Yukarı Çık




9   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   11 

           
Talim devam ederken, komutan yüksek sesle bağırdı: “Şimdi her biriniz beni iyi dinleyin! İkili takımlar olacaksınız ve birbirinizle talim yaparak savaşacaksınız!”
Çocuklar hızlıca eşleşti. Leo, Theo ile takım oldu – dün odada gördüğü, sessiz çocuk. Karşılarına gelen takımda, hastalık izi olmayan iki “normal“ çocuk vardı. Komutan ıslık çaldı ve savaş başladı.

Leo, tahta kılıcını kaldırdı. İlk darbeyi vurduğunda, garip bir şey fark etti: Rakipler, ona göre aşırı yavaş ve zayıf kalıyordu. Kendi hareketleri ise şaşırtıcı derecede hızlı, darbeleri güçlüydü. Rakibini kolayca savuşturdu, sonra Theo’nun rakibine geçti. Birkaç saniye içinde ikisini de yere serdi. Theo, şaşkınlıkla ona baktı, ama Leo nefes nefese durdu. Dördüncü seviye olmanın etkisi miydi bu?

Komutan Eryon, Leo’yu fark etmişti. Gözleri kısıldı. Elinde tahta bir kılıç aldı ve meydanın ortasına çıktı. “Sen, çocuk! Bana saldır!” diye emretti, kılıcının ucuyla Leo’yu işaret ederek.
Leo yutkundu ama emre uyup saldırıya geçti. Komutanla savaş uzadı. İlk başta dengeli görünüyordu ama kısa sürede Leo gerilemeye başladı. Eryon’un her darbesi, her saldırısı Leo’yu geri itiyordu. Komutanın gücü eziciydi; kılıcı rüzgâr gibi savruluyor, Leo’yu püskürtüyordu. Leo, nefesi kesilmiş, yorulmuş haldeydi.

Son darbelere yaklaştığında, bir şey oldu: Baskı altında yeteneği kontrolsüzce aktifleşti. Gözleri karardı ve bir anda Komutan Eryon’un bir anısına çekildi.

Anı, korkutucuydu. Her taraf donmuştu; buz gibi bir soğuk, etrafta donarak parçalanmış bedenler... Eryon, yerde yatıyor, yaralı ve çaresizce ileriden gelen bir adama bakıyordu. Adam, ağır adımlarla yaklaştı. Eryon, öfkeyle haykırdı: “Sen! Bunu nasıl yaparsın? Bu ülke, bu şehir... Herkesi katlettin!” Sesi, azarlayan bir tondaydı ama iliklerine kadar korku taşıyordu.
Adam, sakin ama üzgün bir sesle yanıtladı: “Biliyorum. Sana ne söylesem de dinlemeyeceksin. Bu, hep senin lanetin oldu.“ Elindeki kılıcı sıkıca tuttu, gözlerinde bir hüzün parladı. “Seni öldürmek istemiyorum, ama ilerde beni durdurmak için karşıma çıkacağını da biliyorum. Bu yüzden, üzgünüm, ama bu yarayı senin vücuduna, bir zayıflık olarak kazıyacağım. Bir gün tekrar karşıma çıkarsan, bu yara senin sonun olacak.”
Eryon, “Dur! Hayır, bunu reddediyorum!” diye bağırdı. “Ömrümün sonuna kadar seni arayacağım ve bulduğumda seni öldüreceğim!”

Ama adam, donmuş kılıcından korkutucu dumanlar yükselirken yaklaştı. Kılıcını, Eryon’un göğsünün sol tarafına, kalbinin hemen üzerine dokundurdu ve ağır, acı dolu bir buz yarası bıraktı. Eryon, acıyla inledi.
Anı kararmış ve son bulmuştu.

Leo, gerçekliğe döndüğünde, Komutan’ın kontrolsüz, güçlü bir tahta kılıç darbesi ona doğru geliyordu. İki seçeneği vardı: Savunmak ya da saldırmak... Zayıf bir savunma Komutan’ı durduramazdı ve o zaman gelecek misilleme, Leo’da kalıcı hasar bırakabilirdi.
Leo, anlık bir kararla cesaretini topladı ve ani bir saldırıya geçti. Hedefi rastgele değildi; tam da Komutan’ın göğsünün soluna, anıdaki o lanetli yaranın olduğu yere nişan aldı.
Dışarıdan izleyenler, Leo’nun bu hamlesini çaresizce savrulmuş anlamsız bir çaba olarak gördü. Ama Komutan’ın en yakınındaki kıdemli askerler, şok içinde durumu fark etti: Leo’nun vurduğu yer, Komutan’ın en büyük zayıflığıydı. “Nasıl bildi?” diye mırıldandılar, talimi durdurmak için koşmaya başladılar. Ama yetişemediler.

Leo’nun tahta kılıcı, isabetli bir darbeyle Eryon’un göğsüne çarptı.
Komutan, küçük bir tahta kılıç darbesinden beklenmeyecek bir tepki verdi; gözleri faltaşı gibi açıldı, ağzından kan boşaldı, dizleri titredi ve yere yığıldı. Darbenin olduğu yerden, buz parçacıkları fışkırmaya başladı, havada süzülerek yere düştü. Çocuklar korkuyla geri çekildi, çığlıklar yükseldi. Askerler, “Sağlık ekibi! Çabuk!” diye bağırarak sedye çağırdı.
Komutan yerde kıvranırken, askerler kalabalığı dağıttı: “Herkes odasına! Derhal!”
Çocuklar korku içinde odalarına yöneldi. Ama Leo, donup kalmıştı. Gözleri, Komutan’ın yarasından çıkan ve havada eriyen buz parçacıklarına kilitlenmişti. Ben ne yaptım? diye geçirdi içinden. Askerler ona gitmesini söyledi ama Leo tepki veremedi.
Birden burnundan sıcak bir kan sızmaya başladı, gözleri karardı ve bilinci kapandı. Yere yığıldı.

Askerler, şaşkınlıkla Leo’ya koştu. “Bu da neydi şimdi?” diye mırıldandılar. Hızla sedye getirdiler ve Leo’yu da revire kaldırdılar.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

9   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   11