Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 101

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.553



Sinirleri gerginleşmişti.
Keskin kokulu sıvıyı dar ve nemli ağzına yavaş yavaş damlatırken, kızarmış yüzü hafifçe buruştu. İksirin tadından gerçekten nefret ediyor gibiydi.
Fakat onun ne hissettiğini anlayamıyordu. Keskin ot kokusunu ve dilini yakan yoğun acılığı hissedebiliyordu, ancak bu duyumlar onda herhangi bir rahatsızlık yaratmıyordu.
Varkas, sımsıkı kapanmış dudaklarının arasına dilini defalarca uzatıp geri çekti; titreyen bedenini kendine daha da yaklaştırdı.
Kadın ağzında biriken sıvıyı yuttu ve hafifçe ürperdi. Kesik kesik nefesleri boğazını nemlendiriyordu.
Dilini onunkiyle buluşturmaya çalıştı, ancak istediği gibi olmayınca başını kaldırdı.
Bu yabancı temasla darmadağın olmuş yüzü gözüne ilişti.
Tam o anda omurgasından aşağı keskin bir ürperti geçti.
Başparmağıyla şişmiş alt dudağına bastırıp çenesini araladı. Ardından, aralanmış dudaklarından dökülen düzensiz nefesleri içine çekerken kaba bir sesle buyurdu:
“Dilini çıkar.”
Nemle dolmuş gözleri endişeyle titredi.
Parmağını dişlerinin arasına sokup ıslak diline hafifçe bastırdı.
Sabırsızlığını gizleyemeyen bir ses tonuyla tekrar konuştu:
“Çabuk.”
Şaşkın gözlerle ona bakan kadın, temkinli bir şekilde dilini uzattı.
Varkas hiç vakit kaybetmeden onu ağzına aldı ve usulca emdi. Kırılacakmış gibi zayıf görünen bedeni bir anda kasıldı.
Elini sertleşmiş ensesine dolayarak başını biraz daha geriye yatırdı.
Küçük dili baştan çıkarıcı biçimde titriyordu. O uzaklaşmaya çalıştıkça Varkas ince belini koluyla sarıp onu inatla yerinde tuttu.
İnce kumaşın altından narin kemik yapısını ve yumuşak kıvrımlarını hissedebiliyordu.
İki mevsim içinde gözle görülür şekilde zayıflayan bedeni, en ufak dokunuşta parçalanacakmış gibi görünüyordu. Sebebini anlayamadığı bir huzursuzluk hissedince tuttuğu dili bıraktı.
Şeffaf bir tükürük damlası şişmiş kızıl dudaklarından aşağı süzüldü. Varkas onu diliyle toplarken, kulağına ağlamayı güçlükle bastıran bir ses ulaştı.
Kadın ona ateşler içinde yanıyormuş gibi görünen gözlerle baktı.
“Bunu neden yapıyorsunuz?”
Varkas kaşlarını çattı.
Aynı soruyu ona sormak istiyordu.
Neden yapmayalım ki?
Onlar karı kocaydı.
Bundan çok daha yakın davranışların bile yadırganmayacağı bir ilişkiydi bu. Sadece onun istemeyeceğini bildiği için şimdiye kadar böyle bir şey talep etmemişti.
Ama ilk uzanan sendin.
Onu suçlama isteğini bastırarak, anlam veremediği gözlerinin içine baktı.
Şaşkınlık, temkin ve kuşkuyla dolu o bakışlar midesini burkuyordu.
Yavaşça tutuşunu gevşetti.
“Bunu yapmamdan hoşlanmıyorsan, beni bir daha kışkırtma.”
Kadın dudağını ısırdı ve bakışlarını yere indirdi.
Buruşmuş dudakları yine dikkatini çekti. Kendi hâline alaycı bir şekilde gülüp yataktan kalktı. Ancak ardından gelen gergin ses sinirlerini yeniden gerdi.
“B-ben hoşlanmadığımı ne zaman söyledim?”
Varkas ona soğuk gözlerle baktı.
Sanki kendisinden alınmış bir şeyi geri istiyormuş gibi konuşuyordu.
“Ağlamayacağım. Devam edin. Hâlâ biraz ilaç kaldı, değil mi?”
Bir anlığına karnının derinliklerinden yakıcı bir sıcaklık yükseldi.
Neredeyse tiksintiye benzeyen bu duygu karşısında kaşlarını çattı.
Bu kadın ondan tam olarak ne istiyordu?
“Sana acı çektirmek istiyorum. Çok fazla acı.”
Yıllar önce, uyuşturucunun etkisi altındayken mırıldandığı sözler zihninde yankılandı.
O zamanlar bunu önemsiz bir hezeyan olarak görmüştü. Aradan on yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ acı hissi geri dönmemişti. Hatta acının nasıl bir duygu olduğunu bile artık hatırlamıyordu.
Ama şu anda hissettiği şeyin belki de acıya en yakın duygu olabileceği aklından geçti.
“İstemiyorsanız gidin o zaman.”
Uzayan sessizliğe daha fazla dayanamayarak Talia onu göğsünden itti.
Varkas, elini kaçırmasına izin vermeyecekmiş gibi bileğini kavradı ve hafifliği neredeyse akıl almaz olan bedenini kucağına çekti. Gerginlikten taş kesilmiş bedeni anında gevşedi.
Parmaklarını ipek gibi yumuşak saçlarına doladı ve nemlenmiş dudaklarını ısırdı.
Bu kadın, yalnızca başkalarını değil, kendisini bile mahvetmeden asla tatmin olmayacak türdendi.
Onun sorumluluğunu üstlendiği ilk günden beri, düzenli dünyasının bir gün parçalanacağını sezmişti.
Varkas, içini kemiren harareti hissederken gözlerini kapattı.
Sanki zehir yutuyordu.

───

Yolculuk sorunsuz ilerliyordu.
Kuzeydoğudaki büyük malikâneler ziyaret edildikten sonra güneye yönelmiş, çeşitli ticaret bölgelerini dolaşmışlardı.
Yol boyunca görkemli metropoller birbiri ardına uzanıyordu; zengin tüccarlar ve soylular onları büyük bir misafirperverlikle ağırlamıştı.
Fakat bunların hiçbiri Talia’nın yüreğine dokunmuyordu. Zihni yalnızca karmaşayla doluydu.
Sızlayan dudaklarına dokunup pencerenin dışına baktı.
Düzenli saflar hâlinde ilerleyen şövalyelerin arasında zaman zaman Varkas gözüne çarpıyordu.
Siyah zırhı içinde, dimdik duruşuyla at süren adam tam anlamıyla sert ve vakur bir derebeyini andırıyordu. Her gece dudaklarına böylesine açgözlülükle yönelen adamın aynı kişi olduğuna inanmak güçtü.
Midesi yeniden burkulunca perdeyi çekip dışarıyla arasına set çekti. Ancak görüşünü engellemiş olması zihnindeki düşünceleri susturmaya yetmedi.
Defalarca yaşadıkları anları istemsizce zihninde tekrar edip durdu.
Varkas onun rızası olmadan asla öpücüğü başlatmıyordu. Ancak bu, onu zorlamadığı anlamına da gelmiyordu. Talia sınırlarına ulaşana ve çırpınmaya başlayana kadar inatla devam ediyordu. Bazen sabırsızlanan tarafın Varkas olduğu bile hissediliyordu.
Ama temas dayanılmaz bir hâl alıp korkuyla onu ittiğinde, Varkas masum bir ifadeyle geri çekiliyordu. O anlarda yaşanan her şey sanki yalnızca kendi kuruntusuymuş gibi görünüyordu.
Talia alışkanlıkla dudağını ısırdı, ardından sızlayan acıyla irkildi. Parmağını götürdüğünde ucunda belli belirsiz bir kan izi kaldı.
Bu yaranın kendi dişlerinden mi yoksa Varkas’tan mı kaynaklandığını bilmiyordu. Son zamanlarda Varkas dudaklarına karşı daha sert davranmaya başlamıştı.
Kurumuş dudaklarını yoklarken gözlerini sıkıca kapattı. Karmakarışık düşüncelerinden kurtulmak için biraz uyumaya çalışıyordu ki, hiç durmadan ilerleyen araba aniden durdu.
“Vardık. Lütfen inin.”
Pencerenin ardından tok ve sert bir ses duyuldu.
Talia kırışmış giysilerini düzelttikten sonra arabadan indi.
Geniş ovanın üzerine dağılmış büyük konik çadırlar ve eski kulübeler gözlerinin önüne serildi.
Bir an için şaşkınlığa kapıldı. Kuzeydeki keskin zengin-fakir ayrımının aksine güney genellikle daha müreffeh olduğundan, bir köyü ziyaret etmeyeli epey zaman olmuştu.
“Bu gece burada konaklamayı planlıyoruz.”
Varkas’ın ona refakat etmesi için görevlendirdiği genç süvari yaklaşarak açıklama yaptı.
“Biraz rahatsız olabilir ama yalnızca bir gün idare etmenizi rica ediyoruz.”
Talia hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.
Varkas, köyün muhtarı olduğu anlaşılan bir adamla konuşuyordu. Talia dalgın dalgın onları izlerken Varkas ona doğru başıyla işaret etti.
Talia temkinli adımlarla yanına yaklaştı.
Varkas elini omzuna koydu ve adama iş konuşur gibi bir ses tonuyla söyledi:
“Kendi kampımızı kuracağız. Bu yüzden yalnızca eşimin kalabileceği bir yer ayarlamanız yeterli.”
Talia şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
“Bu gece küçük bir çatışma yaşanacak.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi