Bölüm 45
Bölüm 45: Genişleme (1)
Kapının yanındaki şifreli panele o titreyen parmaklarımla vurdum. Sürgüler büyük
bir gıcırtıyla geri çekildi.
Tısssssss... GÜÜÜM.
Ağır çelik kapı yana doğru kaydı. Ama bizi karşılayan şey, o her zamanki huzurlu
ve vanilya kokulu ılık hava olmadı. Kapı açılır açılmaz, sığınağın içinden gelen
o kulak tırmalayan, gürültülü ağlama ve feryat sesleri yüzümüze bir tokat gibi
çarptı.
“Hayır... Hayıııır! Kızıııım! Gitme ne olur gitme!“
Murat’ın yırtıcı, boğuk feryadı sığınağın koridorlarında yankılanıyordu.
Hemen içeri daldık. Sırtımdaki Aslı’yı yavaşça yere bıraktım. Çantamı elimden
düşürdüm; içindeki o binbir güçlükle bulduğumuz, hayatımızı tehlikeye atarak
getirdiğimiz ilaç şişeleri yere döküldü, fayansın üzerinde yuvarlandı. Ama artık
hiçbir anlamları yoktu.
Oturma odasının ortasındaki koltuğun üzerinde, küçük Lale bebeğin cansız, soluk
bedeni yatıyordu.
Murat, kızının cenazesinin önünde diz çökmüş, hıçkırarak ağlıyordu. Gözyaşları
tüm üstünü, kazağını ıslatmıştı. Ses telleri bağırmaktan, feryat etmekten
tamamen çatlamıştı; artık sadece boğuk, hırıltılı bir fısıltıyla ağlıyordu.
Elif ise odanın en karanlık köşesinde, halının üzerine uzanmıştı. Ağlaması
bitmişti. Gözlerindeki o yaşlar kurumuş, tamamen sessizliğe gömülmüştü. Boş
gözlerle duvara bakıyordu, yaşayan bir ölüden hiçbir farkı yoktu.
Pelin koşarak yanıma geldi. Boynuma sarıldı, hıçkırarak ağlamaya başladı. “Çok
geç kaldınız Alphan...“ diye fısıldadı kulağıma. “Çok geç kaldınız... Havale
geçirdi. Kalbi dayanmadı.“
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Sıcak sığınağın ortasında, dizlerimin bağı
çözüldü, yere çöktüm. Geç kalmıştık. O fırtına, o mutant çekirgeler bizi
saatlerce geciktirmişti. Ve bu gecikme, o küçük, günahsız bir canın yitip
gitmesine sebep olmuştu. İçimi kapkara, ezici bir suçluluk duygusu kapladı.
Osman yanıma geldi, elini omuzuma koydu. Beni teselli etmek istiyordu ama onun
da gözleri yaşlıydı. “Elimizden geleni yaptık abi,“ dedi fısıldayarak. “Buraya
bundan daha erken ulaşamazdık. Kendini harap etme.“
“Eğer...“ dedim, sesim hıçkırıklarımın arasında boğulurken. “Eğer o gençleri
kurtarmasaydık... Onların arkasından o Temizlikçilerle savaşmasaydık, belki...
belki yetişebilirdik Osman.“
“Abi, kendini suçlamaya çalışma,“ dedi Osman, beni sarsarak. “O fırtınaya, o
devasa doluya her türlü maruz kalacaktık. Sokaklarda o sığınak olmasaydı biz de
ölecektik. Buraya daha erken ulaşmamız fiziksel olarak mümkün değildi.“
Yavaşça ayağa kalktım. Adımlarım beni Murat’ın yanına doğru sürükledi. Ona ne
diyeceğimi, bu acıyı nasıl hafifleteceğimi bilmiyordum. Sadece yanında olmak
istedim.
“Murat...“ dedim, elimi omzuna koymak için uzatarak.
Murat sesimi duyunca bir anda durdu. Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri
kıpkırmızıydı, yüzü acıdan ve öfkeden tanınmaz haldeydi. Beni gördü. Çantamdan
dökülen o ilaç şişelerini gördü. Ve arkamdaki o dört yeni genci...
Bir anda yerinden fırladı. Dev bir dalga gibi üzerime çöktü.
KÜT!
Yüzüme inen o ilk yumrukla kendimi yerde buldum. Murat’ın elleri beton gibi
sertti. Acıyı hissetmeye fırsat bulamadan üzerime çullandı.
GÜM! KÜT!
“Geç kaldın!“ diye bağırdı, çatallı, yırtık sesiyle. “Kızım öldü lan benim!
Neredeydin! Neredeydin piç!“
Yüzüme, gözüme yumruklar inmeye devam etti. Karşı koymadım. Hak ettiğimi
düşünüyordum. Eğer o yumruklar beni öldürecekse, buna razıydım. Yüzüm gözüm kan
içinde kalmıştı, burnumdan ve ağzımdan akan sıcak kanı hissedebiliyordum.
“Murat Abi dur! Yapma!“ diye bağırdı Osman, Murat’ın arkasından sarılarak.
Emre ve Berk de hemen araya girdi. Murat’ı kollardan tutup zorla üzerimden
çektiler. Murat hala debeleniyor, bana doğru tekme atmaya çalışıyordu. “Bırakın
beni! Onun yüzünden öldü Lale! Onun yüzünden! Aaaaahh!“
Pelin yanıma çöktü, başımı kucağına aldı. “Alphan! Alphan gözünü aç ne olur!“
diye ağlıyordu.
Yerde, sırtüstü uzanmış halde sığınağın o beyaz tavanına baktım. Yüzümdeki
fiziksel acı, içimdeki o suçluluk duygusunun yanında sadece ufak bir
karıncalanmaydı. Yeni insanlar kurtarmıştık ama en değerli parçamızı,
geleceğimizi o soğuk tünellerde kaybetmiştik.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.