Bölüm...
Action, Epic, Fantasy, Novel

Bölüm 4

4.Bölüm
Yazar: MRBEKTAS Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.537

 
Bölüm 4
Zeke keskin bir sesle dedi ki;
“-Ne var, Decker?“
Decker monoklunu düzeltti ve dedi ki
“-Az önce Pankration test alanında olanları duydum, genç efendi.“
Zeke ilgisizmiş gibi başını çevirip dedi ki:
“-Eee?“
“-Leon Conrad ve Jakenn Vardec’i fena dövdüğünü duydum. Doğru mu?“
Zeke küçümseyerek güldü.
“-Zaten biliyorsun, niye soruyorsun?“
Decker Zeke’ye yaklaştı.
“-Doğduğun günden beri seni izliyorum, genç efendi.“
Zeke üstünü değiştirirken dedi ki:
“-Biliyorum.“
Decker, Zeke aileden sürülene kadar onunla ilgilenmişti.
Klan reisi olan babası, Kutsama Töreni’nde aurasını uyandıramadıktan sonra onu bir kez bile görmemişti.
Annesi küçükken ölmüştü, babası da yok gibiydi, bu yüzden Decker onun için adeta bir ebeveyndi.
Aile tarafından çöp muamelesi gördüğünde bile yanında kalan tek kişi Decker’dı.
Decker Zeke’ye bakarak dedi ki:
“-Ne olduğunu sorabilir miyim?“
“O piç kuruları bana bulaştı, ben de dövdüm. Daha ne lazım?“
Zeke’nin sert sözlerine rağmen Decker sessiz kaldı.
Zeke Decker’a bakıp dedi ki:
“-Ne söylemek istiyorsun, Decker?“
Decker yavaşça konuştu:
“Genç Efendi, nabzınızı bir kontrol edebilir miyim?“
Nabzını kontrol etmek, aurasını uyandırıp uyandırmadığını kontrol etmek demekti.
Zeke Decker’a baktı ve sessizce elini uzattı.
“-Lütfen. Buyur.“
Decker Zeke’nin bileğini tuttu.
Woooong!
Zeke Decker’ın aurası bedeninde dolaşırken irkildi.
Decker’ın aurası Zeke’nin bedeninin her noktasını inceledi.
Zeke o anda geçmiş hayatında fark etmediği bir şeyi anladı.
’-Mavi Şövalye mi?’
Decker’ın aurasının Zeke’nin bedeninde serbestçe dolaşma şekli alışılmadıktı.
’Ana aileden bir hizmetkâr olsa bile, bir Mavi Şövalye gerçekten bir çocuk için ev işleri mi yapıyor?’
Bu saçmaydı. (ÇN: Muhtemelen ileride anne tarafı ile ilişkili çıkacak)
Küçük krallıkların şövalye birliklerinde bile Mavi Şövalyeler genelde komutan olurdu.
Zeke’nin şüpheleri artarken bedenini inceleyen Decker dudaklarını sıkıca bastırdı.
Bunu görünce Zeke içten içe güldü.
’Ne kadar kontrol ederse etsin, hiçbir aura hissedemeyecek.’
Eter salonunu açmak, alt dantianı açmaktan temelden farklıydı ve neredeyse kimsenin bilmediği bir yöntemdi.
Zeke bile ustasından ilk duyduğunda bunun saçma olduğunu düşünmüştü.
Çünkü bu, sağduyuya aykırı bir kavramdı.
Aurasını uyandırıp alt dantianını açan şövalyeler mana kullanamazdı.
Tersine, manasını uyandırıp kalbinde bir çember oluşturan büyücüler de aura kullanamazdı.
Bir bedende hem alt dantian hem de çember bulundurmak imkânsızdı.
Şifa gibi bir büyüyü kullanabilen Zeke aura kullanamazdı.
Ama eter salonunu açarak hem büyünün hem auranın kaynağı olan manayı kullanabilir hale gelmişti.
Manayı kullanarak Zeke auradan farklı bir güç kullanabiliyordu.
Decker Zeke’ye bakarak dedi ki:
“-Benden bir şey mi saklıyorsun, genç efendi?“
Bu ciddi soruya karşılık Zeke de ona bakarak dedi ki:
“-Sen benden bir şey saklıyor musun, Decker?“
Zeke’nin sözleri üzerine Decker çenesini kapattı.
Geçmiş hayatında Decker, Zeke aileden atılana kadar son ana kadar onu koruyan sadık bir hizmetkârdı.
Ama artık Decker’ın gücünü sakladığını bildiği için gardını düşüremezdi.
’Belki de... diğer doğrudan soylar onu bilerek buraya yerleştirdi.’
Decker yavaşça konuştu:
“-Neden bir anda değiştiğinizi sorabilir miyim?“
Daha dün Zeke Pankration testinden nasıl kaçacağını düşünüyordu.
Ama bir gün içinde köklü şekilde değişmişti.
Zeke dönüp Decker’a baktı.
“-Yanlış soruyu soruyorsun.“
Decker’ın gözlerinde garip bir ışık titredi.
Zeke ürpertici bir sesle devam etti:
“-Daha önce neden değişmediğimi sormalıydın.“
Decker Zeke’nin sorusuna cevap vermedi.
Zeke cevap beklemiyormuş gibi elini salladı.
“-Bir hafta sonraki testin kılıç düellosu olduğunu biliyorsun, değil mi?“
Decker başını salladı.
“-Evet, genç efendi.“
“-Bana bir kılıç hazırla.“
“-Her zamanki kullandığınızdan farklı mı?“
“-O içi boş çöp parçasıyla nasıl düello yapayım?“
 Zeke kaşlarını çatarak dedi ki:
“-Bana bir claymore(İki elli şövalye kılıcı) hazırla.“
Decker sakin bir sesle cevap verdi:
“-Claymore’lar normal kılıçlardan daha uzun ve ağırdır.“
“-Biliyorum. Ne kadar ağır olursa o kadar iyi. Sonra kendim ayarlarım, sen depodan bir tane getir.“
Decker dikkatle Zeke’ye baktı ve başını salladı.
“-Nasıl isterseniz, genç efendi.“
“-Bir de öğleden sonra için kişisel antrenman odasını ayırt. Yemekten sonra direkt gideceğim. Kılıcı da oraya bırak.“
“-Emredersiniz.“
Tüm talimatları aldıktan sonra Decker tek kelime etmeden odadan çıktı.
Decker çıkar çıkmaz Zeke derin bir nefes aldı.
“-Of... Geri döndüğümden beri geçmiş hayatımda bilmediğim şeyleri öğrenip duruyorum.“
Zeke kendini sakinleştirip bildiği gelecek hakkında düşüncelerini toparladı.
Geleceği bilmek güçlü bir silahtı.
Önümüzdeki 20 yıl içinde kıtada büyük küçük birçok olay yaşanacak ve büyük bir değişim dönemi başlayacaktı.
Bildiği geleceği kendi lehine kullanmak için planlar yaptı.
’Bekleyin Drakerlar. Bu sefer, geçmiş hayatımdan farklı olarak sizi sonuna kadar kullanacağım.’
****
Öğleden sonra Zeke ayırttığı kişisel antrenman odasına gitti.
Draker Klanı’nın yaptığı bir antrenman odasından bekleneceği gibi tüm ekipmanlar son teknoloji ürünüydü.
Kılıç sallarken duruşunu kontrol edebilmesi için duvarlara aynalar yerleştirilmişti ve ayrıca çeşitli kas geliştirme aletleri ile antrenman silahları da bulunuyordu.
Antrenman odasına göz gezdiren Zeke masanın üzerindeki claymore’u buldu.
“-Beklendiği gibi Decker. İşini kusursuz yapmış.“
Claymore’u kaldırdı.
Sadece kılıcın ağız kısmı bir metreden uzundu ve üç kilodan fazlaydı.
Bir bastard sworddan (orta çağ’da ortaya çıkmış çift elli kılıç) daha küçüktü ama on iki yaşındaki Zeke için kesinlikle ağır bir kılıçtı.
“-Hmm... ağırlık dengesi iyi.“
Burası şövalyelerin şövalyesi olan Ejderha Avcısı ailesinin ana tesislerinden biriydi.
Depodaki tek bir kılıç bile özensiz yapılmamıştı.
’Yine de eskiden kullandığım kadar iyi değil.’
Aslında Zeke’nin geçmiş hayatında kullandığı claymore özel bir kılıçtı, bu yüzden kıyaslanamazdı.
Bunu bildiği için pişmanlığını bastırdı ve claymore’u iki eliyle tutarak duruş aldı.
“-Of...“
Geçmiş hayatında çok daha ağır kılıçları bile rahatça savurabiliyordu ama çocuk bedeninde onu tutmak bile yük oluyordu.
Zeke claymore’u yavaşça savurdu.
Güm!
Kılıcın ağırlığını kontrol edemeyince ucu antrenman alanının zeminine çarptı.)
Zeke claymore’u tekrar kaldırdı.
“-Onu kullanmadan zor oluyor.“
Gözlerini kapattı ve eter salonuna odaklandı.
Alt karnından sıcak bir enerji akarak tüm bedenine yayıldı.
Bu, aura ya da büyü değil, doğanın saf enerjisi olan manayı kullanan bir yetişim tekniğiydi.
Aslında insanların öğrenemeyeceği bir teknikti.
Manayı tüm bedenine yaydıktan sonra Zeke claymore’u tekrar savurdu.
Whoosh!
Hareketleri öncesine göre çok daha iyiydi.
Alt bedeninin duruşunu sabitleyip temel savurma hareketini tekrar etti.
Whoosh! Whoosh! Whoosh!
Her savuruşta kılıç daha tanıdık hissettirdi ve havayı biçen ses yankılandı.
Sonra bir noktada havayı biçme sesi bile kayboldu.
Zeke kılıcı bıraktı.
“-Ugh! Önce dayanıklılığımı artırmam lazım. Yoksa bu kılıcı sallarken yığılırım.“
Yetişkinken Zeke 180 cm’den uzundu. Tüm vücudu esnek ve dayanıklı kaslarla kaplıydı. Sağlam bir fiziğe sahipti.
 Şimdi ise zar zor 160 cm’yi geçen, küçük yapılı ve neredeyse kası olmayan bir bedene sahipti.
Geçmiş hayatında öğrendiği dövüş teknikleri ve uyanmış yetenekleri olmasaydı Pankration’da kuzenlerini yenmesi mümkün olmazdı.
Kılıcı birkaç kez salladıktan sonra ağrıyan bedenine bakıp Zeke dilini şaklattı.
“-Gerçekten... gençken bedenim tam bir çöptü.“
Gizli tekniğini kullanmaya karar verdi.
“-Şifa.“
Işık tüm bedenine yayıldı ve kaslarındaki ağrı kayboldu.
Zeke iyileşen kolunu kaldırdı ve memnun bir ifadeyle kılıcı tekrar kavradı.
Zeke geçmiş hayatında Şifa’yı böyle kullanıyordu.
Kaslarını aşırı zorlar, Şifa ile iyileştirir, sonra tekrar zorlayarak kas liflerini diğerlerinden kat kat daha güçlü hale getirirdi.
Bu antrenman yöntemi sayesinde kendisinden daha iri ve daha yüksek rütbeli şövalyeleri bile alt edebilmişti.
Bu, olağanüstü zihinsel güç ve irade olmadan imkânsız olan sert bir antrenman yöntemiydi.
“-Bir hafta. Biraz sıkışık ama... bir şekilde uyum sağlamam lazım.“
Claymore’u durmaksızın tekrar tekrar savurdu.
***
Pankration değerlendirmesinin üzerinden bir hafta geçti.
Bu süre boyunca Zeke’nin performansı öğrenciler arasında sıcak bir konu haline geldi.
Draker Klanı’nın doğrudan soyundan gelmesine rağmen zayıf görülen Zeke, bu yıl sonu değerlendirmesinde tamamen farklı bir yüzünü göstermişti.
Bazı öğrenciler Zeke’nin kara büyüyle elde edilmiş kötü bir güç kullandığını bile düşünmeye başladı.
Ve sonunda yıl sonu değerlendirmesinin son etkinliği olan kılıç düellosu günü geldi.
Beşik’te yemek saatleri sabitti.
Eğitim sert olduğu için yemekler dengeli besinlerle özenle hazırlanıyordu.
 
 Özellikle açık büfe olarak hazırlanan kahvaltı, öğrencilerin istedikleri kadar yemesine olanak sağlıyordu.
Sıradan öğrencilerin kullandığı ortak yemek alanının yanında, yalnızca Draker kan ittifakındaki seçkin ailelerin çocuklarının girebildiği ayrı bir yemek salonu vardı.
Besin dengesine odaklı sıradan yemeklerin aksine burada lüks yemekler servis ediliyordu.
Owen, Reina, Jakenn ve Leon hazırlanmış yuvarlak masada oturuyordu.
Hizmetkârlar efendilerinin istediği yemekleri önlerine koyuyordu.
Owen bıçak ve çatalını alıp sade balık yemeğini zarifçe lokmalara böldü.
Öte yandan Reina’nın önüne bütün bir biftek konmuştu.
Kanlı biftekten büyük bir parça kesip ağzına attı ve çiğnedi.
Bu, tüm klanlar arasında en güçlü fiziğe sahip olmasıyla bilinen Turunn Klanı varisine yakışır bir öğündü.
Jakenn ve Leon yemeğe dokunmadan oturuyordu.
Onları öyle görünce Owen dedi ki:
“-İştahınız olmasa bile bir şeyler yemelisiniz. Öğleden sonraki düello için karnınızın tok olması lazım.“
Bu sözler üzerine Leon başını kaldırıp Owen’a sert bir bakış attı.
“Kavga mı arıyorsun?“
Owen kayıtsız bir ifadeyle başını salladı.
“-İyiliği kabul etmeyi bilmeyen biriyle konuşmanın anlamı yok.“
Leon ayağa fırladı.
“Sen nasıl cüret...“
Tam o sırada bifteğini neredeyse bitirmiş olan Reina başını kaldırıp Leon’a baktı.
Leon onun bakışı karşısında irkildi ve yavaşça tekrar oturdu.
O ana kadar sessiz kalan Jakenn konuştu.
“-Peki, ne yapacağız?“
Owen, Reina ve Leon onun sözleriyle başlarını kaldırdı.
Hepsi Jakenn’in neyi kastettiğini biliyordu.
’Zeke Draker.’
Owen ağzını silerken dedi ki:

“-Yani... şans mıydı bilmiyorum ama kılıç ustalığı konusunda fazla bir şey yapamaz.“
Gözlerinde soğuk bir parıltıyla devam etti,
“-Zeke’nin başka neler sakladığını bugün göreceğiz.“
Bifteğini tamamen bitiren Reina aniden ayağa kalktı.
Sandalyesine yaslı duran kılıcı kaldırdı ve dedi ki:
“-Bu gerçekten sana şans eseri gibi mi göründü?“
Sözleri Owen’ın dikkatini çekti.
Reina masada hâlâ oturan üçlüye bakıp dedi ki:
“-Siz Draker şövalyesi olmaya layık değilsiniz.“
Bunu söyleyip yemek salonundan çıktı.
“-O kibirli kaltak...“
Leon öfkeyle titreyerek elini masaya vurdu.
Owen parmaklarıyla masaya vururken zihni hızla çalışıyordu.
’Reina ve Zeke. Bu iş ilginçleşebilir.’
Kutsama Töreni’nden önce, on yaşında aurasını uyandırmış bir dahi.
Görünüşe göre Reina Turunn avını bulmuştu.
Bölüm Sonu
Çeviri ve Edit : MrBektas 


 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi