Yukarı Çık




37   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   39 

           
Dev Brakk’ın kükremesi, sığınağın dar koridorlarında patlayan silahlara ve acı çığlıklarına karıştı. Boşalan tüfeğini bir gülle gibi fırlatıp en öndeki Kızıl Yara üyesinin göğsüne çarptı.

“Mira! Kaptan’ı al!“ diye gürledi Albay Ferid, rüzgar yeteneğiyle mermileri saptırırken. “Lira, Thorne’u stabilize et! Batı koridoruna çekilin! Brakk! Benimle kal, hattı tutacağız!“

Teğmen Mira tereddüt etmedi. Bu, bir savaş değil, bir katliamdı. “Anlaşıldı! Geri çekiliyoruz!“ diye bağırdı. Lira’nın yardımıyla Thorne’u derme çatma bir sedyeye çekerken, hayatta kalan birkaç elit de korkuyla çığlık atarak onların peşine takıldı.

Koridor, cehenneme dönmüştü. Brakk, zırhından kan sızmasına rağmen bir boğadan farksızdı. Garrick’in bıçakladığı boynundaki yara, her nefeste ılık bir kan fışkırtıyordu. Önüne çıkan ilk adamı yakaladı, devasa elleriyle adamın kaskını bir teneke kutu gibi ezdi ve cansız bedeni, arkasındakilere doğru bir kalkan gibi fırlattı.

Ferid ise onun tam zıttıydı. Bir fırtına gibi dans ediyor, kılıcı her bir Kızıl Yara üyesinin zayıf noktasını buluyordu. Rüzgar, kılıcının etrafında keskin bir hale oluşturmuş, her savuruşunda havayı yarıyordu.

Ama sayıları çok fazlaydı. Tıpkı bir sel gibi, kesintisiz akıyorlardı.

Tam o anda, patlayan bakım tünelinin dumanlarının arasından iki figür belirdi. Akın durdu. Savaşçılar, liderlerine yol açmak için saygıyla ikiye ayrıldı.

Lider Lyra ve sağ kolu Renard.

Renard’ın gözleri, kanla kaplı devi, Brakk’ı buldu. Yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. “Ne kadar da büyük bir hedef,“ diye fısıldadı ve bir gölge gibi öne atıldı.

Brakk, üzerine gelen tehdidi hissetti. Yumruğunu savurdu ama Renard orada değildi. Hızlıydı. Brakk’ın hayatında gördüğü her şeyden daha hızlı. Renard, Brakk’ın savrulan kolunun altından kaydı ve elindeki iki hançeri, Brakk’ın zırhının yan taraftaki (daha az korunan) birleşim yerlerine, kaburgalarının arasına kadar soktu.

Brakk, acıdan çok şaşkınlıkla kükredi. Bu güce kadar zırhı her şeyi durdurmuştu. Geri dönüp Renard’ı yakalamaya çalıştı ama kan kaybı ve yaraları onu yavaşlatmıştı. Renard, bir cerrahın soğukkanlılığıyla geri çekildi, darbelerden kaçındı ve Brakk’ın bacak kirişlerine iki kesik daha attı. Dev, ilk kez dizlerinin üzerine çöktü.

Aynı anda Lyra da Ferid’in karşısına dikilmişti.

“Hükümet’in Albayı,“ diye tısladı Lyra. Zırhından sızan öfke, etrafındaki havayı ısıtıyordu. Kılıcını çekti ve metal, uğursuz bir turuncu renkte parlayarak alev aldı.

Ferid şok olmuştu. Bu, basit bir yetenek değildi. Bu, saf, yoğunlaştırılmış enerjiydi.

İkisi birbirine girdi. Metal metale çarptı; rüzgar ve ateşin çarpışması, koridorda küçük patlamalara neden oldu. Ferid tecrübeliydi, kılıç ustalığı mükemmeldi, ancak Lyra’nın her darbesi, Ferid’in savunmasını eritiyordu. Lyra’nın gücü ham ve acımasızdı.

Ferid bir boşluk bulup öne atıldı ama Lyra onun kılıcını kendi alevli kılıcıyla yakaladı, metali eritti ve Ferid’in savunmasını kırdı. Alevli bıçak, Ferid’in omzuna derinlemesine dalmıştı ve Ferid acıyla haykırdı, zırhının ve etinin yanma kokusu genzine doldu. Son bir gayretle Lyra’yı göğsünden tekmeleyerek geri itti. Omzunu tutarak geriledi, nefesi kesilmişti.

*Bu... bu güç...* diye düşündü Ferid, dehşet içinde. *Bu A-seviye değil. Bu, ölçüm sistemlerimizin bile ötesinde. Bu kadın... bu bir SS-Seviye tehdit.*

Brakk, Renard’ın darbeleri altında can çekişiyordu. Ferid, omzundaki alevli yarayla Lyra’nın karşısında çaresizdi. Mağlup olmuşlardı.

Tam Lyra son, öldürücü darbe için kılıcını kaldırdığında...

Tavan bir anda sarsıldı. Bu, bir havan topu değildi. Bu, sığınağın *altından* ya da *üstünden* gelen, yapının kendisini temelinden sarsan bir şeydi. Toz ve beton parçaları döküldü.

Herkes duraksadı. Lyra, Ferid, Renard, Brakk... tüm Kızıl Yara üyeleri şaşkınlıkla yukarı baktı.

Yeni bir sarsıntı daha oldu ve bu İkinci sarsıntı daha şiddetliydi. Tavanın tam ortasında devasa bir çatlak oluştu.

Ve sonra, sığınağın güçlendirilmiş tavanı, bir kağıt gibi yırtılarak patladı. Tonlarca beton ve çelik, bir girdap gibi içeri çöktü.

Duman ve toz bulutunun ortasına, kırmızı bir yıldırım gibi bir şey indi.

Patriot.

Devasa zırhı, çöken enkazdan tek bir çizik almamıştı. Kaskının vizöründen sızan kırmızı ışık, toz bulutunu deliyordu. Etrafını saran kan kırmızısı aura, sığınağın acil durum ışıklarını bile gölgede bırakacak kadar yoğundu.

Savaş durdu. Nefesler tutuldu.

Lider Lyra, hayatında ilk kez, SS-Seviye gücüne rağmen, iliklerine kadar işleyen o ilkel korkuyu hissetti.

Patriot’un kaskı yavaşça kalabalığa döndü. Ve o an, sığınaktaki herkesin zihni dondu.

Bu, Patriot’un ’İktidar’ yeteneğiydi. Zihinlere yayılan, iradeyi kıran, saf, konsantre bir dehşet dalgası. Herkesi hareketsiz bıraktı. Bu yetenek o kadar güçlüydü ki, şehrin işgali sırasında korumaya çalıştığı çocukların yakınında kullanamamıştı; zayıf bir kalbi anında durdurabilirdi.

Ama artık koruması gereken çocuklar kalmamıştı.

Öfkesi, sığınaktaki her canlıyı ezmek, boğmak ve yok etmek için serbest kalmıştı. Lyra’nın parmakları kılıcının kabzasında dondu. Brakk, acısını bile hissedemiyordu. Ferid, nefes alamıyordu.

...KabUS başlamıştı.

Tam Patriot, bu felç olmuş kalabalığı infaz etmek için mızrağını kaldırırken, çöken tavanın kenarından ikinci bir siluet fırladı.

Bu bir düşüş değildi. Bu, bir saldırıydı.

Leo, Kraliçe’nin “Öfke Mührü“nün verdiği ilkel güçle kükreyerek, enkaz yığınının tepesinden doğrudan Patriot’un devasa gövdesinin üzerine atladı. Bedeni, kontrolsüz bir öfkeyle yeşil-kırmızı bir aura ile yanıyordu.

Havada süzülerek, iki elini birleştirdiği kılıcını, devasa Felaket’in tam kaskına indirdi.

Darbe, sığınağı sarsan bir çan sesi gibi yankılandı. Ama Patriot’un zırhı... kımıldamadı bile.

Leo, Patriot’un omzuna tutundu. Bilinci yoktu, sadece saf öfke vardı. Patriot’un ’İktidar’ yeteneği, iradesi olmayan birine işlemiyordu.

Kılıcını tekrar tekrar kaldırdı ve defalarca saldırdı. Kör, anlamsız, çaresiz ama durdurulamayan darbeler, Patriot’un kaskına bir çekiç gibi iniyordu. Her darbe, Felaket’in o mutlak, boğucu konsantrasyonunu bir sinek vızıltısı gibi bölüyordu. Ve en sonunda
Leo’nun kılıcı, bu imkansız saldırıların ağırlığı altında patlayarak parçalara ayrıldı.

Ve o an... ’İktidar’ın zihinsel mengenesinde bir çatlak oluştu.

Lyra, Ferid, Brakk... sığınaktaki herkes boğulurcasına derin bir nefes aldı. İrade, bedenlerine geri dönmüştü. Savaş yeniden başlayacaktı ama...

Patriot, kaskına çarpan o son metal parçasının sesinin ardından, yavaşça durdu.

Konsantrasyonu bozulmuştu. Öfkesi, zihinsel bir ataktan fiziksel bir yıkıma dönüşmüştü.

Kırmızı aurası, sığınağın içindeki havayı kaynattı.

Devasa kaskı, omzunda duran o küçük, sinir bozucu varlığa (Leo’ya) doğru gıcırdayarak döndü.

Patriot’un öfkesi o kadar yoğundu ki, etrafındaki beton duvarlar, sanki içeriden gelen bir basınçla zorlanıyormuş gibi gıcırdamaya ve çatlamaya başladı.

Felaket, Leo’yu öldürmek için devasa zırhlı elini kaldırdı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

37   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   39