Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 81

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.580


“Özür dilerim. Düşüncesizce davrandım.”
Kâhya derhâl başını eğdi. Varkas tek kelime etmeden yatak odasına girdi.
Hizmetkârlarından biri aceleyle peşinden içeri süzüldü. Varkas elini gelişigüzel sallayarak adamı gönderdi, ardından bir sandalyeye oturdu. Zırhını ve kıyafetlerini kendi elleriyle çıkarıp düzgünce katladıktan sonra, hizmetkârların önceden hazırladığı banyoya girdi.
Bütün günü at üstünde geçirdiğinden, bedeni toz ve at kokusuna bulanmıştı.
Berrak suyun içinde vücudunun her yerini dikkatlice yıkadıktan sonra koyu lacivert bir dublet ve yün pantolon giydi. Dizlerine kadar uzanan çizmeleriyle aynanın karşısına geçtiğinde, kusursuz biçimde dik duran düzgün silueti gözüne çarptı.
Yıllar süren eğitimle şekillenmiş bedeni, her an kusursuz bir duruş sergilemek üzere kusursuzca terbiye edilmişti.
Bir süre, imparatorluk kalıbından dökülmüş gibi görünen adama baktıktan sonra ceketini alıp odadan çıktı.
Tam salona yönelmek üzereydi ki merdivenlerden inen bir kadın dikkatini çekti. Kadının saraydan gönderilen şifacı olduğunu fark eden Varkas hemen seslendi.
“Yukarıdan neden iniyorsunuz?”
Kadın telaşla başını eğdi.
“Prenses Hazretleri beni çağırmıştı…”
Varkas kaşlarını çattı. Talia’nın sözünü dinlemeyeceğini zaten tahmin etmişti ama bunu kendi gözleriyle görmek içinde hafif bir huzursuzluk uyandırdı.
Sert bir ses tonuyla sordu:
“Majesteleri’nin durumu nasıl?”
“Bütün gün dinlenmiş olması sayesinde sanırım her zamankinden daha iyi görünüyordu. Ateşi de tamamen düşmüş durumda. Ancak bacaklarındaki ağrı hâlâ sürüyor gibi…”
“Yine uyku tütsüsü mü yaktınız?”
Sesindeki azarı fark etmiş olacak ki kadının yüzü gözle görülür şekilde gerildi. Şifacı kendini savunur gibi konuştu.
“Majesteleri uzun süredir şiddetli kronik ağrılar çekiyor. Uyku tütsüsü kullanmak acısını hafifletmek için en iyi yöntem.”
Varkas kadının yüzünü keskin bakışlarla inceledi.
İmparatoriçe’nin gönderdiği bu şifacıya gerçekten güvenebilir miydi? Kendi kızını bile bir piyon gibi kullanan bir kadındı o. Arkasından ne tür oyunlar çevirdiğini kestirmesi mümkün değildi.
Kadının gerçek niyetini anlamaya çalışır gibi bir süre yüzüne baktıktan sonra, gitmesine izin verircesine hafifçe başını salladı.
Kadın ne çok hızlı ne de çok ağır adımlarla merdivenlerden indi.
Varkas uzaklaşan sırtını bir süre izledikten sonra Talia’nın odasına yöneldi.
Sıkıca kapalı kapıyı çaldığında içeriden hafif boğuk bir ses duyuldu.
“Girin.”
Kapıyı açıp içeri adımını attığı anda serin bir rüzgâr yanağına dokundu. Kaşlarını çattı. Odanın yoğun dumanla dolu olmasını beklerken, geniş yatak odasında yalnızca hafif bir çiçek kokusu ve kuru otların kokusu vardı.
Midesinde kıpırdanan huzursuzluğu bastırıp dağınık odayı dikkatlice gözden geçirdi.
Sonunda pencere kenarında oturan küçük bir gölgeyi fark etti.
Adını seslenmek üzereydi ki Varkas bir anda sustu. Kendisini neyin durdurduğunu anlayamadı.
Batmakta olan gün ışığının altında oturan kadın başını ona çevirdi. Göz göze geldikleri anda, açıklayamadığı o huzursuzluk daha da büyüdü.
Dubletinin yakasını gevşetip hızlı adımlarla ona yaklaştı. Ardına kadar açık pencereyi sertçe kapattıktan sonra elinin tersini kadının solgun, ışık saçan yanağına bastırdı. Teninin buz gibi soğuk olduğunu hissedince irkildi.
“Ne zamandır burada duruyorsun?”
“Ben mi? Ne?”
“Bu soğuk rüzgârın içinde ne kadar süredir oturduğunu soruyorum.”
Talia’nın gözleri daraldı. Küçük yüzüne yayılan somurtkan ifadeyle olduğundan iki yaş daha küçük görünüyordu.
Elini itip kısa bir ses tonuyla konuştu.
“Bilmiyorum. Ne fark eder ki?”
“Yine ateşin çıkarsa ne olacak?”
“Çıkarsa çıksın.”
Varkas kaşlarını çattı. Bu kadınla konuştuğu her seferinde içinde garip bir dürtü baş gösteriyordu. Onu gerekirse zor kullanarak bile söz dinlemeye mecbur bırakmak istiyor, aynı zamanda tuhaf bir şekilde yumuşak davranıp gönlünü almaya çalışıyordu.
Bu tuhaf hissi dağıtmak ister gibi geri çekildi. Aralarına biraz mesafe girince Talia’nın da rahatladığı belliydi; omuzlarındaki gerginlik çözülmüştü.
Dizlerini kucaklayıp onu baştan aşağı süzen Talia, huysuz bir sesle devam etti:
“Daha önemlisi, neden böyle giyindin?”
“Bazı misafirler geliyor. Küçük bir ziyafet vermeyi düşünüyorum.”
“Misafirler mi?”
“Doğu’daki bölge lordları. Sanırım gözüme girmek için gelmişler.”
“Hımm…”
Tuhaf bir ses çıkarırken parmaklarıyla Varkas’ın ceketinin ucunu kurcaladı. Varkas sessizce onun eline baktı.
Kadın uzun süre kumaşla oynadıktan sonra tereddütle konuştu.
“Benim de katılmam gerekmiyor mu?”
Varkas bakışlarını yeniden ona çevirdi. Gerçek dışı denecek kadar güzel yüzü görüş alanını doldurdu.
Talia insanın duygularını tuhaf şekilde karıştıran bir kadındı. Normalde duygularını kontrol altında tutan kendisi bile onun yanında açıklayamadığı dürtüler hissediyordu. Burada nasıl bir karmaşa yaratacağını görmesine bile gerek yoktu.
Bir an duraksadıktan sonra yavaşça başını salladı.
Onu sonsuza kadar saklayamayacağını biliyordu. Ama en azından Doğu üzerindeki hâkimiyetini tamamen sağlamlaştırana kadar dikkatleri mümkün olduğunca Talia’dan uzak tutmak istiyordu.
“Buna gerek yok. Soylulara her şeyi ben açıklarım. Şimdilik Majesteleri dinlenmeye devam etsin.”
“...Bunu utandığın için söylüyorsun, değil mi?”
Bir anda sesi sertleşti. Kapıya yönelmek üzere olan Varkas durup ona baktı.
Talia, kurumuş kanla çatlamış dudaklarını ısırıp alaycı bir gülümsemeyle konuştu.
“Sakat bir kadını eş olarak aldığın için şimdiden pişman mı oldun?”
Varkas yumruklarını sımsıkı sıktı. Sıkmasa korkunç bir şey yapacakmış gibi hissediyordu. Derin bir nefes alıp sert duygularının yatışmasını bekleyerek ona soğuk gözlerle baktı. O sırada Talia’nın gözlerindeki düşmanlık daha da belirginleşti. İçinde tuttuğu sözler sonunda boğazını kazıyarak dışarı çıktı.
“Bazen kafam karışıyor. Söylediklerin beni incitmek için mi, yoksa kendini incitmek için mi, anlayamıyorum…”
Talia’nın dudakları cevap verememiş gibi sıkıca kapandı.
Varkas güvensizlikle dolu yüzüne sessizce baktıktan sonra hafifçe iç çekip arkasını döndü.
“Hizmetçiyi göndereceğim, hazırlan lütfen. Gerçekten katılmak istiyorsan seni durdurmayacağım.”
“Boş ver.”
Talia pencere kenarından atlayıp soğuk bir sesle karşılık verdi.
“Biraz daha yanında kalırsam yine sinirden patlayacağım.”
Bunu söyledikten sonra sendeleyerek yatağa gidip kendini çarşafların üzerine bıraktı. Varkas onu bir süre sessizce izledi, sonra odadan çıktı.
Merdivenlerden inip büyük ziyafet salonuna girdiğinde yüzlerce bakış aynı anda ona çevrildi.
Herkes bir anda ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz, Genç Efendi.”
Kapıya yakın oturan vassallarından biri saygıyla eğildi.
Varkas selamı kısa bir baş hareketiyle karşılayıp ağır adımlarla salonun içinde ilerledi.
Gösterişli kıyafetler içindeki yüksek rütbeli soylular ve kendi akrabaları salonun ortasındaki büyük masada oturuyordu. Onların çevresindeyse çok daha sade giyinmiş adamlar yer alıyordu.
Masaların arasından geçip baş köşeye ulaştığında salonda çalan hafif melodi aniden sustu. Topluluğu dikkatlice süzdükten sonra resmî bir selamlama yaptı.
“Bunca yolu gelip katıldığınız için teşekkür ederim. Misafirperverliğimiz yetersiz kalırsa affınıza sığınıyorum.”
“Yetersiz mi? Hayatımda tattığım en iyi şarap bu!”
Uzun masanın etrafındaki adamlardan biri gür bir sesle bağırdı.
Varkas bakışlarını ona çevirdi. Adamın göz alıcı derecede gösterişli ceketinde siyah bir ayı arması işlenmişti. Bu, güneydoğu bölgesini yöneten Gutvan ailesinin simgesiydi.
Adam kadehini havaya kaldırıp kışkırtıcı bir tonla devam etti:
“Ne de olsa İmparator Hazretleri’nin hediyesi başka olur. Bizim gibi serserilerin bunu tatmaya bile layık olup olmadığını bilmiyorum. Bu, Genç Lord’un ömür boyu süren sadakatinin ödülü değil mi?”
Abartılı bir ses tonuyla konuşan adam şarabı tek seferde içip kadehi masaya sertçe vurdu.
“Genç Efendi’nin döktüğü teri ve gözyaşlarını düşündükçe bu şarabın tadı acı geliyor.”
Salonun üzerine ağır bir sessizlik çöktü.
Varkas sandalyesine yaslanıp dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.
“Anlaşılan kavga çıkarmak için gelmişsiniz.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi