MANGA-TR
Bölüm 144
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 144

Meydan Okuma Hakkı
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.319

Bölüm 144 - Meydan Okuma Hakkı
Çeviri: Raban
 
Sunny’nin sırtından soğuk terler boşanıyordu. Gunlaug’ın yılanı andıran sesi onu öylesine sarsmıştı ki dizlerinin üzerine çöküp af dilememek için kendini zor tutuyordu. Ancak büyük salondaki herkesin aynı dürtüyle boğuştuğunu da biliyordu.
 
Çünkü buradaki herkes, bu zalim adamın gözünde suç sayılabilecek bir şey yapmıştı.
 
Sunny insanlar her an birer birer günahlarını itiraf etmeye başlar diye bekliyordu. Tam o sırada kapının olduğu tarafta ufak bir gürültü tufanı yükselmeye başladı. Tuhaf bir hareketlilik yaşanıyordu.
 
İki muhafız, tehditkâr ve kararlı adımlarla bir adamı salonun ortasına kadar sürükleyip yere fırlattı. Üzerinde paçavradan kıyafetler vardı; insanın içini acıtacak kadar da zayıftı. Dış yerleşimde yaşayanlardan biri olduğu her hâlinden belliydi.
 
Ancak ince derisinin altında güçlü kasları geriliyordu. Gözlerindeki öfkeli ve korkusuz ifade, ona gururlu ve meydan okuyan bir hava veriyordu. Muhafızlara küçümseyen bir bakış attıktan sonra yerden kalktı; sırtını doğrultup başını dik tuttu. Yüzünde korkudan eser yoktu.
 
Yalnızca karanlık ve yıkıcı bir öfke vardı.
 
Gunlaug tahtından cesur adama baktı ve başını hafifçe yana eğdi. Dış yerleşimden gelen adam, altın maskede kendi yansımasını görünce yüzünü buruşturdu ama yine de başını eğmedi.
 
‘Bu iradenin gücü.’
 
Sunny yabancıdan etkilenmişti.
 
O sırada Parlak Lord’un sesi yeniden büyük salonda yankılandı:
 
“Sevgili tebaam, bugün bir misafirimiz var. Jubei adındaki bu adam bizi dış yerleşimden ziyarete gelmiş. Duyduğuma göre kısa süre önce adamlarımdan birini suçlamış. Ben de adil ve merhametli bir hükümdar olarak Jubei’yi buraya davet ettim; gelsin, şikâyetini dile getirsin ve suçluyu ortaya çıkarsın istedim. Bu meselenin aslını mutlaka öğrenmeliyiz! Ne de olsa bu karanlık dünyada yolumuzu aydınlatan tek yıldız kanunlarımızdır…”
 
Sunny, Gunlaug’ın zırhından yayılan zihinsel baskının etkisinden kurtulmuş olmasına rağmen o derin ve yumuşak sesten yine de garip bir biçimde etkileniyordu. Hatta tüyleri diken diken olmuştu. Altın Hatırası olsun ya da olmasın, Parlak Lord insanı kendine çeken güçlü bir karizmaya sahipti.
 
Onu dinlememek zordu.
 
Fakat Jubei alaycı bir şekilde sırıttı.
 
“Doğru. Buraya senin eşkıyalarından birini suçlamaya geldim, Gunlaug. Bakalım bu sefer işin içinden nasıl sıyrılacaksın, p*ç herif.”
 
Bunu söyledikten sonra elini kaldırıp büyük salonunda her zamanki köşelerinden olan biteni izleyen Avcı grubunu işaret etti.
 
“İşte şu adam! Sözde Yol Bulucularından biri. Cinayetten suçludur. Masum bir çocuğu olabilecek en adi şekilde öldürdü. Yıllardır senin ve köpeklerinin her türlü alçaklığına göz yumdum ama artık yeter. Bugün yaptığı şeyin bedelini canıyla ödeyecek!”
 
Kalabalığın arasından şaşkın fısıltılardan oluşan bir dalga geçti. Aklı başında hiç kimse bir Yol Bulucuyu suçlamaya kalkmazdı. Sahip oldukları yüksek itibar sayesinde neredeyse dokunulmazlardı.
 
Ama Jubei’nin geri adım atmaya hiç niyeti yoktu.
 
Gunlaug konuştu:
 
“Demek öyle? Bu çok ağır bir suçlama, Jubei. Lütfen devam et. Bize detay ver.”
 
Dış yerleşimden gelen adam dişlerini sıktı.
 
“O alçak ve adamları, saf bir çocuğu türlü ödüller ve zenginlikler vaat ederek av gruplarına kattılar. Ona kendilerinden biri olacağını, bu lanet olası Şato’ya taşınıp burada yaşayacağını söylediler. Ama ne yaptılar, o zavallıyı yem olarak canavarların önüne attılar!”
 
