bırakmayacak kadar ölçülü ve resmiydi.
“Yalnızca Prenses Hazretleri’nin rahatça dinlendiğini, dolayısıyla endişelenmenize gerek olmadığını söylemek istemiştim. Lütfen sözlerimi yanlış anlamayın.”
Gareth ona sinirle baktıktan sonra geniş salona doğru yürüdü. Bu kaya gibi adamla tartışıp öfkelenmek yalnızca kendisini küçük düşürürdü. Dilini hafifçe şaklatarak, soyluların şölen salonlarını aratmayacak kadar görkemli biçimde dekore edilmiş salonu geçti.
“Taç Prensi Hazretleri’nin teşrifleriyle bizi onurlandırmasına minnettarız.”
Gareth, beyaz örtülerle kaplı uzun masaya yaklaşınca başrahip aceleyle ayağa kalktı.
“Lütfen, bu tarafa buyurun.”
Kendisine gösterilen sandalyeye oturan Gareth masayı şöyle bir süzdü. Başrahibin yoksulluk içinde yaşıyormuş gibi görünmeye hiç niyeti yoktu. Geniş masa; gümüş tabaklar, altın kadehler ve türlü baharatlarla hazırlanmış lüks yemeklerle doluydu.
Gareth memnuniyetle etrafı inceledikten sonra masaya oturmuş bir düzine kadar rahibe hafifçe başını salladı.
“Böylesine sıcak bir karşılama için teşekkür ederim. Lütfen siz de oturun.”
Sözleri biter bitmez rahipler sandalyelerini çekip hep birlikte oturdular. Yalnızca Gareth’in refakatçisi olarak bulunan Varkas, her zamanki gibi gölge misali sessizce arkasında ayakta kaldı.
Meraklı bakışlar hemen ona yöneldi. Görünüşe göre rahipler, İmparatorluk Şövalyeleri Kumandanı’nın alışılmadık görüntüsüne şaşırmıştı.
Gareth kaşlarını hafifçe çattı.
Varkas, istemeden de olsa insanların dikkatini her zaman gereğinden fazla çekiyordu; bu yeni bir şey değildi. Yine de insanların kendisinden çok Varkas’a bakması Gareth’in canını sıkıyordu.
Bu adamın yanında bulunduğu her sefer alıştığı bir histi bu, fakat duyduğu rahatsızlık hiçbir zaman kaybolmuyordu.
Öfkesini belli etmemeye çalışarak kadehini yukarı kaldırdı.
“Öncelikle, böylesine güzel bir davet hazırladığı için başrahibe şükranlarımızı sunalım.”
Rahiplerin tüm dikkati yeniden ona çevrildi. Gareth, üzerindeki ilgiden keyif alarak kısa bir an durdu ve ağır ağır devam etti:
“Umarım bu buluşma hepimiz için anlamlı bir gün olur…”
Kadeh kaldırışını vakur sözlerle tamamlamak üzereydi ki birden görüş alanına altın renkli bir hayalet girdi.
Gareth donup kaldı, salonun girişine boş gözlerle baktı.
Bir anlığına, o kâbus gibi kadın—Senevier—karşısına çıkmış sanmıştı.
Kadehini sertçe kavrayıp üvey kız kardeşini baştan aşağı süzdü.
Yoksa manastırda sade giyinmek gerektiğine dair en temel kuralı bile bilmiyor muydu?
Talia Loem Guirta, kraliyet balosunda bile sırıtacak kadar gösterişli, zevksiz ve edepsiz bir şekilde giyinmişti.
Gareth küçümsemeyle dişlerini sıktı.
İnce elbisesinin altında henüz tam olgunlaşmamış yumuşak hatlarını belli eden Talia, ağır ağır masaya doğru yürüdü. Rahiplerin bazıları neredeyse bayılacakmış gibi görünüyordu; kimilerinin ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı.
Öfkesini bastıramayan Gareth bir anda ayağa fırladı.
“Sen nasıl cüret edersin…! Böyle giyinip geldiğin yerin neresi olduğunun farkında mısın?”
Masaya vurduğu kadehten şarap taşıp yayıldı. Islanan ellerini silmeye bile tenezzül etmeden hışımla onu işaret etti.
“Sana gözümün önünden uzak durmanı söylemedim mi?”
“Ah, gayet iyi duydum.”
Kadın, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi Gareth’in hemen yanındaki sandalyeyi çekip oturdu ve neşeli bir gülümsemeyle devam etti:
“Ama sevgili ağabeyim beni görmek istediğini söylemişken nasıl yerimde durabilirdim ki? Büyük Taç Prensi hayal kırıklığına uğratmaya gönlüm razı olmadı; ben de zahmet edip süslendim.”
Ardından gösterişli bir hareketle eteğini düzeltti.
Gareth ona düpedüz inanamıyormuş gibi baktı.
“Sen ne saçmalıyorsun…?”
“Benim ters mizacımı ağabeyim herkesten iyi bilir sanıyordum. İmparatorluk Şövalyeleri Kumandanı’nı bizzat haber göndermek için yollamanız… küçük kız kardeşinizi görmek için yanıp tutuştuğunuz anlamına gelmiyor muydu?”
İçinde en ufak bir bulanıklık bulunmayan saf kobalt mavisi gözleri sinsice kısıldı.
“Taç Prensi Hazretleri böylesine içten bir ricada bulununca, küçük kız kardeşin de beklentilerini karşılaması gerekmez mi?”
Gareth, kadının yüzüne tokadı yapıştırmamak için sahip olduğu tüm özdenetimi toplamaya mecbur kaldı.
Sanki onu daha da kışkırtmak istercesine Talia tembel bir sesle devam etti:
“Ah, ağabeyimin yüzünü yeniden görmek ne güzel. Siz de keyif alıyor musunuz?”
“…Sen gelene kadar alıyordum.”
Dişlerinin arasından çıkan bu sözler üzerine Talia kahkahaya boğuldu.
“O halde bunca yorgunluğa rağmen buraya gelmeye değmiş.”
Gareth çenesini öyle sert sıktı ki kırılacak sandı.
Bu kadın böyle gülümsediğinde, o korkunç derecede güzel yüzü paramparça etme dürtüsünü bastırmakta zorlanıyordu. Yumruklarını öyle sıktı ki omuzları titredi.
“Daha ne kadar taşkınlık yapmayı düşünüyorsun? Sabrımın sınırını mı deniyorsun?”
“Ah ağabey, ne kadar acımasız konuşuyorsunuz…”
Kadın dirseğini masaya dayayıp bedenini ona doğru eğdi.
Avizeden süzülen ışık, zavallı denecek kadar ince omuzlarına ve belirgin kürek kemiklerine vuruyordu. Rahiplerin bakışları da fildişinden oyulmuş gibi duran o narin bedene kaymıştı.
Yılan kadın.
Gareth yoğun bir tiksintiyle dişlerinin arasından sertçe nefes verdi. Öfkesinin sınırına yaklaştığını hisseden Talia’nın dudakları keskin biçimde yukarı kıvrıldı.
“Ben sadece davet edildiğim için geldim. Neden bu kadar öfkelendiğinizi anlamıyorum. Sevgili küçük kız kardeşinize karşı… biraz sert davranmıyor musunuz?”
Başrahibe dönerek, ondan onay ister gibi sordu:
“Öyle değil mi, Peder?”
Rahip utanç içinde donup kaldı, cevap veremedi. Talia ise onun afallamış hâlini eğlenceli bulmuş gibi kötü niyetle gülümsedi.
Bu cilveli tavır mide bulandırıcıydı.
Gareth sertçe kolunu yakaladı.
“Azgınlığa tutulmuş gibisin. Yatak arkadaşına ihtiyacın varsa kendi hizmetkârlarından birini seç. O kirli oyunlarını rahiplerle oynama. İmparatorluk adını böyle rezil skandallarla lekelersen, o güzel yüzün bir daha gün ışığı göremeyecek.”
Bu vahşi tehdit karşısında Talia’nın gözleri parladı.
“Peki bana tam olarak ne yapacaksınız?”
Meydan okur gibi öne eğilip dişlerinin arasından fısıldadı:
“Böyle konuşunca insan sizin beklentilerinizi karşılamak istiyor, ağabey.”
Gareth artık dayanamadı. İnce boynunu sıkmak üzere elini uzattı.
Tam o anda omzuna sert bir el indi.
“Majesteleri.”
Gareth irkilip başını kaldırdı.
Varkas Laedgo Siorcan ona her zamanki sakin ifadesiyle bakıyordu—defalarca gördüğü o duygusuz yüzle. Ama bir anlığına Gareth, saçma denecek kadar güçlü bir tehdit hissine kapıldı.
“Herkes Majestelerinin kadeh konuşmasını bekliyor.”
Adamın eli omzunu biraz daha sıkı bastırdı; sanki Talia’nın kışkırtmalarına kapılmaması için onu uyarıyordu.
Gareth o eli sertçe itti. İçinde kalan şiddet arzusu yüzünden parmak uçları titriyordu. Bunu gizlemek için yumruğunu sıktı ve kadının alaycı yüzüne öfkeyle baktı.
Talia Loem Guirta onu bilerek kışkırtıyordu.
Buna kapılmamalıydı.
Kendi kendine bunu tekrar ederek öfkesini bastırdı, Talia’nın kolunu bıraktı ve kadehini yeniden eline aldı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi teatral bir ses tonuyla konuştu:
“Anlamsız tartışmalarla yeterince vakit kaybettik. Şimdi yemeğe geçelim. Böylesine güzel bir davet hazırladığı için başrahibe tekrar teşekkür ederim. Umarım bugün hepimiz için anlamlı bir gün olur.”
Rahipler; Taç Prensi, gayrimeşru prenses ve arkalarında sessizce duran Şövalye Kumandanı arasında tedirgin bakışlar değiş tokuş ettikten sonra çekinerek kadehlerini kaldırdılar.
Yalnızca Talia Loem Guirta, kollarını bağlamış hâlde alaycı bir gülümsemeyle olanları izliyordu.
Gareth, onun meydan okuyan tavrına yeniden öfkelenmeye başlamıştı ki Varkas hafifçe eğilip Talia’nın başının üzerine doğru konuştu:
“Bir misafir olarak temel görgü kurallarına uymanız uygun olur, Prenses Hazretleri.”
Ardından akıcı bir hareketle kadının elini nazikçe açıp içine gümüş bir kadeh yerleştirdi.
Talia, ansızın gelen bu temasla gerildi ve ona zehir saçan bir bakış fırlattı.
Gareth, öfkeyle kadehi suratına fırlatmasını bekledi.
Çocukluğundan beri Talia’nın en çok çatıştığı kişi Varkas olmuştu; sanki adamı parçalamak ister gibiydi.
Fakat Gareth’in beklentisinin aksine, az önce tüyleri kabarmış bir kedi gibi bakan Talia sessizce doğruldu.
Gareth gözlerini kıstı.
Bu, Talia Loem Guirta’ya hiç benzemiyordu. Böylesine hafif bir uyarının ardından geri adım atacak bir kadın değildi o. Kendini tutmayı asla bilmezdi.
Varkas’ın baskısına boyun eğmek yerine köpürerek onun üstüne atlaması gerekirdi—Gareth’in tanıdığı Talia tam olarak böyle davranırdı.
Ne planlıyor bu kadın?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi