Bölüm 219
Bölüm 219 - Geçmişin Yadigârları
Çeviri : Raban
Işıldayan rünlerin arasında, Yöneliminin yazdığı bölümde yeni bir satır belirmişti.
Yönelim: [Gölge Köle].
Yönelim Rütbesi: İlahi.
Yönelim Yetenekleri: [Gölge Kontrolü].
Yönelim Mirası: [Gölge Dansı].
Sunny dikkatini Yönelim Mirası’na verir vermez, açıklamasının yazdığı yeni rünler parladı.
Gölge Dansı Açıklaması: [Vaktiyle zarafetin vücut bulduğu bir danstı, şimdiyse ölüm saçan bir dövüş stili. Bu esrarengiz stil, zarif bir kölenin gölgeleriyle dansına tanık olan hain Işıktan Yoksun’un eseridir. Böylesi bir güzelliği böylesi bir kötülüğe ondan başka kim dönüştürebilirdi?]
Öhöm, öhöm… Sunny, Büyü’nün kendisi hakkında söylediklerine fazla takılmamaya çalıştı.
’Yine mi şu hainlik muhabbeti... Ben hain falan değilim, tamam mı? İkide bir yalan söyleyip insanları kendi isteğime göre yönlendiriyorsam ya da işime gelmeyenleri sırtından bıçaklıyorsam ne olmuş, ha? Bunun adı kafayı kullanmak, kafayı...’
Ama dikkatini asıl çeken, açıklamanın kendisi değil, altında bulunan satırlardı.
Gölge Dansı Ustalık Seviyesi: [0/7].
Birinci Yadigâr: Kazanılmadı.
İkinci Yadigâr: Kazanılmadı.
Üçüncü Yadigâr...
…
Toplam yedi satır vardı. Her biri, yeni şekillenen dövüş stilinde belirli bir ustalık seviyesine ulaştığında bir Miras Yadigârı kazanacağını bildiriyordu.
Yedi tane!
Bir, iki ya da üç tane değil. Tam yedi tane!
Koca klanlar, tek bir Miras Yadigârıyla kurulmuştu. Sunny, yedisiyle birden neler yapabileceğini hayal dahi edemiyordu.
Bir aile kurup onu dünyanın en güçlü klanına mı dönüştürseydi? Hayır, bu bütün varını yoğunu tek bir yere yatırmak demekti. En iyisi birkaç klan birden kurmaktı!
Doğru ya! Yedi aile birden kurabilecekken neden bir tanesiyle yetinsindi?
Bir dakika, yok... bu kulağa pek doğru gelmiyordu...
Ne olacaktı ki? Bir şey olmazdı! Değil mi?
Gözünü hırs bürüyen Sunny, yükselen güneşe bakıp heyecanla sırıttı. Bu harikaydı! İnanılmazdı!
Ama heyecanı çabucak söndü.
’Tüh ya... Doğru. Önce gerçek dünyaya dönmem gerek. S*ktir, o da olacak gibi değil...’
Başını hafifçe çevirip uzaklardaki Kızıl Kule’ye doğru baktı ve düşüncelere daldı.
Bir süre sonra Effie’nin sesiyle kendine geldi.
“Hey, sersem! Kahvaltı hazır. Neye daldın sen, ha? Deminden beri salak salak sırıtıyorsun.“
Sunny düşünmeden cevap verdi.
“Mirasçı klanı kurmayı düşünüyordum da. Söylesene Effie, sen hiç klan kurmayı düşündün mü?“
Güçlü avcı, birkaç saniye ona tuhaf bir ifadeyle baktıktan sonra sırıttı.
“Bu bir… teklif mi?“
Aklı hâlâ başka yerde olan Sunny, başını yana eğip Effie’yi alıcı gözüyle inceledi.
’Hımm... fena değil aslında, hiç fena değil. Bir Mirasçı klanı kurarken eş seçimi çok önemli. Mesela Effie’yi düşünürsek. Korkulacak bir Uyanmış. Yönelimi olağanüstü ve akıl almaz derecede güçlü. Üstelik fiziği de tanrıçalara layık. Doğuracağı her vârisin hem güçlü hem de güzel olacağı kesin... Gayet uygun bir aday...’
“...Ha, ne? Yok, teklif değil. Seçenekleri değerlendiriyorum sadece.“
Sunny o anda, bir dakikadır Effie’yi hiç çekinmeden baştan aşağı süzdüğünü fark etti. Avcının sırıtışıysa çoktan tehlikeli bir hâl almıştı.
Effie doğrularak boynunu esnetmeye başladı.
“Anladım. Demek ölmek istiyorsun...“
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
“Hayır! Dur! Öyle demek istemedim! Ben sadece, şey yapıyordum... olasılıkları değerlendiriyordum!“
Haşin avcı parmaklarını çıtlatırken yüzünde tehditkâr bir gülümseme belirdi.
“Demek olasılıkları değerlendiriyordun, ha? Konuşmaya devam et bakalım...“
“Hayır, hayır! Bekle! Dur! Ha...“
***
Şaşırtıcı bir biçimde, Sunny sağ kurtulmayı başarmıştı.
...Kıl payı.
Çok geçmeden görkemli mermer kemeri geride bırakıp Labirent’in derinliklerine doğru yola çıktılar.
Yolculuk daha başlamadan önce Nephis, Unutulmuş Kıyı’nın güney ucuna ulaşmanın hızlı ve güya güvenli bir yolunu bildiğini söylemişti. Bu lanet yerde güvenli yolculuk nasıl bir anlam ifade ediyorsa artık... Bu yol olmasaydı, gidecekleri yere ulaşmaları aylar sürerdi.
Artık Karanlık Şehir’den ayrıldıklarına göre Sunny sonunda merakını gidermeye karar verdi. Onları böylesine hızlı götürecek bu gizemli yöntemin ne olduğunu sordu. Cevabı duyunca birkaç dakika boyunca Değişen Yıldız’a öylece bakakaldı, şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı.
Ve şaka yapmıyordu.
Sonunda vazgeçti… sadece bezgin bezgin elini salladı. Sormanın bir anlamı yoktu.
Nephis bu sırrı Cassie’nin görülerinden, kehanetlerinden öğrendiyse ve bunu yapabileceklerine inanıyorsa, Sunny’nin endişelenmesine gerek yoktu. En azından çok fazla endişelenmesine... Zaten bu saatten sonra geri dönmesi de mümkün değildi.
Üstelik yolculuk şimdiye dek onun için son derece kârlı geçmişti. Daha yola çıkalı birkaç gün olmuştu; şimdiden bir sürü gölge parçacığı ve Yükselmiş bir Hatıra kazanmıştı. Dövüş stilleri üzerine çalışmalarında kaydettiği büyük ilerleme ve bu çabasının karşılığında elde ettiği Yönelim Mirası da cabasıydı.
Her hâlükârda, bu hızlı yolculuk yöntemini kullanabilmek için önce güneye doğru yaklaşık bir haftalık yol gitmeleri gerekiyordu. Yol boyunca geceleri sığınacakları yüksek yerler de Nephis’in hazırladığı Unutulmuş Kıyı haritasına göre önceden belirlenmişti.
Hatta Nephis, Sunny’nin Effie’yle kaldığı haftada Kai’yi keşfe göndermişti. Sığınakların gerçekten haritada gösterilen yerlerde olduğundan emin olmak, karanlık denizden kaçacak yer bulamayıp Labirent’in ortasında mahsur kalma ihtimalini ortadan kaldırmak istiyordu. Yakışıklı okçu güzergâhı keşfetmiş ve haritanın doğru olduğunu bildirmişti.
Artık Unutulmuş Kıyı’nın kendisinden kaynaklanan tek tehlike, ansızın kopabilecek bir fırtınaydı. Ama ekipte gerçek bir kâhinleri vardı ve bu da tehlikeyi büyük ölçüde azaltıyordu. Cassie artık güçlerine daha iyi hâkimdi ve bol miktarda ruh özü emmişti. Kötü bir olay yaklaşırken çoğu zaman onları önceden uyarabiliyordu.
...Elbette bir de Labirent’in her zamanki tehlikeleri vardı.
Ölümcül labirentin içlerine doğru ilerledikçe işler de git gide daha beter bir hâl almaya başladı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.