Yere tükürdü.
 
“Bir de kendinize Avcı demeye utanmıyor musunuz, korkak herifler?! Sizde hiç mi haysiyet yok?!”
 
Büyük salona ağır bir sessizlik çöktü. İnsanlar artık Avcı grubuna karanlık bakışlarla bakıyordu. Şato sakinleri türlü kötülükleri görmezden gelmeye alışmıştı ama bugüne kadar görmezden geldikleri bütün o kötülükler, insanların birbirlerine yaptıklarından ibaretti.
 
Bir insanın kendi türünden birini Kâbus Yaratıklarına yem etmesiyse affedilemezdi.
 
Karanlık Şehir’de böyle bir ihanet, kutsala hakaret demekti.
 
Gunlaug başını Avcılara çevirdi. Adamlar onun bakışları altında ürperdi.
 
“Bunlar doğru mu?”
 
Grubun en yaşlısı olan Yol Bulucu, Jubei’ye karanlık bir bakış atıp kaşlarını çattı.
 
“Ortada bir yanlış anlaşılma olmalı, Lord’um. Sözünü ettiği çocuk, grubumuzun değerli bir üyesiydi. Ondan çok şey bekliyorduk. Ölümü hepimizi derinden üzdü.”
 
Sesi resmi, kararlı ve sakindi.
 
Belki de gereğinden fazla sakindi.
 
Jubei hırladı:
 
“Yalancı p*ç! O gün ben de avdaydım. Her şeyi kendi gözlerimle gördüm! Bana bak, orada ne yaptığını biliyorum lan adi p*ç!”
 
Gunlaug yüzünü kalabalığa çevirip iç çekti. Bir süre sessiz kaldıktan sonra ağırbaşlı bir sesle konuştu:
 
“Ne büyük talihsizlik... Görünüşe bakılırsa elimizde yalnızca senin iddian ve onun inkârı var, Jubei. Ne yapsak ki şimdi, nasıl etsek?..
 
Elbette ben cesur adamlarıma sonuna kadar güveniyorum. Sizlerin selameti için hayatlarını ortaya koyan bu kahramanlardan şüphe edecek kadar nankör biri çıkmaz herhalde aranızdan… öyle değil mi, kıymetli tebaam? İçinizden birisinin böylesine alçak ve vicdansız olabileceğine inanmak istemem.”
 
Sunny bir an için nefesini tuttu. Sanki o sinsi herif doğrudan kendisine hitap ediyordu. Kaldı ki sözlerinin ardına sakladığı ürpertici tehdidini de pek zarifçe söylememişti.
 
Gunlaug birkaç an için sustu. Ezici zihinsel baskısıyla kalabalığı perperişan ettikten sonra başını başka yöne çevirdi ve biraz gevşemelerine izin verdi.
 
“Ama böylesine ciddi bir meselede adam kayırmak bana yakışmaz. Hem bu, gerçekten de son derece vahim bir suçlama. Ah… ikilem de kaldım… Söyleyin bakalım, kıymetli tebaam; adaletin yerini bulmasını nasıl sağlayacağız?”
 
Salona çöken sessizlikte hem Avcıların hem de Yol Bulucuların lideri olan Gemma birden lafa girdi:
 
“Lord’um, müsaadenizle… Tam da böyle anlaşmazlıkları çözmek için konulmuş kadim bir kanunumuz yok mu? İnsanların bu Şato’ya yerleştiği günden beri yürürlükte olan bir yasa; meydan okuma hakkı.”
 
Jubei’ye bakıp gülümsedi.
 
“Bu cesur avcının, iddia ettiği suçlamadan zerre kadar kuşkusu varsa şimdi sözlerini geri alsın. Ama yok, iddiasından eminse suçladığı kişiye meydan okuyup haklılığını kanla ispatlasın. Tabii burada asıl hesap vermesi gereken kişi… aslında benm. Zira adamlarımın sorumluluğu bana aittir, Lordum. Avcı sıfatıyla işledikleri her suçun vebali de yine benim boynumadır.”
 
Gemma içten bir gülümseme verdi, karizmatik ve yürekleri ısıtan bir gülümseme.
 
“Ne dersin, Jubei? Geri mi çekileceksin? Yoksa bana meydan mı okuyacaksın?”
 
Dış yerleşimden gelen avcı bir süre ona baktı. Yüreği öfkeyle kaynıyordu, bakışlarıyla adamı öldürecek gibiydi. Sonunda ağzından tükürükler saçarak konuştu:
 
“Senden korktuğumu mu sanıyorsun lan, yalaka p*ç? Buraya gel de benimkinin tadına bak. Sana meydan okuyorum!”
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi