Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 70

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.394

Varkas yağmur kokusu sinmiş serin havayı içine çekip başını ona çevirdi.
Şafak kadar sessiz gözlerinin üzerine kasvetli bir gölge çökmüştü.
Talia, buzla kaplı bir gölü andıran o gözlerin ardında nasıl düşünceler dolaştığını merak etti.
İçinden çıkılmaz hâle gelen geleceği mi düşünüyordu?
Yoksa verdiği karardan geç de olsa pişman mı olmuştu?
Bir daha asla merak etmeyeceğine kendi kendine yemin etmişti.
Ama yine de zihni sorular üretmeye devam ediyordu.
Elbette… Ayla’yı sevdiğin için evlenmek istememiştin, değil mi?
Biliyordum zaten.
Sen hiçbir insana tutkuyla bağlanabilecek biri değilsin.
Aslında karşı tarafın kim olduğu senin için fark etmiyordu muhtemelen.
Ayla’ya nazik bir nişanlı rolünü oynayabildiğin gibi, bana da uygun bir koruyucu rolünü oynayabiliyorsun.
Talia, Varkas’ın dudaklarının değdiği ağız kenarını sertçe sildi.
Sanki onun dokunuşunu tamamen silip atmak ister gibiydi.
Talia Loem Gwirta, onun omuzlarına yüklenmiş sayısız sorumluluktan yalnızca biriydi.
Anlamsız bir sadaka gibi önüne atılan nezakete kanmayacaktı.
Ona sırtını dönüp battaniyeyi başına kadar çekti.
Bir noktada uyuyakalmış olmalıydı.
Gün boyunca gerilmiş bedeni, sert içkinin etkisiyle anında gevşemişti.
Yüzünü yastığa gömüp kollarını ve bacaklarını ağır ağır yumuşak örtülere bıraktı.
Sisli bilincin içinde ağırlıksızca sürüklenirken dizinde ince bir sızlama hissetmeye başladı.
Talia huzursuzca kıpırdandı.
Acı gittikçe keskinleşiyordu.
Ağırlaşmış gözkapaklarını güçlükle araladı.
Bulanık dünya zifiri karanlığa gömülmüştü.
Üzerine çöken uyku hâli bir anda dağıldı.
Dehşet içinde karanlığa baktı.
En ufak bir ışık kırıntısı bile olmayan, yapışkan ve boğucu bir karanlık nefesini sıkıştırıyordu.
Kesik kesik nefes alırken daralan boğazını tuttu.
Tam o sırada dizindeki donuk ağrı şimşek gibi patladı.
İki eliyle baldırını kavradı.
Zayıflamış kasların avuçlarının altında kasıldığını hissedebiliyordu.
Bıçak gibi bir acı derinlere saplandı.
Soğuk ter sırtından boşaldı.
Talia alt dudağını ısırıp titreyen bacağına tırnaklarını geçirdi.
Tam o anda sessizliği çakmak taşının sesi yardı.
Ardından görüşüne ince bir alev çizgisi doldu.
Başını hızla kaldırdı.
Küçük bir mum titrek ışığıyla yanıyor, Varkas’ın solgun siluetini aydınlatıyordu.
Varkas, onun kansız yüzüne bakarken ifadesini sertleştirdi.
Yatağa doğru eğildi.
Talia içgüdüsel bir çığlık attı.
“Dokunma bana!”
Bacağını kontrol etmeye çalışan elini sertçe itip yatağın kenarına kaçmaya çalıştı.
Ama fazla uzağa gidemedi.
Varkas onu yakaladı.
Güçlü eliyle omuzlarını bastırıp hareket etmesini engelledi, ardından tırnak izleriyle şişmiş baldırına uzandı.
Talia üzerine kaynar yağ dökülmüş gibi haykırdı.
“Hayır! Dokunma!”
“Kıpırdama. Yaraya bakmam gerekiyor.”
“Hayır dedim! Hayır!”
Nefesi kesilecek kadar çırpınırken Varkas anlayamadığı bir şey mırıldandı ve üst bedenini sertçe kendine çekti.
Kaçamayacağı şekilde onu tutarken yatağın üzerindeki zil ipini çekti.
Birkaç dakika sonra yatak odasının kapısı sertçe açıldı ve telaşlı hizmetçiler içeri doluştu.
Varkas yüksek sesle emretti:
“Şifacı çağırın! Hemen!”
Oda bir anda karmaşaya boğuldu.
Yaşlı bir büyücü aceleyle gelerek iyileştirme büyüsü uyguladı.
Hizmetçiler odanın dört bir yanında mumlar yakıp yatağın yanına sakinleştirici tütsüler bıraktılar.
Ama tüm bu hengâmenin içinde bile Varkas onu bırakmadı.
Talia’yı hâlâ sıkıca kollarında tutuyordu.
Kulaklarının dibinde sert ve ateş gibi sıcak göğsünün kalp atışlarını hisseden Talia korkuyla etrafına bakındı.
Bütün sinirleri diken diken olmuştu.
Ya biri eteğini kaldırıp bacağına bakarsa?
Bacaklarını sıkıca çekip eteğini adeta bir kalkan gibi kavradı.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu.
Dağılmış görünümlü büyücü kısa süre sonra mavi camdan yapılmış küçük bir şişeyi yüzüne uzattı.
“Bunu içerseniz ağrı hemen diner.”
Talia gözlerini kısarak şişeye baktı.
Onu içerse kesin bayılırdı.
Uyurken biri eteğini kaldırabilirdi.
Dudaklarını sımsıkı kapatıp başını çevirdi.
Tam o sırada uzun parmaklar çenesini kavrayıp başını yukarı kaldırdı.
Şişenin ağzı dudaklarına bastırıldı.
Talia dişlerini kenetledi.
Sonra Varkas, buz gibi gözlerle şişeyi kendi dudaklarına götürdü.
Ne yaptığını anlayamadan, acı bitki ilacıyla ıslanmış dudaklar onun dudaklarını kapladı.
Talia’nın gözleri irice açıldı.
Varkas yüzünü avuçlarının arasına alıp yanaklarını sıkıca bastırdı.
Aralanan dudaklarının arasına dilini sokarken acı ilaç ağzına doldu.
Talia, ince gömleğini parçalayacakmış gibi kavradı.
Ne olduğunu anlayamıyordu.
Boğazı daralırken ağzında biriken sıvıyı yutmak zorunda kaldı.
Dilleri istemsizce birbirine sürtündü.
Kırık bir inleme aralarında titreşti.
Bana zehir mi içirdi…?
Boğazı yanıyordu.
“Haa…”
Dudakları olması gerekenden çok daha uzun süre birbirinden ayrılmadı.
Sonunda Varkas geri çekildiğinde Talia, bacağındaki acıyı bile unutmuş halde ona bakıyordu.
Varkas ise her zamanki gibi sakindi.
Şişeyi yeniden kaldırıp kalan ilacı ağzına boşalttı.
Dudakları bir kez daha birleşti.
Talia tırnaklarını onun koluna geçirdi.
Varkas’ın dili sıcak ve kaygan ağzının içinde dolaşırken ilacı azar azar boğazından aşağı itti.
Talia çaresizce yutkunuyordu.
Kafasının içinde utanç, şaşkınlık ve yabancı bir his birbirine dolaştı.
İlaç etkisini göstermeye başlamıştı.
Görüşü dönüyordu.
Sıcak tükürük hâlâ boğazından kayıp gidiyordu.
Acılık çoktan kaybolmuş olmasına rağmen Varkas hâlâ yavaşça hareket etmeye devam ediyordu.
Talia paniğe kapılıp göğsüne vurdu.
Ancak o zaman yumuşak ve ısrarcı dokunuş geri çekildi.
Nefes nefese ona baktı.
Varkas’ın yüzü her zamanki gibi sakindi.
Sarsılan yalnızca kendisiydi.
Adamın bu kadar soğukkanlı görünmesi zihnini daha da karıştırıyordu.
Hepsini hayal mi etmişti?
Varkas başparmağıyla ıslanmış dudaklarını silince düşünceleri parçalandı.
Nemli ses, dudaklarının birbirine karışmış ıslaklıkla kaplandığını fark etmesini sağladı.
Talia hemen yüzünü battaniyenin altına sakladı.
Başının üzerinden sıcak bir iç çekiş geçti.
“…Şimdi uyu.”
Varkas başını göğsüne bastırdı.
Talia düzensiz nefesini onun güçlü ve sert kalp atışlarına yaslayarak dengelemeye çalıştı.
Çok geçmeden ilaç bedenine yayıldı.
Görüşü karardı.
Gömleğini sıkıca kavrayıp fısıldadı:
“Ben uyurken bacaklarıma dokunma.”
Duymuş olmalıydı ki sırtını yavaşça okşadı.
Gücü bedeninden çekildi.
Karanlık onu tamamen içine aldı.
Derin sulara düşen bir taş gibi uykuya gömüldü.
Gözlerini yeniden açtığında oda güneş ışığıyla doluydu.
Hâlâ uykulu gözlerle tavana baktı.
Sonra bir varlığı hissedip irkildi.
Varkas pencerenin önünde giyiniyordu.
Camdan süzülen ışık, oyulmuş taş gibi düzgün ve solgun bedeninin üzerinden kayıyordu.
Talia dalgınca onu izledi.
Ta ki Varkas’ın sakin bakışları onunkilere değene kadar.
Talia küçüldü.
Sanki dün gece yaşanan her şey bir hayalmiş gibi, Varkas ona yine o serin ve anlaşılmaz ifadeyle bakıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi