Bölüm 143
Bölüm 143 - Gunlaug
Çeviri: Raban
Gunlaug’ın ağırlığı Şato’nun her köşesinde hissedilse de Parlak Lord’un kendisine rastlamak neredeyse imkansızdı. Pek ortalıkta görünmez, yönetimi beş komutanı aracılığıyla yürütürdü. Bunun kibirden mi, paranoyadan mı, yoksa bambaşka bir sebepten mi kaynaklandığını Sunny bilmiyordu.
Seishan meselesinden sonra gölgesini rahatça dolaştırmaya cesaret edemez olmuştu. Özellikle de kadim hisarın korkunç efendisinin bulunduğu yerlere yaklaşmaktan özellikle kaçınıyordu. Bu yüzden Gunlaug’ı Şato’daki beşinci günlerinde ancak görebildi.
Ne var ki Altın Yılan ortaya çıktığında, bunu kimsenin kolay kolay unutamayacağı şekilde yapıyordu.
Sunny ile Cassie tam kahvaltılarını alacakken koca salon bir anda mezar sessizliğine gömüldü. Bir terslik olduğunu sezip girişe döndüler. Tam o anda Muhafızlar akın akın içeri dolmaya başladı.
Sunny’nin yüreği ağzına geldi.
‘Bu ne şimdi ne oluyor?’
Başlarına bir şey geleceğini düşünüp buradan en hızlı nasıl tüyebileceklerini hesaplamaya başladı. Neyse ki Muhafızlar onlara dönüp bakmadı bile. Hızla salonun dört bir yanına dağıldılar, uzun masaları duvarların dibine çekerek ortada geniş bir alan açtılar.
Cassie, Sunny’nin omzuna daha sıkı tutunup fısıldadı:
“Neler oluyor Sunny?”
Sunny kısa bir tereddüdün ardından cevap verdi:
“Bilmiyorum…”
O sırada kalabalığın arasında duran Caster’ı fark etti. Yakışıklı gencin yüzü oldukça ciddiydi. Gözlerini salonun en ucundaki karanlık bölmeye dikmişti.
Uyuyanlar birer birer o tarafa doğru dönüyordu. Sunny de onlara uydu.
Karanlık bölmeden ağır ağır beş siluet çıktı ve tahta çıkan basamakların dibinde durdu. Bunlar Gemma, Tessai, Seishan, Kido ve beşinci komutandı.
Sunny o adamı görür görmez istemsizce ürperdi.
Beşinci komutanın Parlak Şato’da resmî bir görevi yoktu ama burada, bu şehirde herkes en çok ondan korkuyordu. Solgun tenliydi, kemikli bir yüzü ve cam gibi donuk, duygusuz gözleri vardı. Tuhaf bir adamdı. Çarpık omurgası onu olduğundan çok daha kısa gösteriyordu.
Kambur adamın üzerinde yalnızca süsü püsü olmayan sade, siyah giysiler vardı. Üzerine çevrilen bunca bakıştan rahatsız olmuş gibi ne yapacağını bilemez bir hâlde duruyordu.
Adı Harus’tu. Parlak Lord’un gizli kılıcı ve celladı.
Birinin ortadan kaldırılması gerekirse yada ölüm cezası almışsa, cezayı infaz etmek için Harus gönderilirdi. Gunlaug öfkesini herkese duyurmak isterse Harus ardında kan nehirleri bırakırdı. Kimse duysun istemezse tek damla kan bile dökülmezdi. Sadece hiç var olmamış gibi ortadan kaybolurlardı.
Harus, Gunlaug’ın ölümcül gölgesiydi.
Şatoda yaşayan Uyuyanlardan bazıları, uykudan uyandıkları sırada Harus’un cam gibi soğuk gözleriyle, karanlığın içinden kendilerine baktığına dair kâbuslar görmüştü. Bazıları içinse bu kâbuslar gerçeğe dönüşmüştü. Efendisinin emri ne kadar alçakça olursa olsun, Harus seve seve yerine getirirdi.
Ancak Sunny’yi asıl huzursuz eden şey, Harus’a baktığında aynada kendisinin karanlık bir versiyonuna bakıyormuş gibi hissetmesiydi. Birbirlerine netice itibariyle hiç benzemeseler de o sadist kasapta kendinden izler görmeden edemiyordu.
Daha doğrusu, bir gün dönüşebileceği kişiden izler görüyordu.
‘Ne— yok artık… Bir kere ben daha yakışıklıyım.’
Kambur adam bakışlarını üzerinde hissetmeden önce gözlerini kaçırdı. Ardından nihayet karanlıktan çıkan uzun boylu adama baktı.
Yani en azından bir adam olduğunu varsayıyordu.
Neme lazım, altından yapılmış bir İblis de olabilirdi.
Parlak Lord Gunlaug, uzun boyluyudu ve bedenini baştan ayağa örten tuhaf, altın kaplı bir zırha bürünmüştü. Gözleri bile görünmüyordu. Ne hikmettir ki zırh hem katı hem de sıvı gibiydi, iri kaslarıyla geniş, güçlü omuzlarının üzerinden akıyormuşçasına bedenini kavrıyor, onu büsbütün sarıyordu. Yüzünün olması gereken yerde cilalı altından, pürüzsüz ve boş bir yüzey vardı. Yüzlerce Uyuyanın korku dolu çehresini kendilerine geri yansıtıyordu.
Sunny, kendi yansımasının ona baktığını gördü. O anda, ışıl ışıl parlayan bu heybetli adamın önünde ne kadar küçük ve zavallı olduğunun idrakine vardı. Dizlerinin bağı çözüldü.
Gunlaug’ın çevresine yaydığı baskı neredeyse elle tutulacak kadar yoğundu. Sunny etrafındaki herkesin aynı durumda olduğunu gördü. Yüzleri kireç gibi olmuş, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Şakakları zonkluyor, alnından ter damlaları süzülüyordu. Komutanlar bile huzursuz görünüyordu; bu ezici baskıdan onlar da diğerleri kadar etkilenmişti.
‘Tanrılar… s*keyim … Bu yaydığı aura değil… bu düpedüz zihinsel saldırı!’
Kuklacının Kefeni’nin [Kuşkusuz] tılsımı sayesinde Sunny bu tür saldırılara çoğu insandan daha dayanıklıydı. Dişlerini sıktı, zihnini ezen baskının etkisinden sıyrılıp derin bir nefes aldı. Sonra endişeyle Cassie’ye baktı.
Şaşırtıcı bir biçimde kör kızın hiçbir şeyi yoktu. Diğerlerinin aksine en ufak bir rahatsızlık belirtisi bile göstermiyordu.
Sunny gözlerini kırpıştırarak kıza aval aval bakıyordu.
‘Yansıma… Her şey o herifin garip zırhında kendi yansımamı gördüğüm anda başladı. Ama Cassie kör, bu da demek oluyor ki…’
Anlaşılan Gunlaug aslında onlara saldırmıyordu. Bu, tuhaf altın zırhın sahip olduğu bir özellikten yada tılsımdan dolayı böyleydi. Zırhın ayna gibi yansıma yapan yüzeyine bakan herkes, insanı felce uğratan bir hayranlık ve dehşete kapılıyor, karşı konulmaz bir boyun eğme isteği duyuyordu.
‘Yalnızca pasif etkisiyle yüzlerce kişiyi neredeyse felç eden bir Hatıra?!’
Sunny şaşkınlık içindeydi.
Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?
Bu sırada Gunlaug boş beyaz tahta doğru yürüdü ve zarif bir hareketle oturdu. Girintinin arka duvarındaki sayısız delikten süzülen ışık zırhında parlıyor, onu parlak bir ışık halesi sarmış gibi gösteriyordu.
Yüzü olması gereken yerdeki altın ayna, ayaklarının dibinde titreyen Uyuyanlara çevrildi.
Birkaç saniye sonra derin ve sinsi bir ses dört bir yandan yükseldi. Sanki Şato’nun kendisi fısıldıyordu:
“Ah, bugün ne kadar güzel bir gün böyle. Adaletin yerini bulması için kusursuz bir gün, sizce de öyle değil mi, kıymetli tebaam? Duyduğuma göre bugün aramızda bir suçlu saklanıyormuş. Söyleyin bakalım… Ben herkese hakkettiğini vermiyor muyum? Hakkınızı gözetmiyor muyum? Adil bir hükümdar değil miyim? Madem öyle, size ne kadar adil olduğumu göstereyim…”
***
Ç.N.: Bilgilendirme amaçlı ekliyorum.
Hatıra: [Kuklacı’nın Kefeni]
Hatıra Rütbesi: Uyanmış
Hatıra Kademesi: V
Hatıra Türü: Zırh
Hatıra Açıklaması: [Bir zamanlar erdemli bir kralın kalbine bir şüphe kurdu düştü. Zamanla, Kral’ı içten içe yedi ve onu kuklası haline getirdi. Bir ömür sonra Kuklacı Solucan, Kralın ölü bedeninden kaçtı ve geride siyah ipekten bir koza bıraktı. Nereye gittiğini kimse bilmiyor, ancak sessiz kaleye yaklaşmaya cesaret edenler ipeği, kemirilmiş kemiklerin arasında bulup ondan bir zırh yaptılar.]
Hatıra Tılsımları: [Artırılmış Dayanıklılık], [Kuşkusuz].
Tılsım: [Kuşkusuz]
Tılsım Tanımı: [Kullanıcıya zihinsel saldırılara karşı az miktarda koruma sağlar.]
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.