Bölüm 129
Bölüm 129 – Avuntu
Çeviri: Raban
Karanlık Şehir’e uzanan uzun ve çetin yolculuklarının ne kadar acımasızca gelse de boşuna olduğunu öğrendikten sonra, üçünü bunca zamandır ayakta tutan o vaat edilmiş şatoya ulaşma isteği epey sönmüştü. Yine de oraya bir an önce varmak istiyorlardı. Sunny’nin kalbinde hâlâ minicik bir umut kıvılcımı parlıyordu. Belki... belki Effie onlara yalan söylüyordu. Ya da ne dediğini bilmeyen biriydi.
İyisiyle kötüsüyle.
Gerçi bu düşündüklerine gerçekten inanmıyordu. Güzel avcı biraz tuhaf olsa da samimi ve işini bilen birine benziyordu. Üstelik söyledikleri fazlasıyla mantıklıydı.
Ama Effie granit hisardan ayrılmak için hiç acele etmiyordu.
“Güneş batmadan önce o kadar yolu gidemeyiz. Harabelerin içinde ilerlemek yavaş ve zahmetlidir. Rahatınıza bakıp dinlenin. Şafakta yola çıkarız.”
Bundan sonra elinde beliren uzun bir bıçakla canavar leşlerini parçalamaya koyuldu. Tuniğine kan bulaşmasın diye deri önlüğe benzeyen bir Hatıra bile çağırdı. Kendi kendine neşeli bir melodiyle ıslık çalarken, hevesle çalışan usta bir aşçı gibiydi.
Nephis, Sunny ve Cassie’nin konuşacak hâli yoktu. Her biri kasvetli bir sessizlik içinde bir köşeye çekilmiş, içine düştükleri yeni durumun korkunç gerçeğini sindirmeye çalışıyordu.
Sunny’nin morali tamamen çökmüştü.
Sanki birisi pilini çıkarmış gibiydi. Ne bir şey yapacak gücü kalmıştı ne de isteği. Dünya soluk, yorucu ve anlamsız görünüyordu.
‘Umut dediğin şey de bu işte.’
Öfkelenmeye bile mecali yoktu. Sanki... sanki bitap düşene kadar bir maraton koşmuş, bitiş çizgisini geçmiş, sonra da çizginin öbür tarafında başka bir yarışın onu beklediğini öğrenmişti.
Aslında sonsuza kadar koşmak zorunda kalacaktı.
Hayatta kalmasını sağlayan tavsiyeleri ve öğretileri için Usta Jet’e ve Öğretmen Julius’a bir daha asla teşekkür edemeyecekti. Bir gün yaptıkları iyiliklerin karşılığını ödeme fırsatı da bulamayacaktı. Asla Uyanmış olmayacak, tuhaf Yöneliminin gizemlerini daha fazla öğrenemeyecekti. En önemlisi de zengin olup hayatının geri kalanını bolluk ve rahat içinde geçirme hayallerini gerçekleştiremeyecekti.
En çok da bu canını yakıyordu.
‘Eh, şaşırmamak gerek.’
Perişan bir hâlde, bu felaketin içinde kendini avutacak bir şey bulmaya çalıştı.
‘Şey... düşününce... hâlâ hayattayım. Bunun da bir değeri olmalı, değil mi?’
Gölgesi ona pek ikna olmamış gibi baktı.
‘Üstelik yakın gelecekte hayatta kalmam da gayet mümkün. Evet, genel tablo daha kötüye döndü, ama şu anki durumumuz aslında bayağı iyileşti. Artık sürekli boğulma ya da derin, karanlık denizin korkunç sakinlerine yem olma tehlikesi altında değiliz. Bir de epey güçlü bir insan topluluğu bulduk.’
Şatoda düzen nasıl işlerse işlesin, orada yüzlerce insan yaşıyordu. Rüya Diyarı’nda sayı ve deneyim her şey demekti. Bir insan topluluğunun parçası olduklarında, bunca zamandır onları sessizce ezen yüklerinin çoğunu sırtlarından atacaklardı. Labirent’in cehennemvari sınavıyla kıyaslanınca, şatodaki hayat rüya gibi olacaktı.
Tabii şatonun zorba efendisine boyun eğmeye razı olurlarsa. Sunny yalnız olsaydı, muhtemelen razı olurdu. Ama şimdi...
Neyse, reddetseler bile şatonun dışındaki yerleşim yeri vardı. Effie bağımsız bir avcı olarak gayet iyi idare ediyor gibiydi. Mutsuz da görünmüyordu.
‘Hatta şimdiye kadar gördüğüm insanlar arasında hâlinden en çok memnun olan o olabilir. Cidden, nasıl bu kadar rahat ve neşeli ki? Deli ya da manyak falan mı acaba?’
Sunny, kendisine göre akıl almaz derecede uzun boylu avcı kadına çaktırmadan bir bakış attı ve kaşlarını çattı.
‘Peki, bir düşünelim. Başını sokacak bir yeri var ve avlandığı sürece de yemek sıkıntısı çekmiyor. Üstelik yemekler lezzetli. Bu bile eski hayatımdan iyi.’
Şimdi düşününce, gelecek için kurduğu hayaller arasında hayatının geri kalanını Karanlık Şehir’de geçirmek elbette yoktu. Ama gerçek dünyada kenar mahallelerde verdiği hayatta kalma mücadelesinden de büsbütün farklı sayılmazdı. Hatta birçok yönden daha bile iyiydi. Belki de içinde bulundukları durum aslında o kadar da kötü değildir. Sadece gelişmeler Sunny’nin gereğinden fazla büyüttüğü beklentilerine hiç uymuyordu.
Belki de Effie hayattan hiçbir şey beklemiyordu. Bu yüzden de bu iğrenç cehennemin ortasında bile böylesine mutlu, böylesine canlı kalabiliyordu.
‘Evet... bence kesin bu. Sorun çözüldü. Anlaması kolaymış.’
Gölgesi başını iki yana sallayıp başka tarafa döndü. Sunny derin bir iç çekti. Bu felaketin içinde mantıklı sayılabilecek bir teselli bulmaya çalışmıştı, ama kendini hiç mi hiç iyi hissetmiyordu. Aksine, önlerindeki geleceğin ne kadar karanlık ve kaçınılmaz olduğunu düşündükçe daha da yoruluyordu.
Bir anda içi ürperdi. Tanıdık bir korku ve huzursuzluk hissi yüreğini kapladı ama bu kez çok daha ağırdı ve çok daha derine işliyordu.
Kızıl Kule’nin gölgesi Karanlık Şehir’in üzerine düşmüştü.
...Çok geçmeden, gecenin geldiğini taşlara çarpan dalgaların sesinden anladılar. Sunny’nin kıpırdayacak hâli bile yoktu, bu yüzden dışarıya bakması için gölgesini gönderdi.
Batan güneşin son ışıkları dünyayı kızıl tonlara boyarken, lanetli deniz devasa kraterin içinden taşarak yükseliyordu. Sunny, uzaktaki güzel yüzsüz kadın heykelinin karanlık suların altında yavaş yavaş kayboluşunu izledi, sonunda dalgaların üzerinde yalnızca göğe uzanan eli kaldı. Sonra aşağı doğru baktı.
Lanetli denizin dalgalanan siyah yüzeyi, granit surun kenarının sadece birkaç metre altında duruyordu. Elini uzatsa neredeyse dokunacak gibiydi. Taş bariyerin öte yanında ise yıkık şehir, su seviyesinin onlarca metre altında, gölgelerin içine gömülmüş hâlde uzanıp gidiyordu.
Bir yanında uçsuz bucaksız karanlık deniz, diğer yanında harabe şehrin dev boşluğu vardı. Bu ikisinin arasında sıkışan heybetli sur, neredeyse bir kâğıt yaprağı kadar ince görünüyordu. Yine de siyah dalgaların ezici basıncına sessizce dayanıyor; aşağıdaki şehri korkunç selin silip süpürmesinden koruyan bir bent gibi sapasağlam duruyordu. Binlerce yıldır yaptığı gibi.
Yine de Sunny, bütün o ezici ağırlığın çöken suru yarıp her şeyi yutan bir karanlık seli gibi içeri dolduğunu hayal etmekten kendini alamadı. Omurgasından aşağı bir ürperti indi.
Gölgesine geri dönmesini emreden Sunny sonunda kendini ayağa kalkmaya zorladı ve Nephis’in yanına doğru yürüdü.
Değişen Yıldız sırtını duvara vermiş oturuyordu. Yüzünde karanlık bir ifade vardı. Ayak seslerini duyunca bakışlarını ona çevirdi.
Sunny yanına oturdu. Bir süre sessiz kaldı, sonra sordu:
“Ne düşünüyorsun?”
Nephis uzun süre cevap vermedi. Sadece o boyun eğmez ifadesiyle ona baktı. Sunny tam artık cevap vermeyeceğini düşünmeye başlamışken, sonunda konuştu.
Konuşurken soğuk gri gözlerinin derinliklerinde beyaz kıvılcımlar tutuştu.
“Geri dönmenin bir yolunu kesinlikle bulacağız. Bunun için her ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız ve çözümü bulacağız.”
Sözleri granit kulenin içinde yankılandı; duvarlardaki gölgeler uğursuz bir sevinçle dans etti.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.