Bölüm 396
Çeviri: Sansanson
75.Kısım – Belli bir kalp (3)
O kısacık anda, ikisinin bakışları birbiriyle buluştu.
「 “Herkes Şeytan Krallarla nasıl başa çıkılacağını biliyor, değil mi?” 」
Aynı acıyı taşımışlar, aynı incinmişlikle yaşamışlardı.
Değer verdikleri insanları tam gözlerinin önünde kaybetmişlerdi.
「 “Son senaryoya başlayalım.” 」
Yoldaşlarını defalarca kurtarmayı başaramamışlardı.
Ve tam da bu yüzden, gözlerinin önünde ölen insanlara asla arkalarını dönemezlerdi.
Şimdiye kadar yaşadıkları hayatlar, bunun böyle olmasını garantiliyordu.
“Gidelim!”
Jung Heewon hafifçe yukarı sıçrayarak Lee Hyunsung’un elinin üzerine kondu ve Hyunsung onu güçlü bir şekilde ileri fırlattı.
Heewon bir ışık huzmesi gibi uçarak savaş alanını boydan boya geçti. [Cehennem Ateşi]’nin alevleri havada zarif bir yay çizerek ileri atıldı ve Şeytan Kral Haagenti’nin acı içinde nefes nefese kalmasına neden oldu.
Yaratık, etinin bir kısmını kesip ayırmayı başaran ateşi hızla söndürdü ve karşılık olarak vahşice kükredi. [Demek buraya saklanıyordun!]
Haagenti daha fazla oyalanmadı ve arkasında yoğun bir toz bulutu kaldırarak ileri atıldı.
“Kuwahhhp!”
Lee Hyunsung, yaratıkla güreşmeye başlamak için Haagenti’nin boynuzunu yakalarken, Jung Heewon bilincini kaybetmiş olan Kyle’ı sarsmaya başladı.
“Kyle! Kendine gel! Kyle!”
Sanki yeniden Erich Striker’a dönüşmüş gibiydi; çaresizce Kyle’ın adını haykırıyordu. Elini burnunun yakınına götürdü ve büyük bir rahatlamayla, henüz ölmediğini anladı.
「 “Senaryoyu bir kez daha deneyelim...” 」
Bu insanlar onun sesini ve <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin sözlerini duyduktan sonra bu kadar uzağa gelmişlerdi. Kendi hikâyelerini bulmak için onun peşinden gitmişlerdi.
İşte bu yüzden, onların burada ölmesine öylece izin veremezdi.
“Onu götürmeme izin verin.”
Tam zamanında, muhafız şövalyeler ona yaklaştı ve içlerinden biri Kyle’ı sırtına aldı.
“Onu size emanet ediyorum.”
“Lütfen, bize bırakın.”
Şövalye ciddiyetle başını salladı ve hızla savaş alanının arkasına doğru koştu. Heewon, Lee Hyunsung’un yardımına gitmeyi planlayarak kılıcını daha sıkı kavradı. Fakat tam o anda...
...Tüm bedenini ürpertici bir önsezi gıdıkladı.
Hayatı boyunca hiç böyle bir şey hissetmemişti.
[Kara Kale]’de Kim Dokja’yı kaybetmek üzereyken bile, 73. Şeytan Diyarı’nda onu bir kez daha kaybettiğinde bile...
“Heewon-ssi! Eğil!!”
Aynı anda, Lee Hyunsung ona ayı gibi sarıldı ve yerde yuvarlandılar. İnce bir ışık huzmesi ön kolunu sıyırıp geçti. Kendi ağzından böylesine dehşet verici bir çığlığın çıkabileceğini ancak o an fark edebilmişti.
Bu, Barbatos tarafından ateşlenen bir kurşundu.
Lee Hyunsung’un ten rengi soluk bir maviye dönmüştü; Heewon daha onun iyi olup olmadığını soramadan, Hyunsung önce konuştu. “Önce sen tahliye olmalısın. Ben biraz zaman kazanmaya çalışacağım.”
İlerleyen Haagenti’yi iki eliyle birden durdurdu ve uzaktaki Amy tarafından fırlatılan alevli mızrağı dişleriyle yakaladı. Dilini eriten ve göz bebeklerini pişiren o yoğun ısıya maruz kaldığında bile, Lee Hyunsung boyun eğmez, sarsılmaz ruhundan başka hiçbir şey olmadan buna katlandı.
– Acele et!
‘Kaizenix Takımadaları’nın içinde sıkışıp kaldıklarında onu Lee Hyunsung’a bağlayan yetenek olan ses projeksiyonunu göndermişti. Tam da o yetenekle onunla konuşuyordu.
– Buna hâlâ dayanabilirim! Ama seni de korumaya çalışırken dayanamam!
O zaman da, şimdi de; Lee Hyunsung her zaman yapamayacağı şeyleri yapabileceğini iddia ederdi. Jung Heewon’un kaçamamasının sebebi de buydu.
Şeytan Kral Stolas’ın gelen gümüş renkli pençelerini savuşturdu ve dişlerini sıktı. [Cehennem Ateşi]’nin alevleri giderek zayıflıyordu ve Lee Hyunsung’un kabuğundaki çatlaklar büyüyor, sayıca artıyordu.
‘Baştan Çıkarma ve Kısırlığın Şeytan Kralı’ Zepar güldü. [Ne üzücü bir kader bu. Ama böyle trajedilerden gerçekten keyif alıyorum.]
“Kapa çeneni.”
[Birkaç Takımyıldızı, Enkarnasyonların hikâyesine gözyaşı döküyor.]
Jung Heewon, hayatlarının diğerleri için bir eğlence hikâyesi olmadığının kesin kanıtını geride bırakabilmek adına kılıcını çaresizce salladı.
Kaçan Reenkarnatörler onların mücadelesini izliyordu.
Onları kurtarmak için, Jung Heewon ve Lee Hyunsung savaşıyordu.
[Nebula <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin etkisi giderek büyüyor.]
[Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın temeli sarsılıyor.]
İlk defa, rahat bir hava içinde keyif çatan Şeytan Kralların ifadeleri değişti.
[Bunun tadını daha fazla çıkaramayacak olmamız ne üzücü.]
Ve bir kez daha, siyahımsı bir ışık huzmesi patladı. Kurşun uzayı yırtarak ileri doğru uçtu. Bu Barbatos’ın uzmanlığı olan, [Yıldız Yok Eden Kurşun]’du.
Bu sefer kaçınılması imkânsızdı.
Jung Heewon potansiyel hasar alanını en aza indirmeye çalışarak büzüldü, ancak birisi onun üzerini kapattı. Boğuk, ağır bir darbe hissiyle birlikte, bir şeyin patlayarak yok olduğunu duydu.
BAM!
Kurşun sadece bir taneyle bitmedi.
BAM!!
Birincisi, sonra ikincisi ve bir diğeri; ardı ardına ateşlenen kurşunlar patladı, parçaladı ve ‘bir şeyi’ yok etti.
[Hikâye En Saf Yoldaşlık telaşlanıyor.]
Jung Heewon çaresizce debelendi ve kendisini koruyan kişiye sarılarak yerde yuvarlandı. Bu, kurşunlarla parça parça olmuş bir insan bedeniydi. Kanlı bir yüz ona doğru gülümsüyordu. Bir şeyler söylüyordu ama yavaşça, çok yavaşça gözlerini kapattı.
[Hikâye Kılıç ve Kalkan, hikâye anlatımını durdurdu.]
“Hyunsung-ssi?”
[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi büyük hasar aldı.]
“Hyunsung-ssi, lütfen uyan.”
Sanki perde arasına ulaşmışlar gibi, silah sesleri tam o anda durdu.
O an kafasının içinde bir şey koptu. Jung Heewon, Lee Hyunsung’u bir kez daha sarstı.
“Hyunsung-ssi.”
Gözlerini açmadı. Dudakları hiçbir şey söylemedi ve burnu hiçbir şey solumadı. Kulakları da hiçbir şey duymuyordu.
“Ayağa kalk!!!”
Ama Heewon ona henüz cevabını vermemişti.
“Ayağa kalk! Ayağa kalksana artık!!”
Ve sonra... Şeytan Krallar yeniden harekete geçti.
Jung Heewon, Lee Hyunsung’un iri bedenini hızla yukarı kaldırdı ve tüm gücüyle koştu. Şimdiye kadar sergilediği en yüksek hızla koşuyordu. Bacaklarındaki kaslar yırtılacak ve kalbi zorlanacak kadar hızlı ve sert koştu. Silah sesleri çok geçmeden yeniden başladı ve vücudunda yaralar birikti.
Ancak, yine de koşmaya devam etti. Bu yerdeki her şeyden kaçmaya devam etti.
Eğer Kim Dokja olsaydı; eğer o olsaydı, Lee Hyunsung’u kurtarabilirdi.
Shin Yoosung’u kurtarmıştı ve Yoo Sangah’yı da kurtarmayı başarmıştı. Yani, Lee Hyunsung’u kesinlikle kurtarabilirdi.
Ölüm bu yerde hiçbir şeydi.
Ölüm onları ayıramazdı.
Jung Heewon, gözyaşları yüzünden aşağı süzülürken koştu. Bu sadece zaman kazanmaktan ibaret olsa bile, o zaman her şeyi değiştirmek için kritik öneme sahipti.
Bu yüzden koştu. Ve biraz daha koştu. Ne kadar süre böyle koşmuştu? Görüşü giderek bulanıklaştı ve sonunda bir çamur birikintisinin içine yığıldı. Ölü Reenkarnatörlerin kokuşmuş leş kokusu manzarayı dolduruyordu. Vücudunda bir damla bile enerji kalmamıştı.
Lee Hyunsung’un kalp atışına gelince, artık onu duyamıyordu.
[Uriel’in Enkarnasyonu, nereye saklanıyorsun?]
Yaklaşan Şeytan Kralların varlığını hissetti ve nefesini tuttu. Şans eseri olsun ya da olmasın, mevcut Statüsü şu anda tanınmayacak derecede kırılmıştı ve onu diğer Reenkarnatörlerden ayırt etmek zordu.
[Eğer dışarı çıkmak istemiyorsan, pekâlâ, biz de geri kalanları öldürürüz.]
Şeytan Kral Amy güldü ve alev mızrağını sallamaya başladı.
Çevresinde hâlâ hayatta kalan pek çok Reenkarnatör vardı. Onlar, Jung Heewon’un kurtarması gereken insanlardı. Kurtarmış olması gereken insanlardı.
Gözlerini sımsıkı kapattı.
‘Özür dilerim’.
Onun adalet duygusu ancak buraya kadar uzanabiliyordu.
Patlamaların alevlerinin kükrediğini duydu ve gözlerini tekrar açtıktan sonra göreceği sahneleri hayal etmeye başladı.
Reenkarnatörlerin yanarak can verdiği, paramparça olduğu ve havaya uçtuğu manzaralar; ölenlerin ona karşı öfkeyle dolu yüzleri; kaçmaya çalışırken parmaklarını ona doğrultan insanların ifadeleri.
Jung Heewon dua etti; en azından bir kişinin daha kaçmayı başarması için dua etti. Sadece biraz daha uzağa bile olsa, Kim Dokja varana kadar dayanabilmeleri için.
“İşte burada!”
Ve sonra, birisi bağırdı.
“Ben Uriel’in Enkarnasyonu, Jung Heewon’um!”
Telaş içinde gözlerini açtı; bunu söyleyen kişi çok iyi bildiği biriydi. Az önce kurtardığı şövalye Kyle’dan başkası değildi.
Ve onun yanında da yaralı Kyle’ı taşıyan şövalye vardı.
“Hayır, Jung Heewon benim!”
“Hayır, benim! O benim! Gelin ve onun yerine beni öldürün!”
[...Lan yavşaklar, hepiniz topluca aklınızı mı kaçırdınız?]
Reenkarnatörler kaçmıyordu.
‘Kaizenix Takımadaları’ndan onunla birlikte gelenler, diğer bölgesel çatışmalarda kurtarmayı başardıkları, hepsi onun yanında duruyor ve avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı.
“Ben Jung Heewon’um!”
“Ben Lee Hyunsung’um!!”
Reenkarnatörler ayağa kalktılar ve sanki kendilerininmiş gibi onun adını ve Lee Hyunsung’un adını haykırdılar. Bunu yaparlarsa ne olacağını bilmelerine rağmen.
“Ben Yoo Joonghyuk’um!”
Buradaki herkes kendi ölümüne bakıyordu.
“Ben Kim Dokja’yım!”
“Ben Han Sooyoung’um!!”
Kurtarıcılarının isimlerini, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin isimlerini çağırıyorlardı.
“Ben Jung Heewon’um!”
Sanki bu, hepsinin bağlı kalmaya karar verdiği adaletti. Ya da sanki bu kez, kendilerini kurtaracak tanrılar olmak istercesine.
“Uwaaaah!!”
Adını haykırdıktan sonra Kyle, en yakındaki Şeytan Kral’a doğru atılmaya başladı. Ters yönde kaçan Reenkarnatörler şimdi geri dönüyorlardı.
Kimisi gözyaşları içindeydi, kimisi öfke doluydu, kimisi ise çaresizlik içindeydi.
[Geçerli senaryoda <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin etkisi daha da güçleniyor!]
Şeytan Krallar şaşkına döndüler ve Statülerini serbest bırakmaya başladılar.
[Bu deli aptallar nasıl cüret eder...!]
Reenkarnatörler tam gözlerinin önünde parça parça ediliyordu.
Bir Şeytan Kral’ın hafif bir dürtmesine bile dayanamıyorlardı. Öyle olsa bile, bağırmayı bırakmadılar. Kimisi Jung Heewon’un adını haykırıyordu, kimisi ise Lee Hyunsung’unkini. Kimisi de ölümün kucağına kendilerini bırakırken Kim Dokja’nın adını çağırıyordu.
Bu mutlak kargaşanın savaş alanında kısılan Jung Heewon titremeye başladı.
Neden böyle katlediliyorlardı?
Aşağıda yığılıp kalmış olan Lee Hyunsung’a baktı, ardından bakışlarını <Yıldız Akışı>’nın kararmış göklerine dikti. Sayısız yıldız ona tepeden bakıyordu.
Yukarıda ışıldayan pek çok yıldız olmasına rağmen...
...Bir tanesi bile ona yardım etmek için aşağı inmemişti.
Jung Heewon yerinden doğruldu.
“…Ben.”
Ve sonra, Şeytan Krallara doğru koştu.
“Ben Jung Heewon’um!!”
[Demek oradaydın!]
Pençeler uçarak geldi ve uzaklaşmadan önce sırtını tırmaladı.
[Özel yetenek Yargı Vakti’nin etkinleştirilmesini talep ettin!]
Sadece bu seferlik bile olsa, kim olduğu fark etmez — yeter ki bana güçlerini ödünç versinler...
[Mutlak İyilik tipi Takımyıldızlarının çoğunluğu yetenek aktivasyonuna karşı çıkıyor.]
[Yetenek aktivasyonu iptal edildi.]
Umutsuzca istedikleri neden yargılanamıyordu?
O hâlde ‘İyi’ ve ‘Kötü’ neydi?
“…Bu ‘Mutlak’ saçmalığı da neyin nesi?”
Buna neden keyfi olarak karar veriyorsunuz?
Ve ben neden buna uymak zorundayım?
Barbatos’un kurşunu uçarak geldi.
Onun yıpranmış duyguları, şiddetle yanmaya başlayan bir çıra oldu.
[Tüm Hikâyelerin talihsizliğine tepki veriyor.]
Duygularının her bir teki şimdi sadece tek bir şeyi işaret ediyordu.
[Tüm Hikâyelerin iradene tepki veriyor.]
Ve bu da ‘intikamdı’.
[<Yıldız Akışı> şimdi senin Hikâyene bakıyor.]
「Hepsini yargılamak istiyorum. 」
[İçinde yeni bir Hikâye filizleniyor!]
Bir sonraki anda, tüm vücudundan güçlü ışık ışınları patladı.
Işığın muazzam patlaması [Yıldız Yok Eden Kurşun]’un yörüngesini saptırmaya zorladı ve aynı zamanda, yakın çevredeki Şeytan Krallar da geriye doğru itildi.
Jung Heewon o sırada kulağına gelen mesajları duydu.
[Enkarnasyon Jung Heewon’un Niteliğinin evrimi yaklaşıyor.]
[Niteliğini evrimleştirme fırsatı geldi!]
Bir zamanlar ‘büzüşen kişi’, karşılaştığı tüm kötülükleri yargılamak adına ‘Kötülüğün Yargıcı’ olmuştu.
Bu durumda, ‘İyilik’ tarafından ihanete uğrayan yargıca ne olacaktı?
[Efsanevi bir Nitelik kazandın.]
Kılıcından parlak beyaz bir ışık aurası patladı; Hikâyenin kaynayan, taşan enerjisi tüm bedeninden serbest bırakıldı. Ve ardından, Şeytan Kralların manzarasını içine çekerken Jung Heewon’un gözlerinde Kaosun Halkası cisimleşti.
[Yıkımın Yargıcı oldun.]
*¹ Resmî olmayan fan illüstrasyonu.
+
Bölüm Sonu Notları:
[ÇN: Çevirdiğim ilk kaynakta Jung Heewon’un ikinci niteliği ‘Yıkımın Yargıcı’ olarak çevrilmişti (Bölüm 25). Ama görünüşe göre doğru çeviri ‘Kötülüğün Yargıcı’ymış. Yıkımın Yargıcı’nı ise bu bölümde kazanıyor. Hatayı düzeltmek için önceki bölümleri düzenleyeceğimTT]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.