MANGA-TR
Bölüm 131
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 131

Karanlık Şehir’i Katetmek
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.343

Bölüm 131 – Karanlık Şehir’i Katetmek
Çeviri: Raban
 
Bir zamanlar büyük olan şehrin kederli harabeleri, etraflarına ıssız bir taş labirent gibi yayılmıştı. Tepelerinde gri gökyüzü, çevrelerinde ise ölü bir sessizlik vardı. Dört gergin Uyuyan’dan oluşan grup, sanki devasa ve kadim bir mezarlığın içinde yürüyordu.
 
Sunny, Karanlık Şehir’in uğursuz gölgelerinde sayısız dehşetin saklandığını kendine sürekli hatırlatmak zorundaydı. Yanlış bir sapak bile onları ölümcül bir tehlikenin ortasına düşürebilirdi. Bu eski harabede, hayatlarını rehberlerinin ellerine teslim etmekten başka seçenekleri yoktu.
 
Neyse ki söz konusu rehberleri; ölmüş ama gömeni yok türünden, kasavet saçan bir tarihçi veya yazar değildi. Cezbedici eski tarz bir zırh giymiş, uzun boylu, uzun bacaklı ve son derece çekici bir genç kadındı. İçinde bulundukları durumda Sunny, hayatını karalamalarla idame ettiren işe yaramaz bir yazardansa bir savaşçının yanında olmaya yeğlerdi.
 
Aslında bunun durumla falan ilgisi yoktu. Bir yazarın etrafta bulunmasının işe yarayacağı herhangi bir durum hayal etmekte zorlanıyordu. Bildiği kadarıyla bütün yazarlar tembel, yeteneksiz ve düzenbazlardı; tek gerçek becerileri dürüst insanlardan para koparmak ve novelleri, webtoonları bölümün en heyecanlı yerinde bitirip, insanları merakta bırakıp, süründürerek bundan sadistçe zevk almaktı.
 
Üstelik hiçbirinin Effie’ninkiler gibi kalçaları da yoktu... şey... dur, ne?
 
Hemen düşüncelerini başka yöne çekmeye çalışarak kendini zorladı. Kaşlarını çattı, kendine hakim olmalı ve duygularını kontrol altında tutmalıydı. Bu daima hatırlaması gereken bir şeydi.
 
Bir bakıma içinde bulunduğu bu acımasız durum iyi bir şeydi. Yıkık şehrin korkunç gerçekliği, önceki gün öğrendikleri katlanılmaz gerçeğin sebep olduğu acıyı, kalplerine çöken umutsuzluğu düşünmelirini engelliyordu.
 
Tek yapmaları gereken bir ayağını diğerinin önüne atmak ve hiçbir şeye fazla kafa yormamaktı.
 
Her seferinde bir adım. Hayatta kalmanın yolu buydu.
 
Sunny ağır ağır iç çekti, etrafına baktı ve yaptığı şeyi yapmaya; yürümeye devam etti.
 
Effie’nin söylediği gibi, harabelerin içinden geçmek yavaş ve zahmetli bir işti. Avcı kadın onları geniş ve dar sokaklardan oluşan karmaşık labirentin içinden geçiriyor, yalnızca kendisinin bildiği tuhaf ve dolambaçlı bir rota izliyordu. Sık sık durup saklanmaları, görünmeyen bir tehlikenin geçmesini beklemeleri gerekiyordu.
 
Bazen dışarıda açık havada yürüyorlardı. Bazen yıpranmış binaların içine dalıyor, içerideki moloz yığınlarının arasından sürünerek ilerliyorlardı. Bazense Effie onları yarı yıkılmış evlerin içinden geçirip öbür taraftaki kuytu ara sokaklara çıkarıyordu.
 
Birkaç kez de çatılardan geçtiler. O zamanlarda, sallanan kiremitlerin ya da kirişlerin üzerinde ilerliyor, geniş boşlukların üzerinden atlıyor, özellikle büyük aralıkları kapatmak için birilerinin yerleştirdiği yarı çürümüş tahta kalasların üzerinde dengede kalmaya çalışıyorlardı. Böyle anlarda Cassie’yi ya Neph ya da Sunny kucağında taşıyordu.
 
Sunny, bazı binaların içinin inanılmaz derecede iyi korunduğunu görünce şaşırdı. Gerçekte binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen, orada yaşayanlar sanki birkaç hafta önce çıkıp gitmiş gibiydi. Bu sayede, bu kadim şehrin insanlarının çok uzun zaman önce nasıl yaşadığına dair birkaç fikir ediniyordu.
 
Aslında bu tuhaf ve ürpertici bir manzaraydı.
 
Effie’nin harabeleri çok iyi bildiği de açıkça belli oluyordu. Gittikleri her yerde, onun daha önce buradan geçtiğinin ve hazırlık yaptığının izleri vardı. Çatılar arasındaki boşluklara yerleştirilmiş kalaslardan, doğaçlama geçitleri saklamak için kullanılan ağır taş levhalara kadar her şey, onun bu ölümcül labirentin büyük bir kısmını yıllar süren dikkatli bir çabayla kendi av sahasına çevirdiğini gösteriyordu.
 
Sunny, dışarıdan umursamaz görünen bu genç kadına karşı içten içe saygı duymaya başladı. Effie, lanetli harabelerden geçmeyi neredeyse güvenli ve kolay gösteriyordu.
 
Ama Sunny gerçeklerin bundan çok uzak olduğunu biliyordu. Sanki ölümün nefesi her an enselerindeydi de Effie’nin bilgisi ve doğru anda verdiği kararlar sayesinde paçayı kurtardıklarını düşünüyordu. Yolda rastladıkları, yakın zamanda katledilmiş birkaç leş de Karanlık Şehir’in ürkütücü yaratıklarla kaynadığının açık bir işaretiydi.
 
Korkunç Kâbus Yaratıkları bile burada güvende değildi.
 
Birçok kez, uzaktan taşlara sürtünen pençe sesleri duydular; ağır ve güçlü adımların altında zeminin titrediğini hissettiler ya da bulutların arasından hızla süzülen gölgeler gördüler. Böyle anlarda Effie hiç tereddüt etmeden rotalarını değiştiriyor ya da kusursuzca gizlenmiş bir saklanma yeri buluyordu.
 
Onunla karşılaşmaları kadının dediği gibi büyük bir şanstı.
 
Ama saatler geçtikçe Sunny’nin içi sıkılmaya başladı. Bu lanetli yerde onları nasıl bir gelecek beklerse beklesin, yiyecek için avlanmak zorunda kalacaklarından emindi. Bu da Effie’nin öğrendiği her şeyi, belki de daha fazlasını öğrenmesi gerekeceği anlamına geliyordu. Bu düşünce gözünü korkutuyordu. Bunu başarıp başaramayacağından bile emin değildi.
 
En azından bunu tek başına yapmak zorunda kalmayacaktı. Yanında birlikte hareket edebileceği Değişen Yıldız vardı ve tabii bir de Cassie vardı. Onların varlığı Sunny’i sakinleştiriyordu.
 
Bu korkunç cehennemde tek başına yaşama düşüncesi... bir an içi ürperdi… bunu düşünmek bile istemiyordu. Öyle sefil bir hayat yaşamak onun sonu olurdu. Olurda ölmezse bile mutlaka aklını kaçırırdı. O saatten sonra zaten hayatta kalmayı da istemezdi. Böyle bir ıstıraba hangi budala katlanmak isterdi ki?
 
‘Neyse, olmayacak şeyleri düşünmenin anlamı yok.’
 
Nephis’le Cassie’ye bir göz atan Sunny gülümsemesine engel olmaya çalıştı ve Effie’ye yetişmek için adımlarını hızlandırdı.
 
Düşününce, onun şu anki durumu dik başlı avcıdan çok daha iyiydi. Yanında güven ve yoldaşlık bağı kurduğu sağlam müttefikler vardı. Üçü de birbirinden güç alıyordu.
 
Üstelik Yönelimi ona Effie’ninkine benzer, kapsamlı bir fiziksel güçlendirme Yeteneği sağlayabiliyordu… tabii daha zayıf bir versiyonu ama olsun. Ondan zayıf olsa da, buna karşılık çok daha esnekti. Güçlendirme etkisini Hatıralara ve cansız nesnelere de aktarabiliyordu, ayrıca paha biçilmez bir yeteneği daha vardı; görünmeden hareket edip keşif yapabiliyordu.
 
Sunny, gölgesinin yardımını Effie’ye sunabilirdi; ama bunun güvenli olup olmayacağından pek emin değildi. Bu harabelerde düşünceleri ve duyguları hissedebilen yaratıklar varsa, bazıları gölgesinin bakışlarını da hissedebilir miydi ki? Gölgesinin tek başına dolaşmasına izin vermeden önce daha fazla şey öğrenmesi ve bazı şeyleri denemesi gerekiyordu.
 
Bu düşünceler moralini biraz olsun düzeltmişti.
 
...Çok geçmeden, güneş ufkun ardına doğru düşmeye başlarken, sonunda görkemli şatonun yükseldiği tepenin yamacına ulaştılar.
 
Sunny başını kaldırdı. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Ağır ve tedirgin bir his zihnine çökmüştü.
 
Bundan sonra ne olacağına bağlı olarak kaderleri sonsuza dek değişecekti... belki iyiye, belki de daha kötüye.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi